Kent İnsanı Üzerinde Otomobilin Tahakkümü

Didem Horzum

Sosyolog

Yazar Hakkında

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Sosyoloji bölümünden mezun oldu.  Kısa süreli eğitim danışmanlığı yaptı. İlgi alanları: Toplumsal cinsiyet, modernizm-postmodernizm, çocukluk sosyolojisi, sivil toplum. Kendi gibi sosyal bilimlere ilgi duyanlarla bilgi ve fikir alışverişinde bulunmak için burada. Çünkü canlılığını ve heyecanını bunlara borçlu.


didemhorzum@outlook.com


A+ A-

Yeryüzündeki ulaşım ağımızı her geçen gün genişletiyoruz. Uzağı yakın kılmak için yollar, tüneller, köprüler, geçitler yapıyor; ayaklarımızı yerden keserken bizi konforumuzdan mahrum etmeyecek otomobiller üretiyoruz. Böylece kendimizi çevresini kontrol edebilen, özgür bireyler olarak hissediyoruz. Bu kontrol hissinin verdiği güçle sersemleyen beynimiz, bizi kontrol mekanizmalarımızı sorgulamaktan ve onlara eleştirel bakmaktan, karşılığında ödediğimiz bedelleri görmekten alıkoyuyor. Eşitlik, özgürlük gibi tanımlamanın zor olduğu olguları kurduğumuz ağlar içinde arıyor; fakat otomobilimize atlayarak, halihazırda bekleyen yolları aşıp onlara ulaşamıyoruz.

Bugün sanayileşmenin en önemli ürünlerinden biri olan otomobil, modern kentlerin şekillenmesinde başat rol oynamaktadır. Kent yaşamı ile otomobil, aynı olgunun, sanayileşmenin ürünü olarak içerdikleri anlamlar bakımından da aynıdır: Hızlı, birey merkezli, pragmatist, konformist… Bu yüzden modern kent mekanları her zaman otomobillere göre şekillendirilir; modern kentlerde ulaşım, otomobilin tahakkümü altındadır. Otomobilin tahakkümü birey üzerinde sadece zaman kaybına değil, mekanının daraltılmasına, ekonomik aksaklıkların (gereksiz enerji kaybı) yaşanmasına, alternatif ulaşım araçlarının engellenmesine (bisiklet gibi)  ve toplumsal sorunların (stres, çevre kirliliği gibi) ortaya çıkmasına yol açar.

 

Ulaştırma sanayinin çizdiği sınırlar içinde yaşayan birey özgür hareket etme potansiyelini kaybeder. Toplumlar, doğal çevresi üzerinde kontrol eşiklerini aştıklarında kendilerine yapay bir çevre yaratmış olurlar; zamanla bu yapay çevre onları kontrol altına alır. Bu kontrol öyle güçlenebilir ki toplumda alternatifleri kullanmak isteyenleri, öz enerjisi ile hareket edenleri gerçek anlamda ezer geçer.  

Illıch, 70’li yıllarda ders notlarından kaleme aldığı “Enerji ve Eşitlik” eserinde hepimizin ulaştırma sanayinin birer ürünü olarak bağımlı/tiryaki yolculara dönüştüğümüzü söylüyor. Tiryaki kimseler bir şeye öylesine bağımlı hale gelir ki ondan vazgeçemez ya da vazgeçemeyeceğini düşünür. Bu yolcular toplumsal yaşam alanlarını ulaştırma sanayinin ellerine bırakmış kimselerdir; zamanla bu alan ulaşım araçları ile istila edilir ve toplumsal yaşam alanlarımız felç olur. Yolcu ise kendi yaşam alanında birer yabancıya dönüşür.

