Kaybolmaya Yüz Tutmuş Bir Meslek: Lületaşı İşlemeciliği

Ecenur Alper

Sosyolog

Yazar Hakkında

1995 yılında Eskişehir’de doğdum ve 2014 yılında ODTÜ’de Sosyoloji bölümü öğrencisi olana kadar Eskişehir’de yaşadım. Tam bir Eskişehir aşığıyım. Saha çalışmaları yapmayı çok seviyorum. Aldığım bir ders kapsamında araştırdığım lületaşı işlemeciliğinden sonra, şu an ilgilendiğim temel konu olan kaybolmaya yüz tutmuş meslekler üzerine çalışmalar yapmaya karar verdim. Çalışma alanım zaman zaman genişleyip başka meslek dallarını da içine alıyor. Ancak, bu platformda ağırlıklı olarak kaybolmaya yüz tutmuş meslekler ile ilgili yazılar paylaşacağım. Hedefim ise, Sosyoloji disiplini içinde kendime akademik bir kariyer rotası çizmek ve yaşamlarımızı daha anlamlı kılacak adımlar atabilmek.


ecee.alper@gmail.com


A+ A-

Teknolojinin gelişmesiyle birçok yeni meslek dalı doğuyor, var olan mesleklerin bir kısmı otomasyona uğruyor. Bu teknolojik ilerlemenin olumlu yönlerinden yararlanan insan sayısı gün geçtikçe artarken, öte yandan da bazı iş kolları kaybolma riskiyle yüzleşiyor.

Bu yazımda sizlere kaybolmaya yüz tutmuş meslekler arasında yer alan lületaşı işlemeciliğinin tarihsel değişim ve gelişim sürecinden birkaç akademik çalışmadan yararlanarak ve lületaşı ustaları ile kendi yaptığım görüşmelerden yola çıkarak bahsedeceğim.



Öncelikle bilmeyen veya az bilgi sahibi olan okurlarımız için lületaşından bahsedeyim. Lületaşı, dünyada belirli bölgelerde çıkan, oluşumu genelde fay hatları ve yeraltı sularıyla paralellik gösteren bir maden türüdür. Dünyada Çek Cumhuriyeti, Kenya, Fas, Somali gibi ülkelerin bazı bölgelerinde lületaşı rezervleri mevcuttur. Türkiye’de ise Eskişehir’deki birkaç köy ve çevresinde lületaşı rezervleri bulunmaktadır. Yapılan araştırmalar sonucunda, Eskişehir’deki bu rezervlerin hem kalite hem miktar bakımından dünyadaki en zengin lületaşı rezervleri olduğu tespit edilmiştir.

Lületaşının yapısı yumuşak ve nemlidir. Bu özelliklerinden dolayı el işçiliğine uygun bir malzemedir. Ek olarak, lületaşının gözeneklere sahip olması taşın maruz kaldığı gazı, havayı emmesi ve bünyesinde tutmasını sağlar. Bu özelliği ile lületaşı pipo yapımı başta olmak üzere tüm emici filtre kullanım alanları için oldukça elverişlidir.

                                     

Resmi kayıtlara göre 1800’lü yıllara denk gelen hammadde çıkarımları çeşitli kuyular kazılarak başlamış. Madeni çıkaran köylüler, lületaşını hammadde halinde Viyanalı tüccarlara ihraç etmiş. Viyana’dan tüm dünyaya lületaşından pipolar yapılıp satılmış. Hatta bu yüzden uluslararası literatürde lületaşı, Viyana taşı veya Almanca deniz köpüğü anlamına gelen “meerschaum” isimleriyle bilinir.

Cumhuriyetin ilan edildiği yıllarda Atatürk, Ali Osman Denizköpüğü’nü (Bu soyad kendisine daha sonra verilmiştir.) lületaşı işlemeciliğinin inceliklerini öğrenmek ve bir atölye açarak orada Türk lületaşı ustaları yetiştirmek ile görevlendirmiştir. Bu atılımla birlikte, bahsi geçen yıllarda Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde birçok lületaşı ustası yetişmiştir ve bunun öncüsü olan Ali Osman Denizköpüğü de Türkiye’deki ilk lületaşı ustası olarak anılmaktadır.

