Kimliklerin Oluşumu ve Kurgulanması

Kimliğin kurgulanması, kişinin toplumsal ve daha özelde bireysel yaşamını etkilemektedir. Kendini tanımlandırdığı ifade biçimleri ile dünyayla etkileşim içine giren insanı, bu kimliksel kurgular içerisine dâhil eden, toplum içerisinde yaşadığı tüm deneyimlerin bütünüdür. Yaşam deneyimleri, içine doğduğu toplumun genel geçer tüm gözle görülen ve gizil kural ve tutumlarıyla bir arada değerlendirilmelidir. Kimlikler, deneyimlerin ve öznel konumun farklı öğelerinden oluşur ama eklemlendikleri zaman, özgün öğelerinin toplamından daha fazla bir şey haline gelirler.

 

Kimlik kategorilerinin oluşumu ve dağılımı ise o kimlik vasfına ulaştığı kültürün özelliklerine içkin olarak gelişim göstermektedir. Kültürel özelliklerin tarihselliğiyle birlikte getirdiği semboller, aidiyetleri belirlemektedir. Toplumun içinde kurgulanan bu aidiyetler, kişinin kim olduğunu, nereye ait olduğunu belirlerken bir yandan içselleştiren kişilerce güçlü bir biz duygusunun oluşumu gerçekleşmektedir.

Biz duygusunun güçlenmesi, aynı zamanda bizden olmayan ‘öteki’ nin ortaya çıkmasına ve farklı kimlik özellikleri taşıyanlar arasında çoğunluğu temsil eden, kemikleşmiş yapının üstün gelerek diğerleri söylemini yaratmasına sebebiyet vermektedir.


Söylemsel inşada önemli olan, o söylem içerisinde kullanılan olguların ortaya koyduğu ifadelerin ne şekilde kurulduğuyla alakalıdır. Söylemde kullanılan dil çözümlenirken, bu ifade hangi kurallara göre kurulmuştur? Çıkarılan sonuç bazında benzer başka ifadelerin kuralları ve kullanımı ne şekilde kurulabilir? gibi sorular sorularak yaratılan kimliğin ana hedefi, değişkenliği ve geçişkenliği analiz edilebilir.

 

M. Foucault ‘un söyleme yönelik incelemelerinde kullandığı yönteme yönelik ifadelerine bakmak doğru olacaktır. ‘Düşünce tarihinde, belirli bir söylem birliğinden hareketle ancak bir düşünce sistemi, yeniden kurulabilir. Fakat bu birlik o şekilde incelenmeli ki ifadelerin kendilerinin ötesinde, konuşan öznenin niyeti, onun bilinçli aktivitesi, söylemek istediği şey ya da söylediği şeyin içinde veya söylenmiş sözlerinin hemen hemen ayırt edilemez kopukluğu içinde, ona rağmen, ortaya çıkan bilinçdışı oyun yeniden bulunmaya çalışılsın.[1]

Aynılığı ve sürekliliği içeren kimlik kurguları, kişiyi başkalarından ayırt eden duygu, düşünce, değer ve tutumların kaynaşmış yapısı ile belirlenen bütünselliklerdir.

Bireyler, kimliklerini çoklu bir çatışma ortamında oluşturur ve bu çatışmaların hem öznesi hem de nesnesi olarak farklı eksenler üzerinde, farklı şekillerde kendini konumlandırırlar. Farklı kimlikler birbirleriyle etkileşim içinde bulunurlar. Ancak söz konusu etkileşimler, uzlaşmaya değil farklılaşmaya yol açar.

 

Kendini tanımlamak için farklılığa vurgu yapan kimlik, bir yandan farklılığı ötekileştirirken, öte yandan temelde bir benzerlik havuzunu, bir aidiyeti ve mensubiyeti ifade ederek, bu benzerlik üzerinden homojen bütünselliği olan bizlik kategorisini oluşturmaktadır. Ancak farklılıklarıyla var olabilen, öteki olmadan kurulamayan, benzeşenlerden oluşan bir kategori olan kimlikler, hem dışlayıcı hem kapsayıcı karakteri içinde barındırmaktadır.[2]

Dışladıkları yönlerden farklı olduklarını gösteren bir atıfla kimliklerini oluştururken bir yandan da kapsadıkları anlamlarla bir bütün olmaya çalışırlar. Bu döngü bir başka kimliğin benimsenip bir önceki kimliğin yadsınmasına değin devam eden bir süreçtir.



[1] Michel Foucault- Bilginin Arkeolojisi Ayrıntı Yayınları (2011)- 40-41.

[2] Akademik İncelemeler Dergisi (Journal of Academic Inquiries) Cilt/Volume: 8, Sayı/Number: 2, Yıl/Year: 2013 Türkiye’nin Kimlikler Siyaseti ve Sosyolojisi-Mehmet Karakaş

15-08-2018