'Macera Dolu Amerika' Songül Carus yazdı

Konuk Düşünürler


Konuklardan Diğer Yazılar

A+ A-
Gezmeyi çok severim, kim sevmez ki?  

  
 Her yıl ‘’Farklı bir ülke gezip görmek istiyorum’’dan farklı bir ülkede yaşamaya evrildim. Hem de şansıma!

 Amerika maceram bundan 4 yıl önce yeşil kart (nam-ı diğer Green Card) çekilişini kazanmam ile başladı.

 Küçüklüğümden beri filmlerini izleyerek büyüdüğüm, müziklerini dinleyerek dans ettiğim ve kültürüne hiç de yabancılık hissetmediğim bu ülke, artık beni çağırıyordu.

 Zaman kaybetmeden tüm işlemlerimi sırasıyla yapmaya başladım. Kentucky’ de bulunan göçmenlik bürosuna istenilen basit belgeleri PTT kargo ile yollamam 1 hafta bile sürmedi.

 Ardından mülakat tarihi belirleme sıramı bekledim. Kentucky’de bulunan göçmenlik bürosu, istediğiniz en anlamsız sorulara bile en fazla 3 saat içerisinde yanıt gönderen bir kurum olmalarıyla da gönlümü kazandılar.

 İnternette yer alan bilgi kirliliği ya da bu konularda ücretli danışmanlık veren firmalara gerek duymadan her işimi kendim yapabilmem, sorularıma doğru ve hızlı yanıt veren göçmenlik ofisi sayesindedir.

 Çekilişi kazandıktan 6 ay sonra Ankara Amerikan Konsolosluğunda yapılacak olan mülakat için randevu tarihim e-mail atılmış ve görüşme sırasında istenilen diğer belgeler belirtilmiş. Yine her işimi kendim yapabilmem için gerekli tüm bilgiler verilmiş.

 Düşündüğümden daha kolay ilerleyen bir süreç.

 2 ay sonrasında randevu günüm geldiğinde görüşme için toplam harcadığım zaman 5 dakikayı geçmemiştir.
 Evraklarımın incelendiği sırada sorulan 2-3 soru;
‘’Nerede yaşamayı düşünüyor sunuz?’’
‘’Ne iş yapmayı planlıyor sunuz? ’’
Sonrası, ‘’tebrikler oturum vizeniz onaylanmıştır! ‘’
 
 Konsolosluktan çıktığımda son an’a kadar sonucun ne olacağını bilmediğimden ve gelecek olası olumlu\olumsuz yorumlar ile boğuşmamak için kimseciklere bilgi vermemiştim. Ailem dahil, en yakın çevrem bana Green Card çıktığını ve oturum vizemin onaylandığını o akşam öğrendiler. Ben bile bu an'a kadar hiçbir şey düşünüp planlamamıştım. En iyisini de yapmışım.
 Bir söz der ki: ‘’ Henüz olmamış ya da hiç olmayacak şeyler için endişe etmek yersizdir.’’

 Yersiz endişelere kapılmak yerine bu maceraya atılmaya karar verdim. Sonunda hayalini kurduğum Amerika kıtasını rahatlıkla gezebilecektim hem de bu kıta üzerinde bulunan ülkelere çok yakın bir ülkede yaşayacaktım.

 Sonrası akıp giden zaman; Eylül, çoktan gelmiş ve ben macerama atılmak için hazırdım. Kendinizi bilmeniz, yurtdışı maceranızın mutlu olma kapısının anahtarıdır. Değişiklikler her zaman iyi gelir ama düzeninizi alıştıra alıştıra değiştirmek isterseniz geçmişinize bakıp Yap-Bozu birleştirin. İşaretleri fark edin.

 Ben Ankara’da büyümüşüm. Kalabalık, karmaşa sevmem, 4 mevsim severim, doğa’ya aşığım.
 Amerika’da bu beklentilerimi karşılayacak şehrin farkında olmadan 10 yıl boyunca kazağını giymem de işaretlerden sadece birisiymiş:
 ‘’Boston!’’ 
 
