Medya ve Kültürleme

Selma Çalışkan

Sosyolog

Yazar Hakkında

1995 yılında Ankara’da doğdum. Öğrenim hayatıma Ankara’da başlayıp Ankara’da devam ederek 2018 yılında Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji bölümünden mezun oldum. Temel ilgi alanlarım duygular sosyolojisi, sosyal hafıza, medya ve söylem üzerinde yoğunlaşırken baktığım şeyde gördüklerimi sizlerle paylaşarak görme biçiminize katkı sağlamak ve “yaşamı güzel karşılaşmalarla süslemek”  amacıyla burada olacağım.   “I am a sociologist, God help me.” (John O’Neill)


Toplumsal yapı, bireyin davranışına ilişkin düzen sağlamak amacıyla birtakım normlar üretir, geliştirir ve bu da sosyalizasyon yoluyla bireylere aktarılır (1). Bireyin davranışı kendi başına değil, kişinin başkaları tarafından etkilenmesi sonucuyla ortaya çıkmakta ve bir sosyal etkileşim süreci meydana gelmektedir. Ancak bu etkileşim yalnızca bireyler arasında sınırlı değildir. Gelişen kitle iletişim araçları sayesinde belirli bir kaynaktan, bir hedefe doğru tek yönlü haberleşmeler nedeniyle de bir etkileşim söz konusudur.

  

Moderniteyle birlikte ağırlık kazanan kitle iletişim araçlarının önemi ve işlevine ilişkin çalışmalar sonucunda, medyanın tek işlevinin, yalnızca kişiyi bilgilendirmek olmadığı saptanmıştır (2). Medya aynı zamanda tutumları değiştirmek, yönlendirmek amacı da güder. Bu bağlamda medya, kültürleri biçimlendirirken insanlar arasındaki bağı güçlendiren veya zayıflatan, iktidarı destekleyici veya yıkıcı bir tutum da sergilemektedir. Bu nedenle gündelik yaşantımızda büyük bir yere sahip bu iletişim araçları, toplumsal hayatı doğrudan etkileyen önemli faktörlerdir.

Popüler kültür aktarım aracı olarak, televizyon ve işlevi hakkında yaygın olumsuz görüşler bulunmasına rağmen izlemeye devam edilmekte ve ortaya çıkan zararlı sonuçların, insanlar üzerinde kişisel olarak kendilerini etkilemediği kanısı yer almaktadır. Bu nedenle insanlar medyayı izlerken bir taraftan da onu değersizleştirip sıradanlaştırmaya çalışır. İnsanların, televizyonu “içimizden biri” olarak tanımlaması nedeniyle bazı televizyon yayınları hakkında bilimsellikten uzak, temeli değer yargılarına dayanan birtakım görüşler vardır. Televizyonun özellikle çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri hakkında herkes hemfikirdir. Kümülatif etkiye sahip televizyon, yoğun izleyenlerle daha az izleyenler arasında kişinin medyanın sunduğu mesajın gerçekliğine inanıp inanmadığına dair ayrım yapılmasını sağlamaktadır.

  

Günümüzde geleneksel medya ve yeni medya olarak ayrılan ve yeni medya içinde tanımlanan sosyal medyaya yönelik söylemler görünürde iyimserdir. Organize olmayı sağlaması, gerçekleri kolaylıkla öğrenebilme imkânı sağlama, fikirlerin hızlıca yayılması gibi birtakım olumlu addedilen varsayımlarla savunucuları tarafından değerli kılınmaktadır. Oysa sosyal medya içeriğini tüm internet kullanıcılarının oluşturması, toplumda her kesim kullanıcının bilgi akışı içinde yer alması her türlü dezenformasyona da neden olmaktadır.

Ayrıca sosyal medya, bireylerin ideolojilerini yeniden tanımlayabildikleri bir paylaşım aracıdır (3). Bu nedenle toplumların duygularını ve bireylerin motivasyonlarını etkilemek amacıyla doğruluğu ya da yanlışlığı sınanmaksızın yalnızca seçilen bilgilerin paylaşılması bireysel ve kitlesel hareketler üzerinde etkilidir.

 

Algı yönetimi, bireylerin gündelik yaşam pratikleri üzerinde internet odaklı olmakla birlikte bilgi paylaşmak konusunda da belirleyici konumdadır. Çünkü medya gündelik hayat ilişkilerini, alışkanlıkları, hisleri, düşünceleri ve hatta konuşma-yazma dilini bireyin farkında olmadan etkiler.