1972 yılına kadar lületaşının hammadde olarak ihracatı (önceki yıllara nazaran azalsa da) devam etmiş. Lületaşının işlenip yurtdışına gönderilmesinden ziyade hammadde halinde gönderilmesi, ülkenin lületaşı rezervlerini kendi yararına kullanmasını engellediğinden sorunun önüne geçebilmek için bu tarihte getirilen bir kanunla lületaşının hammadde halinde ihracatı yasaklanmış. 1972 yılından sonra da Türkiye’de lületaşını işleyecek daha fazla usta yetiştirmek amacıyla özellikle lületaşının çıkarıldığı köylerde sanat okulları açılmış. Var olan lületaşı usta sayısının artırılabilmesi için çaba harcanmış. Lületaşı ve lületaşı işlemeciliği tüm dünyaya Eskişehir üzerinden tanıtılmaya çalışılmış.

Nitekim yapılan çalışmalar, atılan adımlar bu amaç doğrultusunda başarılı da olmuş; hem okullar aracılığıyla hem babadan oğula geçen aile mesleği geleneğiyle yüzlerce lületaşı ustası yetişmiştir. Bu yıllarda lületaşı sektörünün içinde bulunmuş bir ustayla görüşme yapma fırsatım oldu ve kendisi 1970 ile 1990 yılları arasını lületaşının altın çağı olarak gördüğünü belirtti. 1988 yılında ilk kez düzenlenen ve 4 yıl boyunca geleneksel olarak devam etmiş olan Uluslararası Lületaşı “Beyaz Altın” Festivali de aslında ustamızın söylediklerini destekler niteliktedir.

1990’lı yılların sonlarına doğru çeşitli ekonomik sebeplerden ve sektör içi yaşanan bazı sorunlardan dolayı birçok atölye kapanma eşiğine gelmiş. Örnek verecek olursak, görüşme yaptığım ustalardan ikisi, alçıyla kalıp dökerek lületaşı adı altında satış yapılmasının yüzleştikleri en büyük sorunlar arasında yer aldığını belirtti.

2000’li yıllardan günümüze geldiğimizde, lületaşı işlemeciliğini korumak ve lületaşı ustalarının isimlerini duyurmak amacıyla hem lületaşı ustaları tarafından hem de resmi kurumlar tarafından yeniden adımlar atılmaya başlanmıştır. Özellikle Eskişehir Odunpazarı Evleri’nin restore edilmesiyle başlayan süreç boyunca, daha önce kapanma eşiğine gelen atölyeler yeniden hareketlenmiş, lületaşı işlemeciliği ve sektör yeniden canlanmıştır. Eskişehir’in son yıllarda bir turizm kentine dönüşmesi de ustalarımızın söylediğine göre lületaşı işlemeciliğini kaybolmaya yüz tutmuş bir meslek olmaktan kurtarabilir.

                                        

Fakat, sorunlar hala bitmiş değil. Yeni nesilde çırak yetişmemesi, usta- çırak geleneğinin geçmişte kalması ve babadan oğula aile mesleği olarak lületaşı ustalığı yapan insanların azalması lületaşı işlemeciliğinin geleceğini risk altına sokan önemli problemler. Eskişehir Lületaşı El Sanatları Derneği Başkanı ile sohbetimiz sırasında usta yetiştirmek amacıyla yeniden bir sanat okulunun açılması, kursların düzenlenmesi gibi taleplerin dernek tarafından ilgili yerlere iletildiğini ve bu yönde çalışmaların başlatılmaya çalışıldığını belirtti. Bu talepler yönünde çalışmaların başlatılmaması, görüşme yaptığım ustaların son nesil lületaşı ustaları olma ihtimalini akla getiriyor.

Eskişehir’e yolunuz düşerse Odunpazarı Evleri’ne gidip bir lületaşı dükkanına girip oradaki ustalarla görüşmenizi, lületaşını elinize alıp incelemenizi, taşın hafifliğini hissetmenizi ve ustaların elleriyle işledikleri özgün eserlerini görmenizi tavsiye ederim.

Son zamanlarda düzenlenen etkinliklerle, yapılan çalışmalarla isimlerini yeniden duyurmaya çalışan lületaşı ustalarımıza biz de bu vesileyle ses olmaya çalışalım. Zira, lületaşı işlemeciliği ve lületaşı madeni hem Eskişehir hem Türkiye hem dünya için özel bir yere sahip olmayı hak ediyor.

 

 

 


Kaynakça

KAYNAKÇA

Algan, E. (2012). Eskişehir’de Lületaşı. Sanat ve Tasarım Dergisi, pp. 1-31.

Gümüşsoy, E. (2013). 1830-1914 Arası Eskişehir Lületaşı Madeni ile İlgili Bazı             Tespitler. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 14, 169-193.

13-05-2019