İktidar ve Mimari/Panopticon

A+ A-

Merhaba değerli okuyucular.

Daha önce “İktidar İnfaz İlişkisi”nde iktidar üzerine konuşmuştuk.  Şimdi iktidar ile mimari arasındaki ilişkiden, iktidarın birey üzerinde kurduğu denetim sisteminden, Panoptikon’un ne olduğundan vb. konulardan bahsedeceğim ve bu konular “İktidar İnfaz İlişkisi”nden bağımsız değil.

İktidar statik bir baskı aracı olmaktan çok yaşamın tüm veçhelerini kapsayan güçlerin kesintisiz mücadelesidir. İktidar her yerdedir, her yerde üremekte ve üretilmektedir. İktidarın heryerdeliği, bedenlere dahi nüfuz ederek kendi bilgisini oluşturmuş ve bu bilgi toplumu normalleştirme yoluyla anormal olanları ötekileştirmiştir.

                                                       

Bu yazımda Michel Foucault bize eşlik edecek.

Foucault, 20.yyın temel sorunu ”iktidar aşırılığı” olarak teşhis etmiş ve iktidarı siyasi analizinin merkezine yerleştirmiştir. Foucault’ya göre iktidar kurumlar aracılığı ile işler ama kurumlardan doğmaz.

Foucault’nun düşüncesine göre iktidarı sağlam bir zemine oturtan şey sıkı bir denetimdir.

Foucault’nun çalışmalarında mekan hep ön planda olmuştur. Foucault çevrenin insan davranışlarını belirlediğini savunmaktadır.

Foucault, 18.yy’dan sonra mimarlığın siyasallaştığını söylemektedir. Tabi ki siyasetin mimariye yansıması 18.yydan daha öncesine dayanmaktadır ama 18.yydan itibaren yoğunlaşmıştır. Batı mimarisi ya da doğu mimarisine bakıldığında, her ikisi de ihtişam içermektedir. Bu mimari yapılar biz ne kadar büyük ve önemliyiz söyleminin mimariye yansımasıdır. Görüldüğü üzere siyaset mimariye yansımış durumdadır. İktidar mimari üzerinden de gizliden gizliye bir kontrol ve denetim girişimi içerisindedir. Mimari iktidardan bağımsız değildir.

Foucault’ya göre mimarların iktidar ile kurduğu ilişki doktorlar, gardiyanlar, rahipler, hakimler ve ruh hekimlerine göre farklıdır. Akıl hastaları akıl hastanelerine tedavi edilmek ya da suçlular hapishaneye ıslah edilmek için kapatılmaz. Modern dünyanın akıl hastanelerinin ya da hapishanelerinin amacı insanları topluma kazandırmak değil sadece toplumun imajını zedeleyen bireyleri toplumdan uzaklaştırmaktır. Doktorlar, gardiyanlar, rahipler, hakimler ve ruh hekimleri iktidarın somutlaşmış halidir. Ama modern dünyanın mimarları bilinçli olarak ya da olmayarak iktidarın varlığını meşrulaştırmaktadır.

                                

‘Panoptikon’ kavramı üzerinde durmak istiyorum. Peki Panoptikon nedir?

Panoptikon, İngiliz filozof ve toplum kuramcısı Jeremy Bentham’ın 1785 yılında tasarlamış olduğu hapishane modelidir.  Halka biçiminde bir binadır, ortasında bir avlu ve avlunun ortasında bir kule vardır. Halka hem içeriye hem dışarıya bakan hücrelere bölünmüştür. Bu küçük hücrelerin her birinde, kurumun hedefine uygun olarak, yazı yazmayı öğrenen bir çocuk, çalışan bir işçi, ıslah edilen bir mahkum, deliliği tedavi edilen bir deli vardır. Merkezi kulede bir gözetmen vardır ve bireyin yaptığı her şey gözetmenin bakışına açıktır. Gözetmen her şeyi görebilir ama onu kimse göremez. Panoptikon aslında toplum ve iktidarın ütopyasıdır.

Bentham’ın yaklaşımına göre gözlemlenen her yanlış davranışının ceza getireceğini bilen, ama davranışlarının aslında ne zaman gözlemlendiğini bilmeyen insan, her zaman izleniyormuşçasına davranmaktan başka seçeneği yoktur. İnsan 24 saat gözetlendiğini düşünerek kendi davranışlarını sınırlandırmak zorunda kalır. Panoptikon, gözetlenme ihtimaline karşı insanlara salınan bir korkudur aslında.

Bentham, Panoptikon’u ”üst aklın, gücü elde etmesinin yeni modeli” olarak ifade etmiştir.

Panoptikon, iktidarı anonim hale getirir ve otomatikleştirir, zira kimin iktidar uyguladığının önemi yoktur. Önemli olan sürekli gözetim ilkesinin ve görünürlük durumunun yaratılmasıdır. Böylece disiplin için zor kullanmaya gerek kalmaz. Disipline uymak gönüllü hale gelir. Birey otokontrol mekanizması ile nereden geldiğini bilmediği iktidara karşı sürekli olarak kendini gözetler.

Panoptizm toplumun karakteristik özelliklerindendir. Kişisel ve sürekli gözetim biçimi altında, denetim; cezalandırma ve ödüllendirme biçimi altında, ıslah etme, bireylere uygulanan iktidar biçimidir.

                                               

Foucault’nun iktidar anlayışının temelinde Panoptikon sisteminde bulunan öz-denetim yatar. Panoptikon aracılığı ile iktidarın kontrol mekanizmalarına dikkat çekmektedir.

