İntihar Düşüncesi

Gizem Aynacı

Eğitim Uzmanı

Yazar Hakkında

Yunanistan’ın yani başındaki toprakların cömert ve narin kızı çeltiklerle var oluşuna başlangıç çizmiş, kendine münhasır kişi. Eğitimci olma hayatına, İlköğretim Matematik Öğretmenliği lisansı ile başlayıp, Eğitim Yönetimi ve Planlaması alanında yüksek lisans yaparak devam etmektedir. Diğer taraftan Sosyoloji lisans eğitimini devam ettirmektedir. Uzmanlaştığı konular; duygusal zeka, karar verme, örgüt kültürü, duygu yönetimi ve algıdır. Yüksek lisans alanındaki konularını psikolojinin alt dallarıyla birleştirmiştir. Edebiyat ve felsefe üzerine çok okuyup, yazar. Amatörce sinema ve tiyatroyla ilgilenir. Toprağın gücüne inanır.


gizemaynaciii@hotmail.com


A+ A-

“Yaşama nedeni denilen şey, aynı zamanda çok güzel bir ölme nedenidir de.”[1]

İntihar üzerine pek çok yazar, sosyolog ve felsefeci, düşünür, bilim ve sanat insanı kafa yormuştur bu zamana kadar. Yaşamanın anlamı üzerine sayfalarca hatta sayısızca kitap yazılmış ve yazılmaya devam etmektedir. Bir uğraş olan bu yaşamın sonu olmadığını düşünen, yaşamaya değer görmeyen, anlamsız ve acılarla dolu bir süreç olduğuna inan kişiler ise tek çıkış yolu ve ellerindeki tek gerçek özgürlük olduğuna inandıkları intiharı tercih etmişlerdir. İntihar gerçeğinin ne kadar önemli ve temelli bir konu olduğunu Camus şu sözleriyle açıklamaktadır.

 

“Gerçekten önemli olan tek bir felsefe sorunu vardır, intihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir. Gerisi, dünyanın üç boyutlu olup olmadığı, düşüncenin dokuz mu, yoksa on iki ulamı mı bulunduğu, sonra gelir.” [2]

 

Yaşama uğraşında her insanın hayatının bir noktasında dahi intihar düşüncesini aklından geçirme sebebi nedir? Bu sorunun cevabına psikoloji biliminden uzak bir biçimde yalnızca felsefi görüş ve edebi olarak ele alacağız. İnsanlar doğup bilinçlerini kazandıkları andan itibaren kısıtlamalar olmadan belli bir özgürlük ideali ile yaşamlarına devam ederler. Özgür iradenin varlığı, inancı insanları üstün ırk olarak hissettiren ve egolarını okşayan bir taraftır. Bu durum kişilere iyilik hali verir ki yaşamak için temel sebeptir. Hayatında olumsuz giden bazı şeyler olduğunda insanoğlu intiharı düşünmeye başlar. Bizleri intihardan caydıran yine üstvarlık düşüncemiz ve hissimizdir. E. Cioran, “ Bu dünyanın prangaları ve solunmaz havası her şeyi elimizden alır, kendimizi öldürme özgürlüğümüz hariç; bu özgürlük de, bunaltıcı ağırlıkların üstesinden gelen bir kuvvet ve gurur verir bize.

