İşime Gelen Bilgi: Doğrulama Yanlılığı

Borabay Kadirdağ

Bilişsel Bilimler

Yazar Hakkında

Borabay Kadirdağ, 2015'te ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi'nden mezun olmuştur. Daha sonrasında eğitim hayatında büyük bir değişiklik yaparak, aynı yıl yine ODTÜ'de Bilişsel Bilimler alanında yüksek lisans yapmaya başlamış, 2019 yılında yüksek lisansını tamamlayarak mezun olmuştur. Duygu kontrol metodlarının sınav stresine olan etkisini konu alan tezi yakın zamanda tamamlanacak olup, yeni dahil olduğu alanda öğrendikleri kendisini çok etkilemiş ve bu, onu öğrendiklerini insanlarla paylaşmaya yönlendirmiştir."


borabay@medyacuvali.com


A+ A-

Hepimiz böyle insanlara rast gelmişizdir: Bir olay veya durum ile ilgili inandığı, doğru bulduğu belli bir düşünce yapısına sahiplerdir. Ama bu olay veya durumu başka açılardan bakmak yerine, kendi bildiğini okuması bir yana, buna ek olarak kafasındakini destekleyen bilgileri veya anlatımları değerli bulur. Gerisi onun için hiçtir. İşte bu yazının konusu da bu durum, yani “doğrulama yanlılığı” olacak.

 

Başlıkta kısaca açıklamış olmamla birlikte, daha oturaklı ve metaforsuz olmak suretiyle, bilimsel bir tanım yapmayı gerekli görüyorum. Bu nedenle doğrulama yanlılığını, İngilizce tabiri ile confirmation bias, bir insanın kendi fikri ve inancını destekleyen bilgi kaynaklarını ve yollarını tercih edip geri kalan her şeyi göz ardı etmesi durumu olarak açıklayabiliriz. Bir bilişsel eğilim olarak tanımlanan bu durum, tümevarımda yapılan sistematik bir hata olarak da tanımlanabilir ki öyle zaten.

Böyle bir insan, büyük bir inatla, kafasında ne kurmuşsa ve neye inanıyorsa onu kanıtlamak için destekleyici yollar arar. Böyle bir insanın kafasından geçenleri şöyle canlandırırsam, kimsenin beni yadırgamayacağını düşünüyorum.

“Yok abi! Bu durum böyle. Başka açıklaması olamaz, mümkün değil! Başka bir açıdan mı düşüneyim? Dalga mı geçiyorsun? O açıları biliriz biz! Benim dediğim doğru. Bak sana şimdi kanıtlayacağım!”

Google’da arama yapıp ilk sayfada çıkan ilk linke tıkladıktan hemen sonra:

“Bak ne buldum? Benim dediğimi açıklayan bir makale! Hem de X ülkesinin bilim adamları söylemiş. X ülkesinin bilim adamlarından daha mı iyi bileceksin? Onlar öyle diyorsa doğrudur! Gördün mü kendi fikrimin bilimsel olarak da kanıtlandığını göstermiş oldum. Ben daha ne yapayım!”

 

Hem yukarıdaki tekli diyalog, hem de bir üstteki resim ile fark edebileceğiniz üzere bu şahıs aklı sıra “kendi araştırmasını” yaparak doğruyu bulduğunu sanır. Ama aslında yaptığı, konuyu Google Amca’ya yazdıktan hemen sonra çıkan ilk sayfadaki ilk linke tıklamıştır. Orada anlatılan da kendi fikrini destekleyen bir şey olunca “Evreka!” diye bağırmıştır. Ama bilmez ki o konuda yazılmış sadece bir şeye bakmıştır ve daha 99 tane daha makale var daha o konuyla ilgili (teorik olarak konuşursak). 99’u da kendi fikrine ters düşecek olsa; o arkadaş “doğruyu” buldu ya, 99 makale onun için eşittir çöp. İşin komik tarafı, bu ilk bulduğu makale onun fikriyle tezat ilişkide olsaydı, onu da buruşturup kenara atacak ve işine geleni bulana kadar diğer yazıları dürüp fırlatmaya devam edecekti.

Bu durum, insana günlük hayatta çok büyük zarar verir. Neden mi? Çünkü böyle bir eğilim insanı kısıtlar.

 

Hepimiz bilgiye ulaşmak isteriz, değil mi? Evet. Ama o bilgi ne kadar doğruysa o kadar değerlidir. Bilginin doğruluğu da sadece onun doğruluğunu teyit eden kaynaklar ile kanıtlanamaz. Doğru olduğu düşünülen bilginini aslında yanlış olduğunu gösteren kanıtlar da aranmalıdır. Yani, çok yönlü bir araştırma yapılmalıdır. Bilgi, doğruluğunun göstergeleri kadar yanlışlığının belirtilmemiş olmasıyla da kesinliği belirlenebilen bir olgudur. Bu ikisi birbirini tamamlar. En basit konuda bile insan, konuyu her yönüyle, ama her yönüyle ele almalıdır. Aksi takdirde tek bir yöne bodoslama dalar ve belki de o yol Roma’ya çıkmıyordur. Bu riski göze almaya değer mi? Bence değmez.

Bu konu, bilim dünyasını da zora sokacak kadar sinir bir durum aslında. Bilimsel yöntem, sadece hipotezleri doğrulayan şeyleri aramaz, onları yanlışlayıcı kanıtların da peşindedir. Eğer bir bilim insanı, sadece doğrulayanları ararsa, zaten bilimsel yöntemi %50 kapasitede kullanıyor demektir. Yani yaklaşımı eksiktir, kusurludur. Yapılan pek çok araştırma da bu konuyu desteklemektedir. Onlara göre, bilim insanlarının önceden inandığı bilgiler doğrultusunda seyreden araştırmaları bu inançlara karşıt bilgi içeren bilgilere tercih ettiğini göstermiştir (detaylı bilgi için yazı sonundaki linklere göz atabilirsiniz, ya da o doğrultuda Google’a sorabilirsiniz).

 

Şimdi diyeceksiniz “Ama sen de kendi dediklerini destekleyen şeyler atmıyor musun?” diye. Ama benim durumumu bu teyit yanlısı arkadaşlarımızdan ayıran çök önemli bir nokta var: Ben aksini gösteren kanıtları da araştırdım. Bir master adayı olarak, eğer bilimsel yöntemi tam kapasitede kullanamıyorsam, bilim dünyasında ben ne işe yararım? Haksız mıyım?

O yüzden hepinize şunu tavsiye ediyorum ve ısrar ediyorum. Araştırın, ama tam araştırın. Bir olayı detaylıca, her noktasından ele alın. “Ben buna inanıyorum, bak bu da kanıtlıyor işte” demeyin. “Ben buna inanıyorum ve kanıtlarım var, ama aksi kanıtları göz ardı edemem” deyin. Günlük hayatta bile bilimsel yöntemi kullanabilirsiniz. Hele bilimsel bir konuyu araştırıyorsanız, kullanmak zorundasınız.

Hepinize yansız, önyargısız, bilimsel yöntemli bir hayat diliyorum. Bir dahaki yazımda görüşmek üzere…

 

Borabay Kadirdağ – ODTÜ Bilişsel Bilimler Ana Bilim Dalı 

 

https://link.springer.com/article/10.1007%2Fs12144-010-9087-5

https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0749597883710447?via%3Dihub

https://link.springer.com/article/10.1007%2FBF01173636

 

 

 

25-04-2018