 
 Nasıl yeşil, nasıl yeşil, yemyeşil. Uçaktan inerken şansıma hava kararmak üzere olmasına rağmen etraf hala aydınlık ve ben cam kenarındayım.

 Yemyeşil ağaçlardan, nehirlerden, göletlerden evleri görmek ve seçmek zor.

 Yüzümde kocaman bir gülümseme. Bingo! tam olmak istediğim yerdeyim. En sevdiklerimden, teyzemin en sevdiği biricik kızı beni karşılamaya geldi. Sonrası gönlümün istediği ne varsa oldu. Sevimli mi sevimli bir semtte kendime ev bulmam ve taşınmam (Craigslist Amerika'da tartışmasız en iyi ev\ev arkadaşı bulma platformudur. Taşındığım her evi bu siteyi kullanarak buldum.)
 
 Bana kapılarını sonuna kadar açan eğlenceli mi eğlenceli bir iş (o kadar kolay değil; 3 başvuru,3 mülakat ve red sonrası) ve bu işin yaşamak istediğim esnek ve özgür yaşamın kapısının anahtarı olmasını fark etmem. Bu avantaj varken durur muyum yerimde. Hemen ertesi yıl doğu yakasından batı yakasına taşındım.
 
 
  Çok güzel şehir San Francisco. Bay Area’nın incisi. Bir ben miydim ki bu şehrin tadını sonuna kadar çıkartan? Ne yollar gittim bisikletimle, alabildiğine uzun, fark etmeden. Saat olmuş akşam 8, hava kararmak üzere. Ben şehre 60 km uzakta tarlaların arasında kalmışım.

Maceram dolu dolu tam beklediğim gibi. Yokuşlarından şikayet ederler, ben şansıma yokuşsuz semtlerinde yaşamışım. Ama saplanıp kalmak yok şehirlere. Endişelere zerre yer yok, hep keşfetmeye, görmeye devam. Gördükçe fikirleniyor insan. Ben fikirlendim Los Angeles için.
  
 
 Ne güzel sahilleri, alabildiğine uzun, alabildiğine kum, keşfederseniz alabildiğine boş ve işsiz. Ben kalabalık sevmem, keşfetmek ise benim işim. Nefes aldığım anlar. Paha biçilmez...
 Peki hep mi güzel Amerika’da yaşamak?

 Evet ve Hayır.

 Evet, hep güzel çünkü bir yeri severseniz o yer güzelleşir.

 Hayır, hep güzel değil çünkü sevdiğiniz yerde sevdikleriniz yoksa o yer anlamsızlaşır hatta yeri gelir çirkinleşir. Dengeyi bulmak önemli. Dengeyi bulmak uzun sürmez. Yaşanmışlıklarım ve hiç tanımadığım insanların altın değerinde sözleridir, Beni dengeleyen.

 Boston'da yaşadığım sırada alışveriş için girdiğimizde, Türkiye’den geldiğimi öğrenir öğrenmez heyecanla bana lahmacun ısmarlamıştı, adamcağız.

 Beni dengeleyen sözlerden birini söylemişti o an:

‘'Aferin sana ve hiç unutma hayatını başkaları için değil kendin için yaşa kızım'’ demişti.
 Bu ermeni marketin sahibi olan Adamcağız 3 ay sonra kansere yakalanıp vefat etmiş ama altın değerinde öğüdünü alan ben dengelenmiştim.

 Sevdiklerim her an özlem duyduğumda yanı başımda değiller ama ben bu özlemimi onları uzun ziyaretler gerçekleştirerek dengeliyorum.

 Kime, nerede, nasıl ve ne büyüklükte yardım edeceğinizi hiç tahmin bile edemezsiniz.

 Bu yazının birilerine yardım etmesi dileği ile.

 Endişelere zerre yer yok, keşfetmeye devam!
24-09-2018