Foucault, iktidarın üretildiği kurumları (hapishane, okul, hastane, fabrika…/modern kapatma kurumları) Panoptikon metaforu ile betimler. Mimari tasarı olan Panoptikon’da esas olan sürekli gözetlenebilirlik ilkesidir. Sürekli gözetlendiğini düşünen insanlar kendi davranışlarını normallik çerçevesi ile sınırlamaya başlarlar. İktidar baskıya gerek duymadan özneler üreterek kendi sürekliliğini sağlar. Bu kurumlarda iktidar bilimsel söylemler eşliğinde anormalliğin(deliliğin, hastalığın, suçun vb.) tanımlanması üzerine kurulur.

Foucault’a göre Panoptikon, mimari bir yapıyı ifade etmekten öte, bir sistemin mantığını ve toplumsal denetime yönelik işleyiş mekanizmalarını ortaya koyar. Bu, toplumu dönüştüren ve bireyleri sürekli gözetim altında tutan disiplinel bir mekanizmadır.

Foucault, Panoptikon’u bireylerin bazı kurallara göre şekillendirilmesi biçimi altında bireylere uygulanan bir iktidar biçimi olarak görmektedir. Tüm toplumu kapsayacak şekilde kendini gösteren ve gözetim/denetim/ıslahtan oluşan üçlü yapı, günümüz toplumunda da geçerli olan iktidar ilişkilerinin temel boyutunu oluşturur.

                                                       

Panoptikon metaforunu günlük hayattaki çoğu şeyde görebiliriz.

 

Toplumlarda denetimi sağlayan araçlara örnek verecek olursak; teknolojik araçlar, internet, sosyal medya, kamera ve mobese  vb... Kameralar insanları sürekli gözetleyerek yasa dışı hareket etmelerini engeller. Sokakta her an izlendiğini düşünen insan davranışlarını sınırlandırır. Böylece iktidar bireyi kolaylıkla kontrol altıda tutar.

Gözlemlendiğinin farkında olan birey iktidarın çizdiği davranış kalıbına hapseder kendini. Bunun sonucunda toplumda tek tiplik oluşur. Birey artık otomatik işleyen bir robot ya da makinedir. Birey cezalandırılma korkusu ile toplum ve iktidarın istediği gibi davranış sergiler. Foucault bunu “dinamik normalleştirme” olarak adlandırır. Dinamik normalleştirme, aslında özgürlüğün yok oluşudur.

Foucoult “ Mimari bir simgedir ve o simge aracılığı ile iktidar sahibi güçler toplumun bilinçaltına kendileri ile ilgili mesaj verir. “  Örneğin modern mimariye baktığımızda, sıklıkla gökdelen görmekteyiz. Gökdelenler modernizmin kendi bünyesindeki ilerlemecilik mantığının bir yansıması olduğu söylenilebilir. Ya da yöneticilerin evlerine bakıldığında güç ve her şey yolunda mesajı vardır.

Birkaç istisnai örnek ile mimari toplumsal hiyerarşiyi yeniler. Askeri kamp örneğinde ordu içindeki hiyerarşi, her rütbeye ayrılan çadırların, yapıların yerleri ile doğrudan toprak üzerinden okunur. Bir erke dayalı hiyerarşi doğrudan mimari aracılığı ile yeniden üretilir. Mimari yapılar aracılığı ile insanları birbirinden ayrıştırma ve ötekileştirme söz konusudur.

İktidar mimari aracılığı ile insanları kolaylıkla kontrol altına almaktadır. Mimari iktidarın topluma kendini gösteriş araçlarından biri ama Foucault mimariyi sorunsallaştırırken amacı iktidarı sorgulamaktır, yeni mimari anlayışı oluşturmak değil.  

                                                       

Bugün insanlık, Bentham’ın temelini attığı panoptik düzene dayalı bir toplum yapısı içinde hapis durumundadır. Birey davranışlarını herhangi bir müdahaleye gerek kalmadan kendi kendine denetlemektedir. İradelerini özgürce ortaya koyamazlar ve iradeleri zamanla zayıflayarak ortadan kalkar. Birey artık kendi yaşamını bile yönetemeyecek ve iktidara muhtaç hale gelmiştir. Bireyin elinden bedenini özgürce hareket ettirme özgürlüğü alınmıştır.

İnsanlar özgürlüğü hiçbir zaman kurumlar ve yasalar ile kazanmış değildir ve özgürlüğün güvencesi iktidar olamaz. Özgürlüğün tek güvencesi özgürlüktür. Sonuç olarak yaşadığımız dönemde özgürlük kelimesinden sadece bahsedebiliriz. Özgürlüğü yaşamaktan hayli uzağız.

Umarım yazımdan memnun kalmışsınızdır. Tekrar görüşene dek özgür kalın.

Sosyolog Nazmiye KIRIK









Kaynakça

* RABİNOW, Paul, “Michel Foucoult ile Söyleşi:  Mekan, Bilgi ve Erk” ,Mimarlık Dergisi,84/7-8

*BAUMAN-LYON, Zygmunt-David,(2013), “Akışkan Gözetim”, Ayrıntı Yayınları, İstanbul.

*https://www.artfulliving.com.tr/Project/1166/michel-foucault

*https://tr.m.wikipedia.org/wiki/Panoptikon

*http://merbicreativewriting.blogspot.com/2014/01/gozetim-toplumu-uzerine-bir-makale.html

–Görsel 6: Porsche Worg(ınstagram)

08-06-2020