Kendi hükmünü mutlak olarak elinde bulundurmak ve bunu kullanmamak...  bundan daha esrarengiz bir yetenek var mıdır? İntiharın mümkün olduğu tesellisi, soluksuz kaldığımız o mekanı sonsuz bir alana çevirir. Kendimizi yok etme fikri, buna ulaşma yollarının çokluğu, kolaylığı ve yakınlığı sevindirir ve ürkütür bizi; zira kendimiz hakkımda geri dönüşsüz bir şekilde karar verdiğimiz o hareketten daha basit ve daha korkunç bir şey yoktur. Tek bir anda bütün anları ortadan kaldırırız; bunu Tanrı bile yapamazdı. Fakat palavracı iblisler olduğumuzdan sonumuzu erteleriz: Özgürlük gösterişinden, kibrimizin oyunundan nasıl vazgeçebilirdik ki? “[3] sözleriyle bunu açıkça ve usta bir dille anlatmıştır. Lacan ‘da “Ölüm olmasaydı bu yaşama katlanabilir miydik?” sözüyle aynısını anlatmaya çalışmıştır. Shopenhauer ve Nietzche’ de insan her ne kadar özgür olsa da lanetlenmiş/mahkum edilmiş bu dünya da anlamsızca ve amaçsızca yaşamak zorunda olduğunu savunur. Cioran’ı hem destekleyen bir yönüyle de tamamen reddeden söylemleriyle insanın kendi yaşamını kendi inşa ettiğini, kendi isteğiyle yaşamaya ve ölmeye mahkum olduğunu söylerler. Bir nevi yaşamak da böyledir, iradenin varlığından söz edilse dahi bu özgürlükten yoksun bir yaşama zorunluluğu vardır. Yalnızca bu yaşama son verme ediminin süresi ellerimizde bulunmaktadır.

Hayatının bir evresinde intihar düşüncesi aklına giren kişi bu kelimeden ve eylemin varlığından yoksun olamaz. Her bir umutsuzluğunda olmasa dahi kişi için en büyük umutsuzluklarında akıldan geçen bir kurtuluş olur. Veya kendi narsistliği, değeri ile ilgili sorgulamaları ve özgeciliği yüzeye çıktı mı daha çok dolanmaya başlar kafasında.

“İntiharı düşünen bir insan için en kötü şey kendisini öldürmesi değil, bunu düşünüp yapmamasıdır. İntihar düşüncesine- bir alışkanlık haline gelen intihar düşüncesine- yol açan manevi çöküntü kadar aşağılık bir şey yoktur. Sorumluluk, vicdan, irade gelişigüzel yüzüp durur bu ölü denizde, sulara gömülse bile rastgele bir akıntıyla yeniden ortaya çıkar.” [4]

İnatçı olan intihar düşüncesini savuşturmak yine de insanın elindedir. İntihar ne kadar özgür irademiz ile yapacağımız bir şey ise yaşamak ve yaşanılacak olan pek çok seçeneğin seçme özgürlüğünü kullanmakta bizim elimizdedir. Camus “ İnsanın her gün yaptığı en iyi şey intihar etmemeye karar vermemektir.” diyerek iyimser ve bir o kadar da yaşanılası seçenek sunar bizlere.

Yaşama anlam arama derdine  Camus en güzel bakış açısını sunmaktadır. Yaşamın bir anlamı olmadığını fakat bunun bilincinde olarak yaşamanın insanı özgür insan yapacağını söylemektedir. İnsanı hayatta tutan, anlamların varlığı ya da yoksunluğundan daha çok bu bilince sahip olmaktır. Yunan mitolojisinde adı geçen ve Tanrılar tarafından bir kayayı durmadan yukarı taşımakla cezalandırılan Sisifos bu bilince sahip olduğunun en güzel örneklerindendir. Sisifos durmadan kayayı bir dağın tepesine taşır ve geri yuvarlanan taşın peşinden giderek yeniden yukarıya taşımakla mükelleftir. Lakin usanmadan yaptığı bu eylemin bitmeyeceğinin farkında olsa da o, intiharı düşünmez ve bir çıkış yolu olarak sunmaz kendine. Çünkü Sisifos yaşama erdemlerinden en temeli olan anlamı var olduğu şekilde yaşama bilinciyle dolu kişidir. Ve yeniden dağın eteklerine sürüklenen taşı yukarı çıkarmak onun için bilincin terbiyesiyle süslenmiş, eylemi geride bırakan bir aidiyet ve irade savaşındaki özgürlüktür.


Kaynakça

Albert Camus, Sisifos Söyleni, s:22

[2] Albert Camus, Sisifos söyleni, s:21

[3] E.M.Cioran, Çürümenin Kitabı, s:39

[4] Ceaser Pavese, Yaşama Uğraşı, s:73

Görseller: Nisa Gülfidan

20-05-2019