Algı psikolojik ve sosyal etmenler ile gerçekleşen karmaşık bir süreçtir. Medya gibi dışsal faktörler algı sürecini etkileyerek gerçeği farklı yorumlamamıza neden olur, diyebiliriz. Algılarımızın duyu organları aracılığıyla oluşmasından ziyade kişinin ilgi alanına ve ihtiyacına göre belirlenmesi de önemli bir faktördür. Bunun bir yansımasını bireylerin kendilerini sosyal medyada yeniden ve istedikleri gibi tanımlayabildiklerinde görmekteyiz.

 

İnsanlar üzerinde “gerçek gibi” algısının oluşması, bireyin anlam dünyasını ve bireyler arası ilişkiyi etkiler. Bu nedenle insanların sahip oldukları anlam dünyası ve bunu yansıtma şekilleri farklılık göstermekte, medyada maruz kalınan olgulara göre de bu farklılık yeniden biçimlenmektedir. Bununla birlikte sosyal medya kullanımının sürekli artması yeni propagandaların oluşturulmasına yol açmakta ve bunun sonucunda, genel olarak toplumsal hareketler bağlamında görülen ikiye bölünme ve bir taraf olma gibi sorunlar meydana gelmektedir. Örneğin bazı toplumsal olaylarda insanlar belirli görüşü savunurken karşıt görüşteki kişinin paylaşımlarına tahammül edemeyecek düzeye ulaşmaktalar. Bu durum “kendi arkadaş listelerindekötüleri dışarıda bırakmaya kendini, öteki kötü üzerinden inşa etmeye neden olduğu gibi kişide o kötüyse ben iyiyim düşüncesini de oluşturmaktadır. (4)

 

Durumu böyle yorumladığımızda sanal bir ortamın kişinin bir taraf belirlemesine ve bunu savunmasına neden olması, ayrıca gündelik hayatının bir parçası olarak görmesi gündemdeki olaylara, bunların sunuluş biçimlerine rasyonel ve eleştirel bakabilmeyi sağlamak yerine geniş zamanda toplumsal çözülmelere zemin oluşturacağı düşünülebilir. Bu nedenle öncelikle kişilerin medya okuryazarlığı konusunda bilinçlendirilmesi ve daha demokratik ortamlar oluşturulması konusunda eğitimlerin, uygulama alanlarının arttırılması gerekmektedir.

 

Kaynaklar

Yararlanılan Makaleler

(1) Durkheim, E. (2014). Sosyolojik yöntemin kuralları. Ankara: Doğu Batı Yayınları.

(2) Stevenson, N., (2008). Medya kültürleri. (1. bs.). Ankara: Ütopya Yayınevi.

(3) Aydemir, M., (2014). Yeni medya düzeninde algı yönetimi üzerinde sosyal medyanın dönüşümü ve zoraki kültürleme. Çanakkale 18 Mart Üniversitesi İletişim Fakültesi, Uluslararası Yeni Medya Yeni Yaklaşımlar Konferansı, 1, 210-219.

Bakan, İ., İlker, K. E. F. E., (2012). Kurumsal açıdan algı ve algı yönetimi. Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 2(1), 19-34.

Karabıyık, A. Ç., Ünlü, B., (2014). Sosyal medya çerçevesinde Türkiye’de internet ve iletişim özgürlüğü. Çanakkale 18 Mart Üniversitesi İletişim Fakültesi, Uluslararası Yeni Medya Yeni Yaklaşımlar Konferansı, 1, 620-632.

Maigret, E., (2012). Medya ve iletişim sosyolojisi. (2. bs.). İstanbul: İletişim Yayınları.

Özcan, Ş., (2014). İletişimin ötekiliği: kültüralizm ve yeni medya. Çanakkale 18 Mart Üniversitesi İletişim Fakültesi, Uluslararası Yeni Medya Yeni Yaklaşımlar Konferansı, 1, 154-164.

Özkan, Ö., (2014). Sosyal medya ve kültürel değerler. Çanakkale 18 Mart Üniversitesi İletişim Fakültesi, Uluslararası Yeni Medya Yeni Yaklaşımlar Konferansı, 1, 165-176.

İnternet Siteleri

(4) https://www.gazeteduvar.com.tr/analiz/2016/12/11/anlarin-insanlari-veya-sanal-soytarilik/ (Erişim tarihi 24.11.18)

27-11-2018