İstihdam Tarafında Bekleyen Tehlike

Buğra Altuğ Yılmaz

İktisatçı

Yazar Hakkında

Ankara’da doğdu. Lisans ve yüksek lisans öğrenimini Hacettepe Üniversitesi İngilizce İktisat Bölümünde tamamladı. Yüksek lisansı esnasında proje katılımcısı ve araştırma görevlisi olarak çalıştı. Faturaların kendi kendine ödenmediği gerçeğiyle 29 yaşında yüzleşti. En büyük tesellisi hala kahve alabiliyor olması. İktisadi konuları, ilgi duyan herkese mümkün olduğunca kolay bir dille anlatabilmek en büyük arzusu. Halihazırda, kamuda danışman olarak çalışıyor ve kendi alanındaki araştırmalarını sürdürüyor.


bugraltug@gmail.com

https://www.linkedin.com/in/buğra-altuğ-yılmaz-3723b393/


A+ A-

Türkiye ekonomisi ülkenin kuruluşundan itibaren günümüze kadar geçen sürede dönem dönem farklı yapısal kırılganlıklarla karşı karşıya kaldı. Söz konusu “kırılganlık” diye adlandırılan ekonomik bozukluklar ne yazık ki birkaç yıllık problemler olmaktan öteye gidip on yıllar boyunca iktisadi çevreleri meşgul etti. Senelere yayılan bu problemler kuruluştan günümüze kadar hükümet oluşturma görevi üstlenmiş olan siyasal iktidarların da elini kolunu bağlar nitelikte oldu. Popülist politikalarla üzeri örtülmeye çalışılan bu yapısal problemler çoğu zaman geçiştirilmek suretiyle bir sonraki yönetime devredilse de bu kırılganlıkların ülkede toptan bir refah sorunu teşkil ettiği gerçeği hiç değişmedi.

Öyle ki, 1854 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun kullanmaya başladığı ve sonradan Düyun-u Umumiye çatısı altına alınan dış borçların geri ödenmesi tam 100 yıl sürdü. Dışa kapalı, ülkeler arası ticari aktivitenin henüz gelişmediği bir ortamda alınan bu borçların ülke içi üretimde bir karşılığı olmaması ve çoğunlukla sonu gelmeyen savaşların finansmanında kullanılması ülkenin mali yapısına on yıllar sürecek bir yük getirmiş oldu. Nitekim bu borçların tamamı taksit taksit geri ödenene kadar geçen sürede borcu alan devletin yerini yenisi alırken, yeni devleti kuran iktidarın yerini de bir başka iktidar almıştı.

Türkiye ekonomisi, tazmin edilmesi onlarca yıl süren böylesine ağır bir mali yükün ardından 1950’li yılların sonundan itibaren enflasyon gibi bir kırılganlıkla daha yüzleşecekti. Belki benim gibi Y kuşağına mensup birinin çocukluğundan hatırlayacağı “enflasyon canavarı” söylemi bu soruna karşı topyekûn verilen 50 senelik mücadelenin bir ürünüydü. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan çok kısa bir süre sonra meydana çıkmış olan bu problem çok uzun yılların ardından ülke ekonomisine yerleşmiş bir gerçeklik olduktan sonra “canavarlaştırılmıştı”. Yüksek ve sonraki ay ne olacağı öngörülemeyen belirsiz enflasyon 2000’li yılların başlarına kadar yaklaşık 50 sene boyunca üretimi, tüketimi ve iktisadi aktörlerin gelecek planlarını, uzun lafın kısası tüm toplumun refahını olumsuz yönde etkiledi.



Bu noktadan itibaren kısmen daha disiplinli bir yapıya bürünen ülke ekonomisinde son yıllarda yavaş yavaş kendisini göstermeye başlayan bir başka sorun olan işsizliğin ise ne yazık ki şimdiye kadar anlatılanlar gibi uzun vadeli bir kırılganlığa dönüşme riski bulunuyor. Özellikle 15-24 yaş arasını kapsayan gruplarda son yıllarda artış eğiliminde olan ve bu grup için TÜİK tarafından açıklanan son resmi rakamlara göre %25,6 seviyesinde bulunan işsizlik oranı ise bunun ileri vadeli yapısal bir riske dönüşebileceği konusunda önemli sinyaller veriyor.

Avrupa ülkeleri arasında İspanya, Yunanistan ve İtalya’dan sonra en yüksek genç işsizliği oranına sahip olan Türkiye’nin bu problemle uzun vadeli mücadele konusunda ciddi adımlar atması gerekiyor. Zira bu yaşlarda iş tecrübesi edinemeyen, bir alanda uzmanlaşmak için girişimde bulunamayan ve mali sıkıntılarla birlikte cesareti kırılan bir neslin kendi içinde yaşadığı duygusal yıkımla başa çıkmaya çalışması bir yana, kendilerinden sonra gelecek nesillere de elle tutulur bir tecrübe aktaramayacak olma ihtimali bu problemin kronikleşmesi tehlikesini de beraberinde getiriyor. Öte yandan, kronikleşme tehlikesi bulunan genç işsizliği uzun vadede genel işsizlik oranlarında kalıcı bir artışa yol açma ihtimalini de içinde barındırıyor.

Tüm bu ihtimaller birlikte değerlendirildiğinde, iktisadi otoritenin ve politika yapıcıların bahsi geçen konuda kalıcı ve uzun vadeyi ilgilendiren düzenlemelere gitmesi şart görünüyor. Türkiye ekonomisinin ve ülke insanının kronikleşme ihtimali bulunan bir problemle daha 50 veya 100 yıl boyunca mücadele etmemesi için kendini bariz biçimde belli eden bu sorun karşısında kararlı bir duruş sergilemesi gerekiyor.

 

 

 

 

 

 


Kaynakça

-https://data.tuik.gov.tr/Bulten

-https://ec.europa.eu/eurostat

-https://unsplash.com/photos/C8D0upr8H-Y

-https://unsplash.com/photos/lQ2BzDNmnHE

18-06-2021


ankara psikolog