Kadının Adı

Merve Derin

Sosyolog

Yazar Hakkında

Merve Derin, 1995 yılında Ankara'da doğdu. Lisans eğitimine kadar Ankara’da eğitimini tamamladı. Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Sosyoloji bölümünden 2018 yılında mezun oldu. Hemen ardından aynı üniversitenin aynı bölümünde yüksek lisans eğitimine başladı ve halen devam etmektedir. Keşfetmek üzerine hayata bakmakta ve bu bakış açısını paylaşabilmek adına burada yer almaktadır.


mervederin130@gmail.com


Diğer Yazıları

A+ A-

   Kadınların adını sıkça duyarız aslında. Ama nedense duyulması gerekenden öte yerlerde kadının adı vardır. Mesela üçüncü sayfa haberleri… Kadına şiddet, kadına taciz ve tecavüz haberleri her gün karşımıza çıkmakta hatta artan bir boyutta karşımıza çıkmaktadır.

   Medyada, sokakta, kapı komşumuzda belki evimizin içinde bu haberleri yaşıyoruz biz. Ancak kadınların bu şekilde adının var olmasına öylesine alıştık ki ya da öylesine alıştırıldık ki artık yadırgamıyoruz bunu. Kadınların adını sık sık duyduğumuz bu haberler sayesinde aslında şiddetin, taciz ve tecavüzün yeniden üretilmesini sağlayan bizler oluyoruz. Sürekli kadının adını duyurarak bunu normal hale getiriyoruz ve belki de artık bu durumları haber niteliğinde bile görmüyoruz. Fazlasıyla sıradan bulup, susmayı tercih ediyoruz. Ama susmadığımız bir nokta var elbette. O da, kadını mağdur tarafta gördüğümüzde bile kadınları yargılıyor oluşumuz. Bu yüzden de bizler için aslında kadının hangi tarafta durduğu önemli değildir. Ama gelin bunun tam tersini düşünelim. Bu haberler içerisinde erkeğin mağdur konumda olduğunu ve bu mağduriyetle birlikte yine suçlu görülen tarafta olduğunu. Bunun olmasından ziyade düşüncesi bile çoğu kişiyi rahatsız edecek niteliktedir. Çünkü bizler için erkek adam böyle şeylere maruz kalamaz, ama bunlara maruz bırakabilir.

   Erkeklerden bahsediyorum. Neden erkek böyle haberlerde buna maruz kalan tarafta değil ya da maruz kaldığında bile neden yargılanmıyor diye. Yanlış anlaşılmasın. Benim bahsettiğim kadının da erkeğin de böyle haberlerde adının var olmaması gerektiğidir. Kadının adını her duyduğumuzda günah keçisi ilan edilmemesidir. Kadın ya da erkek diye bakmadan olayların yorumlanabilmesidir. Yani kısaca karşımızdakine insan olarak bakabilmektir. Ama bakamayız. Çünkü bizim bir ötekine ihtiyacımız var. Bu öteki ise bizler için kadındır.

   Kadını övmek, erkeği yermek değil niyetim. Fakat neden bizler için kadın bu kadar görünmez iken erkek aynı oranda üstün tutulmakta! Benim derdim aslında tam olarak bu. Kadınlar eve bakar, çocuğa bakar, erkeğe bakar. Bunun üstüne işine bakar ancak yine kadının yaptığı görünmez kılınır. Kadın buna tepki gösterdiğinde de çalışmasın o zaman denilerek, kestirilip atılır. Ama demeyiz kesinlikle erkeklerde ev içi işlerde kadının var olduğu kadar olabilir diye. Bizim için erkeğin kamusal alanda var olması yeterli düzeydedir. Hatta o kadar yeterlidir ki kadın kamusal alanda olamasın diye çaba harcarız. Bu durumda da kadınların üzerindeki cam tavanların aktif hale geldiğini söyleyebiliriz. Cam tavan, kadınlarımızın özel alanda sıkışıp kalmalarını, kamusal alanda yer almamalarını sağlayan görünmeyen engellerdir. Bundan ötürü de biz kadınlarımızın adlarını siyasette, bilimde, ekonomide daha az duyarız. Görüldüğü üzere bunun nedeni de kadın ve erkeğin eşit olarak görülmemesidir. Ancak nedeni kadar basit görülen bir çözümü de vardır ki o da kadın ve erkeğin eşit olması, eşit olarak görülmesi. Eşitlik konusundan bahsedildiğinde aklıma bu görsel geliyor.       Bunun üstüne düşündüğümüzde ise asıl meselenin adalet olduğunu görmek mümkün bence. Bizim için önemli olan, hayata aynı pencerelerden bakabilmeyi başarabilmek. Gerçekten bunun farkına varabilirsek kadının adını daha çok görüp, duyabiliriz. Kadınları bu sayede içinde bulundukları dezavantajlı konumdan kurtarıp, onlarında erkeklerle aynı şartlara sahip olmalarına imkân tanımış olabiliriz. Benim savunduğum burada adalet temelli bir eşitlik. Yani birinin diğeri üzerinde tahakküm kurmadan, eşit şartlar altında, birey olarak yaşamını sürdürebilmesi.

  Bunun için meslekleri cinsiyetlendirmeyelim mesela. Kıralım kalıp yargılarımızı. Düşünmeyelim kadın sadece bu işi yapar ya da yapamaz diye. Ya da demeyelim kadının yeri evidir, kocasının yanıdır. Kadının yeri eviyse, erkeğin de aynı şekilde evidir diye düşünelim. Erkek yemek yapıyor diye ona kılıbık gibi sıfatlar takmayalım. Kadınsın, geri dur, sus diye baskı kurmayalım. Bunun birden gerçekleşmeyeceğini biliyorum elbette. Çünkü böyle bir değişim için en temelden hareket etmeye ihtiyacımız var. En basitinden renklerle olan ilişkilerimiz. Kız çocuğumuzu pembelerle, oğlan çocuğumuzu mavilerle büyütüyoruz. Oğlan çocuğuna ağlamaması ve her zaman güçlü olması gerektiğini, kız çocuğuna da aksi şekilde olması gerektiği düşüncesini veriyoruz. Oğlan çocuğumuza her alanda serbestlik sağlıyor, kız çocuğumuzu bu oranda baskılıyoruz. Tersi bir durumu yadırgıyor ve yeri geldiğinde de ayıplıyoruz. Bu sayede çocukluktan itibaren bizler ötekilik durumunu zihinlerimize yerleştirmeyi başarıyoruz. Ve bu süreci hayatımızın her evresinde devam ettirerek ortaya eşitsizlikler üzerine kurulu bir düzen çıkarıyoruz. Ancak nereye kadar böyle devam edebilir ki. İşte bu yüzden bunları düşünmenin ve harekete geçmenin zamanı geldi bence. Açalım artık şu zihinlerimizi ve görelim artık kadının adını olması gereken yerlerde.

   Kadınlarımızın adını daha çok görebilmek dileklerimle…

 

 

 


Kaynakça

Görsel Kaynak

https://www.pinterest.com.mx/pin/630433647809546974/

https://currentkids.in/wp-content/uploads/2018/02/Gender-Equality.jpg

03-07-2019