Kimi Rol Yapar, Kimi Oyunculuk

Saliha Karaköse

Sosyolog

Yazar Hakkında

1995 yılında Ankara’da doğdum. Okuduklarımla, izlediklerimle, gördüklerimle ve naçizane deneyimlediklerimle “bir şey” olmamaya karar vermiş, sosyolojik düşünmeye, insani yaşamaya ve sevgiyle hissetmeye çalışan, kendi halinde bir flaneur’um. Sahip olduğum en iyi sermayemin kendi varlığım olduğuna inanırken, bambaşka insanlarla, bambaşka yerlerde hayatımın kesişmesi ümidiyle yaşıyor, maddi kaynakların yitip gideceği bir ömürde sadece ruhuma emek harcıyorum.

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nde bitirdiğim Sosyoloji ‘ye Yüksek Lisansta da devam ediyorum.

Bu platformda yazdıklarımla birilerine dokunmayı dilerim…


salihakarakose82@gmail.com


A+ A-
Nesneler dünyasında yaşarken sayısız anlamlar yüklediğimiz sembollerin farkında olmadan bizi nasıl belirlediklerini ve ruhumuzu yavaş yavaş ele geçirdiklerini fark etmiyoruz. İnsanlar kendilerini keşfederek bir nesneye yönelmektense nesneleri bilinçsizce seçerek onların anlamlarına bürünürler.

Birey kendini bir aksesuar ile göstermek ve ifade etmek ister. Mesela taktığı saatin model ve rengiyle karakteri hakkında birtakım mesajlar verir. İnce kordonlu açık tonlu narin bir saat takan kadının zarafetle o aksesuarı taşımasını bekleriz. Yahut bir erkek sporcuysa eğer mutlaka bunun anlaşılacağı bir saat seçimi yapar. Bireyler ilgi alanları doğrultusunda siyasi, dini, ideolojik görüşlere ait simgeleri üzerlerinde taşıyarak kendilerini tanımlayacakları bir aksesuar ile kendilerini anlatırlar. Çağımızın en önemli kavramı olan “hız” bu anlamda bireylerin tanıtılması ve tanımlanması bakımından genellikle işlevsel bir göreve sahiptir.  

Bireyler ilgileri bağlamında toplumsal konumlara yerleşirler. Erkekler sembol içeren yüzükler takar, kadınlar zarafetlerini gösterecek narin bileklikler… Fakat genellikle biçimsel olarak bürünmek ve gözükmek istedikleri profili tercih ederler. Bir nevi semboller kişilerin rehberi olarak onları dışarıya yansıtan aynadırlar.
İnsanlar kendilerini anlatacak ve kendilerini tanıyacak cesaret ve bilgiye sahip olma zahmetine girmektense, kendilerini tanıdıkları kadarıyla dışarıya tanıtmak isterler. Üzerlerinde kendileri hakkında hızlıca fikir sahibi olabileceğiniz nesneler taşırlar. Bireyler kendilerine dair fikirlerini dışarıdan bakan gözler aracılığıyla inşa eder ve süreç içinde etkileşerek bunu yapılandırırlar. Bilişsel olarak kendi potansiyel ve karakterlerini keşfetmek ancak artık keşişlerin ıssız bir dağın zirvesinde uzun zaman kendiyle yalnız kalarak yapabileceği bir eylem olarak kalmıştır. Her an kişiyi uyarıcı mekanizmaların var olduğu günümüz çağında bireyler aslında sadece kendilerine yabancıdırlar. Kendi zaman ayırmaz, içsel yolculuklarına ancak bir ev-okul mesafesi süresince çıkabilecekken, çoğu zaman kalabalık otobüsler onlara gerçekliği yeniden hatırlatır ve yeniden dışa dönmek zorunda kalırlar. Kimi zaman içlerinde yaşadıkları olayları dışarıya ve kendilerine tarafsız olarak bakamadıklarından ve nedensel olarak açıklama zahmetine girmediklerinden dolayı genellikle sonuçsuz ve amaçsız kalırlar.

Panoptik olarak sürekli izlenen birey kendini her an dışarının gözünden görüldüğü şeklini hayal ederek hareket eder. Böylece kendini dışarıya tanıtmak istediği şekliyle her an yeniden biçimlendirir.

Günümüzde sosyal medyanın en büyük işlevi bireylerin kendilerini anlatma, kabul ettirme, bireysel tatmin sağlama gibi niyetlere karşılık vermesidir. Profiller kişilerin dışa dönük yanlarını ve onlarla ilgili birtakım kodları içerir. Böylece sosyal medya birini tanımak için geçirilecek uzun soluklu ve yorucu bir süreçten kısa süreli ve maliyetsiz bir süreci imkanlı kılar. Fakat çoğu zaman profiller bireyler hakkında gerçek bilgileri vermez, onlar yalnızca yansıma ve edinilmesi istenen yahut beklenen rollerin ifadesidir.
Dolayısıyla bireyler sayısız roller, özellikler, bicimler, imajlar içinden hiçbirinden mahrum kalmadan birçoğuna sahip olmak isterken kendi bilişsel çizgilerinden saparak kaybolurlar. Dolayısıyla etrafımız kendini hiçbir zaman tanıma zahmetinde bulunmadan, kendini semboller üzerinden üreterek biçimlendiren ve kendilerine olan körlüklerinin farkına varmayan insanlarla doludur. Onlar kendilerini tanımadıkları için etraflarını da tanıma ve bilme yetisine sahip olamazlar. Ancak içlerinde en problemlisi kendini bilmeden herkesi bilen, bilmişin bilim evi modelidir. Bu insanlar her zaman kesin kanaatli, ikna edilmeye muhtaç, her an huzursuz bir zihne sahiplerdir. Kesin ve keskin yargılarıyla insanların dikkatini çekseler de aslında içsel olarak kurak bir çölü andırırlar.

Sonuç olarak karakter yapılanması bireylerin dışarıya dönük olarak inşa ettikleri ve genellikle sembolik birtakım temellere dayanan bir süreci içerir. Kendini bilmek, zorlu ve zahmetli bir yol olsa da, kişilerin yaşamları boyunca bireysel kimliklerinden doyum almalarını ve yaşam tatminini sağlayacak önemli bir meseledir.

Heyecansız, keşifsiz, kendini bilmeden, hareketsiz bir yaşam ancak biçilen ömrü tamamlamaktır. İnsan zihnini diğer canlılardan ayıran en önemli özellik olarak “kendini bilmek” yetisi bu hızlı akan dünya seyri içerisinde kenara itilse de, çevremizde ihtiyacı olduğunu düşündüğümüz birçok insanın hastalığının tedavisi niteliğindedir.

Kaynakça

Görsel Kaynakları;

https://www.google.com/search?biw=967&bih=523&tbm=isch&sa=1&ei=Qi8VXYzuDLTpxgOJq5rYCQ&q=bar%C4%B1%C5%9F+sembol%C3%BC&oq=bar%C4%B1%C5%9F+sem&gs_l=img.1.0.0l10.13195.15730..18679...1.0..0.100.905.9j1......0....1..gws-wiz-img.......35i39j0i67.lrwPgO5ha1A#imgrc=4NJnvKhgUBh-FM:

https://tr.pinterest.com/pin/476677941788317045/

http://karikaturborsasi.blogspot.com/2013/04/ayna-ayna-soyle-bana-karikaturu.html

28-06-2019