İyi Ama Kimim Ben?

Selma Çalışkan

Sosyolog

Yazar Hakkında

1995 yılında Ankara’da doğdum. Öğrenim hayatıma Ankara’da başlayıp Ankara’da devam ederek 2018 yılında Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji bölümünden mezun oldum. Temel ilgi alanlarım duygular sosyolojisi, sosyal hafıza, medya ve söylem üzerinde yoğunlaşırken baktığım şeyde gördüklerimi sizlerle paylaşarak görme biçiminize katkı sağlamak ve “yaşamı güzel karşılaşmalarla süslemek”  amacıyla burada olacağım.   “I am a sociologist, God help me.” (John O’Neill)


“Üzüntülerinizi, sıkıntılarınızı, varlığına şükrettiklerinizi, kimliğinizi, karakterinizi; kısaca sizi siz yapan her şeyi unutsaydınız kim olurdunuz?” (1)

(Raymond Depardon, 1980)

Ben’e ilişkin tanımlarımızı sahip olduğumuz kimliklerle yaparız. Kimlik, genellikle Psikoloji biliminin ilgi alanı gibi görülse de Felsefe ve Sosyoloji disiplinlerinde de irdelenen olgulardan biridir. Sosyolojinin bu kavramı ele alış biçimini toplumsal ve bireyler arasındaki ilişkilere dikkat çekmesiyle açıklayabiliriz. Bu anlamda kimlik hem toplumsal hem de bireyseldir. Toplumsal kimlik; bireyin içinde bulunduğu toplumun kültürel örüntülerine, değerlerine, normlarına ve kurumlarına göre geliştirdiği içselleştirmedir. (2) Birey toplumun bir parçası olduğundan, kendi ihtiyaç ve arzularının bir kısmı da toplumdaki konumuyla şekillenir. Toplumdan azade bir canlı olmaması, kendini bilme’ye yönelik çözümlemelerin bir başına olmayacağını gösterir. “İnsan, ‘kendisini önce başka insanlarda görür ve tanır’ ve bu tanıma, bilmenin ilk adımıdır.” (3) Bu nedenle ben’in mevcudiyeti öteki’yle sağlanır. Birey, diğerlerinden farklılaştığı ölçüde oluşum ve gelişim gösterir. Çünkü “şeyler”in tanımlanabilmesi nesnel dünyanın temsilcileri ile yapılandırılır ve birey yeterlilik, bütünlük, tutarlılık duygusu sağlayan “kimlik/kendilik” kazanmış olur. Kazanılan bu kimlik sayesinde birey, kendine uygun bulduğu yaşantıları ve izleyeceği yolu seçmeye başlar.

Bu anlamda kimliklerimiz birer şeyleşme/şeyleştirme aracıdır. (4) Çünkü şeyler dünyasında algıladığımız ve anlamlandırdığımız her şey kategorize edilir, sınıflandırılır, kalıp yargılar oluşturularak etiketlenir. Bu yüzden diyebiliriz ki, bir yandan şeyler insan özellikleri kazanırken diğer yandan ise insanlar arasındaki ilişkiler, şeyler arasındaki ilişkiler olarak görülür.

Mead ise bu durumu tam tersi açıklar. Ona göre, etkin ve yaratıcı olan ben’liktir. Kişiler kendi çevrelerini etkileyip buna göre o çevreyi dolduran nesneleri yaratırlar. Bireyden bağımsız bir yerde daha önceden var olan “şeyler” ile yalnızca hareketler aracılığıyla edim kazanan “nesneler” arasında ayrım yaparak “şeyler”in bireylerin hareketleriyle “nesneler” haline dönüşeceğini belirtir. (5) Örneğin, bazı eşyalarımızı yanımızda bulundurmak amacıyla kullandığımız taşıma nesnesi olan çanta, saldırıya uğradığımız bir anda kendimizi savunmaya yarayan bir nesne olur. Birey, çantayı bir yerde taşıma aracı olarak kullanırken, başka bir yerde korunma aracı olarak kullanır. Oysa çanta bunların hiçbirisidir, birey onu kullanmaya başlamadan önce yalnızca bir “şey”dir. Bu anlamda birey etkin ve yaratıcı konumdadır.

Benlik, Mead açısından iki evreden oluşur. Bunlardan ilki organizmanın başkalarının tavır alışlarına örgütlenmemiş olan, kendiliğinden hareket etme dürtüsü Ben’dir (the “I”/ Özne Ben). Diğeri ise Beni/Bana (the “me”/ Nesne Ben) olarak adlandırdığı bireyin başkalarından öğrenerek kendisiyle ilgili oluşturduğu bakış açılarıdır. Nesne Ben’in, toplumsallaşan bireyin davranışına kılavuzluk etmesi yönüyle benlik, bireyin bilincine başkalarının etkisini getirir. Öte yandan Özne Ben’in hesaba katmadığımız kendiliğindenliği bir ölçüde icat ve yaratıcılığa imkân verdiği gibi, bir ölçüde de başkalarının denetiminden kurtulmayı sağlar. Tüm bu bilgiler ışığında benlik, özne olarak hareket ettiğinde bendir, ama hareketin hedefi olduğunda beni/bana’dır. Benlik bu iki ayrı evre içinde davranan toplumsal bir süreçtir. Eğer bu iki evre olmasaydı, bilinçli sorumluluk ve deneyimde hiçbir yenilik olmazdı. (6)

İnsan hayatı şeyler içinde kendini anlamlandırmayla geçer.(7) Bu anlamlandırma girişimi ne kadar başarısız olursa, yani bireyi tatmin etmezse öfke, kızgınlık duyguları ortaya çıkar ve bu da yerini zamanla kendini yetersiz hissetme durumuna bırakır. Kimlik krizleri, daha sağlıklı ve bütünlüklü bir kimlik oluşturmak adına fırsatlar sunabildiği gibi, yıkılıp dağılmaya götüren süreçlere de dönüşebilir. Bunun için bu dönemlerin iyi yönetilmesi gerekir.

08-01-2019