Mezhep Nedir? Nasıl Anlaşılmalıdır? 1

A+ A-

Din oluşumları insanlık tarihi kadar eskidir. Bu dini oluşumlar kültürel ögeler ile beslenir ve çeşitlilik gösterir. Bu konunun incelenip anlaşılması insanın ve coğrafyanın anlaşılmasını sağlar. Başka bir ifade ile toplumların sınırlarını ayırmakta ve karakterini ortaya koymaktadır. Seri olarak yazılacak olan bu yazılarda din kavramının açıklandığı gibi mezhep kavramı da ele alınacaktır. Yaşayan dinlerin toplumsal bağlamda anlaşılması sağlanmaya çalışılacaktır. Bu açıdan öncelikle ilahi dinlerin (Türkiye'de yaşayan) daha sonra diğer dinlerin temel özellikleri ele alınacaktır. Öncelikle mezhep kavramı ve nasıl anlaşılması gerektiği ifade edilecektir.


Sözlükte “gitmek” anlamındaki zehâb kökünden hem masdar hem de “gidecek yer ve yol” mânasında mekân ismi olan mezheb kelimesi, terim olarak “dinin aslî veya fer‘î hükümlerinin dayandığı delilleri bulmakta ve bunlardan hüküm çıkarıp yorumlamakta otorite sayılan âlimlerin ortaya koyduğu görüşlerin tamamı veya belirledikleri sistem” diye tanımlanabilir. Yani mezhep, dinin asıl kaynaklarının yorumlanmasıdır. Bu kaynaklar ise İslam için Kur’an’ı Kerim ve sahih hadislerdir. Hadis nedir ve nasıl anlaşılmalıdır? sorusuyla muhatap olduğumuzda vereceğimiz cevap ise; Hz. Muhammed’in sözlerini, fiillerini ve tasviplerini ifade eden terim; hadisleri tesbit, nakil ve anlamaya yönelik ilim olarak tanımlanır.

İnsan, ilgi alanına giren her şeyi, mevcut bilgi birikimine ve yetilerine bağlı olarak anlar ki vahyin yorumu anlaşılması vahiy değildir. Bu açıdan bakıldığında bize net bir şekilde anlatmaktadır ki mezhep bir din değildir, din olarak anlaşılması ise insanı bir dine mensup olmaktan uzaklaştırır. Başka bir ifade ile yorumu asla tercih ettirir. Yorum noktasında karşımıza “akıl” kavramı çıkmaktadır. Bu bağlamda akıl bizim sorumluluğa muhatap olmamızı sağlayan, bizi diğer canlılardan ayırıp “eşref-i mahlukat” ya da “aşağıların da aşağısı” kılan bir nüve(öz) ya da yetidir. Dolayısıyla İslam’ın asli kaynağını kullanmak için de yorumları tercih etmemizi sağlayan da akıldır. Fakat buradaki ayrım şudur ki dindeki temel otorite sadece akıl değildir. Eğer akıl olsa idi, kutsal metinlerin gelmesi yerine insanoğlunun aklını kullanıp doğru yolu bulması istenirdi.

İnsan bilgiye, öğrenmeye açık bir varlık olduğu sürece önüne çıkan bu yollardan birine dahil olur ve ilerlemeye devam eder. Bu mezhep yolunun oluşumu ilk olarak Haricilik, Şiilik, Mürcie ve Mu’tezile gibi daha çok siyasi saiklere dayalı olarak “fırka” adı altında başlamıştır.  Dini ritüellerin uygulanması açısından farklı yorumlar ise; Hanefilik, Şafiilik, Malikilik ve Hanbelilik olarak bilinen mezheplerdir. İtikadi(bağlanma, inanma) boyut taşımaları ve kurumsallaşmaya yol açan anlayış farklılıkları bakımından konumuza dahil olur. Bu mezhep oluşumları ise İslam çatısı altında temerküz ederek günümüze ulaşmıştır.

İsmi ne olursa olsun ya da kim tarafından yorumlanırsa yorumlansın, hiçbir mezhep veya dini anlama biçimi İslam’la aynileştirilemez. Ayrıca dinin insan için olduğunu, insan hayatına anlam kazandırdığını; hatta dinin de insanla anlam kazandığını ortaya koyar. Böylece din alanındaki farklılaşmanın temelinde insan gerçeğinin yattığını kavrama imkanı sağlar. Buradan hareketle, Müslümanları bekleyen en büyük tehlike olan mezhep çatışmasının önüne geçebilmenin tek yolunun mezhebin din olmadığının anlaşılması olduğunu ortaya çıkar.

Mezhepler “İslam ortak paydasını” unutmadan dini yaşama biçimlerine yaklaşabildiği zaman farklı yorumları da anlayıp kullanabilme imkanını yakalamış olurlar. Yine mezhepler, hem dinin anlaşılması planında, hem de insanın düşünce, tutum, tavır ve eylemlerinde bir tür ikinci derecede paradigma işlevi gördüğü için, İslam Medeniyeti’nin layıkıyla anlaşılabilmesi, hatta yeni bir medeniyet hamlesinin başlatılabilmesi, ona vücut veren ve onu besleyen ana damarların, yani İslam Düşünce Ekolleri olan İslam mezheplerinin doğru anlaşılabilmesine bağlıdır.

 

03-06-2020