Tiryaki yolcunun yaratıldığı kent yaşamında sosyal adalet ile motorize güç, etkin hareket bilinci ile aşırı hız tutkusu yer değiştirmiştir. Tiryaki yolcu toplumsal yaşam alanını insanlar için nasıl daha sürdürülebilir kılacağını ve kendi alanı içinde özgürlüğünü nasıl muhafaza edeceğini düşünmek yerine, yaratılmış yapay alanda nasıl daha ayrıcalıklı hareket edebileceğini hesaplar. Bu durumu özel aracı olmaya bir tiryaki yolcunun yakarışında görmemiz çok mümkündür. Tiryaki yolcu her gün bindiği toplu taşıtta kendine hızı ve konforu vadeden otomobili düşler. Oysa düşlediği otomobil, aynı yolculukta başına ağrılar girmesine sebep olan trafiğin yaratıcısıdır. Bu düşü gerçekleştirmiş başka bir tiryaki yolcu da otomobili için girdiği borcun bittiği günü düşlemekle meşguldür.

Ayrıca Illıch’e göre, diğerlerinden daha hızlı bir araçla hareket etmeyi talep eden kimse,  kendi zamanının ya da işinin yavaş bir araçla hareket edeninkinden daha kıymetli olduğunu iddia ediyordur.

 

İllich’e göre otomobilin kente verdiği kirlilik, gürültü ve çirkinlik; çarpışma ve pisletme sonucu oluşan zarar, toplumsal yaşam alanımızı gasp etmesi dışında; modern insanı bu dünyaya hapsolmuş koğuş sakinine dönüştürmüştür. Bunun sonucunda modern kent insanı, doğayla arasına koyduğu mesafe nedeniyle yalnızca doğaya değil; kendisine de öteki olmuştur.

 

Azalan marjinal fayda prensibine göre, diğer şartlar sabitken tüketilen ürün miktarı arttırılırsa her ilave üründe elde edilecek fayda yani marjinal fayda giderek azalacaktır. Illıch enerji tüketimimizi marjinal fayda bağlamında ele alır. Sınırlı sayıda otomobil iyidir. Bizim kısa zamanda fazla yol almamızı sağlar; fakat bugün sınırsız otomobilin tahakkümü altındaki kentlerde uzun zamanda kısa yol alınmaktadır.

Toplumsal yaşam alanının felç edildiğini fark eden tiryaki yolcular yeni yolların yeni ulaşım ağlarının hizmetini talep edecektir. Yeni yollar, yeni istilalar demektir ve kısır bir döngü kendini tekrar etmektedir. Bugün bazı ülkelerde bu kısır döngünün kırılması için çoktan adım atılmıştır. Alternatif ulaşım araçlarına yer açılmakta, yolcular bu alternatifler için teşvik edilmektedir. Kişinin öz enerjisiyle çalışan bisikletlerin kullanımı arttırılmakta ve bisiklet yolları yapılmaktadır. Dünyada bu konuda yapılan çalışmalar başka bir başlığın konusudur; fakat Türkiye’de İzmir’in Seferihisar ilçesi, Isparta’nın Eğirdir ilçesi, Sinop’un Gerze ilçesi, Muğla’nın Akyaka ilçesi, Çanakkale’nin Gökçeada ilçesi, Şanlıurfa’nın Halfeti ilçesi, Ordu’nun Perşembe ilçesi, Artvin’in Şavşat ilçesi, Sakarya’nın Taraklı ilçesi,  Kırklareli’nin Vize ilçesi, Isparta’nın Yalvaç ilçesi, Aydın’ın Yenipazar ilçesi, Erzurum’un Uzundere ilçesi yavaş şehir olarak kabul ediliyor. Bu şehirlerdeki yaşam daha sürdürülebilir ve şehrin yaşayanları daha az bağımlı; alternatif ulaşım ve enerji kaynaklarına olanak sağlanıyor. Haliyle çevre bilinci ve duyarlılığı artıyor.

Yavaş şehir listemizin uzaması dileğiyle…




Kaynaklar

Illich, I. (1997). Enerji ve Eşitlik. İstanbul: İz Yayıncılık.

Görsel Kaynaklar

https://time1.site/view-hashtag-article/futkanözçoban

http://pinlio.com/public/index.php/haberler/gunun-anlamli-karikaturleri-13122017

 

 

 

03-01-2019