Kendini Erteleyenler Şehri

Nur Aktaş


Yazar Hakkında

Koskoca Dünya küçülüverirken, küçücük şehre ne çok insan sığdı. İstanbul’da kendi gerçekliğini bükerek hayatta kalmaya çalışan biri.


O akşam üzeri kendini erteleyenler şehrinde işler yine her zamanki gibi tıkırında ilerliyordu. Tik tak tik tak, saat 17:30 işi bırak. İşi bırak demek öyle tam da anlaşıldığı anlama gelmiyordu. Yani "Mekan değiştir." "Burada çok oturdun bugün, biraz da yolda düşün işi, evde düşün ne bileyim." gibi bir şeyler demekti. Ya da en iyisi hiçbir şey düşünmemek de gayet uygun olurdu işlerin tıkırında yürümeye devam edebilmesi için. 


Yorgun argın, bir vesaite binenler oturacak yer de bulamamıştı üstelik. Ayaktakiler, kendilerine bakıp "Şimdi şu cam kenarına ben yaslasaydım kafamı. Biraz daha alırdım uykumu, biraz daha dinç uyanırdım. Mesela oturmuş olsam, yarım saat uyusam.. Tam zamanın da yatarsam da... Oh, 6.5 saat uyumuş olabilirdim bu gece." benzeri hesaplar yaparken bir kısmı çoktan uykuya dalmıştı. Won ayakta duranlardandı. Tutanacak bir yer ararken yarım kalan kitabında kalmıştı aklı.

 

Kendini Erteleyenler şehrinde herkesin ismi kısa kısa. Tanışmaya uzun vakitler yok. Okul bitince evlenmek lazım. Fakat Won evli değil. Bu ertelediği en güzel şey gibi duruyor. Fakat hiçbir şekilde erteleme amacına hizmet etmiyor. 

 

Won yaşama aşık. Gün batımının odasına dolmasına bayılıyor. Öyle dolambaçlı bir insan değil, fakat kaba sabalığa gelemiyor. İstiyor ki bir küçük sihir olsun hayatında. Belki biraz sanat. Bazen suluboyalara bakıyor sanat malzemeleri satan büyük bir dükkanın önünden geçerken. Dans etmeyi de çok istiyor. "İnsanlarla dans etmek, çok farklı enerjilerle tanışmaktır. Galiba bu da kendine yapacağın ilginç bir yolculuk olur." diyor. Galiba ama. Hiç dans etmemiş, öyle evde arada atlayıp zıplamasını saymazsak. Tango yapmak istiyor. Yemek yapma konusunda da çok daha iyi bir kimyager olmak istiyor. Farklı şarapların, yağların, peynirlerin kokusunu daha iyi tanımak. Sokakta vakit geçirmek istiyor bazen. Binaların dokusunu incelemek, insanlarla sohbet etmek, hikayeler dinlemek. Won'un gezip görmek istediği o kadar çok yer var ki. Bunlar öyle yıllık izinlere sığacak cinsten yerler değil. Hayatını yıllık izinlere sıkıştırabilen insanları anlamıyor Won. Son zamanlarda kendisini de anlamıyor ki zaten.

Örneğin Pazar günü şunlar oldu. Won çok acıkmıştı ve karşısına çıkan, uygun fiyatlı olduğunu düşündüğü ilk restorana girip oturdu. Hava yağmurluydu ve canı bir kase sıcak domates çorbası içmek istemişti. Çorbasının gelmesi için hiç sesini çıkarmadan yaklaşık 45 dakika beklemiş ve gelen buz gibi çorbayı itiraz etmeden içmişti. Kendisini nasıl ifade edebileceğini bilmiyordu. Oysa ki istediği bu değildi ve taleplerini sakice dile getirmesi en doğal hakkkıydı. Fakat içinde bulunduğu sistemde en çok duyduğu şey “Dur şimdi, başımıza iş açma, idare ediver.” olduğundan, idare ediveriyordu galiba.

 

Söyleyemediklerinin farkında ve kendi içinde mutsuz bir halde eve dönerken artık söylemek istediğine karar verdi. “Güzellikleri söyleyerek başlamak istiyorum.” diye düşündü kendi kendine. Hayat biraz kısa görünüyordu ve güzellikler dile getirilmeliydi. Ufacık da olsa, kimse kendine saklamamalıydı onları. Her şeyi yıllık izinlere ertelerken, hiç tanımadığımız bir insana “Lacivert sana ne kadar da yakışmış.” demeyi de mi tatil günlerimize ayırmalıydık? “Şimdi çalışıyorum karıcım, seni tatilde severim.” “Çok ders çalışmam gerekiyor anne, yaz tatilinde sarılacağım sana.” “Sabah erken kalkmam lazım, haftasonu mutlu olalım, olur mu?”

Bu düşünceler içinde süzülüp giderken, çoktan siteye girmişti bile. Bankta oturan dört küçük çocuk gördü. “Ne güzelmiş patenleriniz.” dedi. Çocuklar da karşılık verdiler. “Güzel tabi ya, renklere baksana.” Won bu cevaba çok mutlu oldu nedense. Teşekkür edip geçmemişlerdi. Onlar da seviyorlardı patenlerini. Konuşacak bir şeyler vardı. “Nasıl, yapabiliyor musunuz peki?” Çocuklar kalkıp gösterdiler nasıl kaydıklarını.

 

Diğer akşam, işten çıkınca, en yakın spor mağazasından paten aldı Won. Çocuklar her zamanki yerindeydi. Won 38 yaşındaydı. Öğrenmeyi ve yaşamı bir kez olsun ertelememenin verdiği huzurla gökyüzüne dikti gözlerini. Hayallerimizin yükselip saklandığı yere.

 

 

·       Won, başka dillerde karşılığı olmayan kelimelerden biri. Korece. İnsanın bir parçasının içinde bulunduğu ilüzyonu bırakmaya olan isteksizliği anlamına geliyor. Belki de bununla içinde bulunduğumuz düzeni bırakıp komforlu alanımızdan çıkmaya olan isteksizliğimiz arasında bir bağlantı kurabiliriz.

·       İlk fotoğraf Tifak Arslan’a ait bir tablodan çekildi. Sanatçı 150x180 zemin üzerine çalışmış ve eserinin adı: Çoğul yalnızlık.

06-08-2018