Harari’nin Sapiens’i Bana Neler Düşündürdü?

Fatma Ülkü Selçuk

Sosyoloji, Dr.

Yazar Hakkında

Fatma Ülkü Selçuk 1995 yılında ODTÜ ‘Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi’ bölümünden mezun oldu. 1999 yılında Ankara Üniversitesi’nde ‘Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri’ yüksek lisansını, 2007 yılında ODTÜ’de ‘Sosyoloji’ doktorasını tamamladı. 2005 yılında ‘Örgütsüzlerin Örgütlenmesi: Enformal Sektörde İşçi Örgütleri’ başlıklı kitap için Türk Sosyal Bilimler Derneğinin ‘Genç Sosyal Bilimciler Ödülünü’ aldı. 1999-2017 yılları arasında Atılım Üniversitesi’nde çalıştı. Yayınlarının bir kısmına şu linkten ulaşabilirsiniz: http://independent.academia.edu/FSelcuk


fuselcuk@gmail.com


A+ A-

Nihayet okudum

Harari’nin Sapiens kitabını çok kişi methetti. Bill Gates, Mark Zuckerberg, Barack Obama vs. Benimse okumak istediğim başka kitaplar vardı. Üstelik Obama’nın içinde bulunduğu grup, dürüstlük ihtiyacımı karşılamıyor.

Söyledikleri ve yaptıkları birbirine daha yakın olan, cana fiilde daha saygılı insanların yönetici olmasını arzuluyorum.

Ben de Harari’yi okumayı erteledim.

En nihayet birkaç aylığına Mersin’e geldim. Harari’nin iki kitabını da yanıma aldım: Hayvanlardan Tanrılara Sapiens: İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi ve Homo Deus: Yarının Kısa Bir Tarihi.

Üçüncü kitabını henüz almadım: 21. Yüzyıl İçin 21 Ders.

Okurken heyecan duydum, ama...

Kitabı okurken heyecan duydum. Nicedir aklımda olan bazı meseleleri gündeme getiriyordu. Ayrıca aklıma daha önce gelmemiş kimi soruları da soruyordu.

Ayrıca okudukça biyolojiye, hayvan davranışına, psikolojiye vs yönelik atıflar, beni cezbediyordu. Bilimsel gelişmelere bağlı olarak insan topluluklarının geleceğine dair olasılıkları gündeme getirdikçe seviniyordum: “Nihayet birileri biyoloji, nanoteknoloji, bilişim vs alanlarındaki gelişmelerin insan toplumlarına etkisini geniş ölçekte tartışmaya açıyor!”.

Kitabın belki de yüzde 90’nından fazlasını faydalı buldum. Kitapta öyle mevzular vardı ki kimi kısımlarına biyoloji veya mühendislik tahsil etmiş birilerinin eli değmiş gibiydi.

Listemdeki diğer kitapları okumayı ertelediğime hayıflanmadım.

Fakat...

Fakat farkettim ki Harari bazı sonuçlara varırken biraz acele ediyor. Satır aralarında yazdıkları, içimde huzursuzluk yayıyor. İdeolojileri vs din olarak adlandırıyor ya. Ona diyeceğim yok da, düşünüyorum da kapitalizmi yer yer eleştirir görünse de yoksa o da mı liberalizm / açık toplum dininin tesiri altında kalmış?

Acelesi, bundan olabilir mi? Belki de daha çok güvenlik, kabul ve iç huzuruna ihtiyacı var. Belki de satır aralarında yazdıklarıyla bir derece bu ihtiyaçarını karşılıyor.

Neden mi huzursuzlandım?

İki noktayı dikkatinize sunayım:

1. Kitapta yeri geldikçe yazarın değindiği hususlardan biri şu: bilimsel bulgular Hristiyanlık, İslam gibi dinlerin savlarını yanlış çıkarmıştır. Zaten bu dinler iyilik kötülük ikilemini de çözememişlerdir. Dinler kurmacadır. İnsan yapısıdır. 21. yüzyılda insanlığın gündeminde ölümsüzlük olacaktır. Zaten ölümsüzlük, geçmişte de insanların gündemine gelmişti (bkz Gılgamış Destanı). Bilim, sonsuz yaşam olanakları sundukça farklı yaşam biçimleri ve yeni insan türleri veya karma türler ortaya çıksa da öte dünyaya inanç da zayıflayacaktır. Öte dünya inancı olan dinlerse tarihe karışacaktır.

Harari’nin bu düşüncesi bana August Comte’u çağrıştırdı. Comte’a göre dünyada olup bitenleri insanlığın ilk zamanlarında doğa üstü güçlere atıfla açıklardık. Misal (örnek bana ait); deprem mi oldu? Tanrı bizi cezalandırıyor. Sonra doğanın ruhu bunu gerektiriyor gibi açıklamalar yapmaya başladık. Artık fay hatları vs üzerinden açıklamalar yapıyoruz. Geldiğimiz aşama, pozitif aşamadır. Gözlemlerimizi gözlemlerimizle, bilime atıfla anlamlandırıyor ve yaşamlarımızı düzenliyoruz.

Güzel de Comte’un da Harari’nin de üstünde durmadığı nokta galiba şu: Doğru, bugün pek çok kişi bir deprem olduğunda bilmem hangi fay şu şekilde bu şiddette kırılmış diyor. Fakat unutmayalım pek çok kişi fay hattından bahsetsederken aynı zamanda bu, takdiri ilahi de diyor. Bazısı da bu, karmanın sonucu filan diyor (ne ekersen onu biçersinin başka bir versiyonu). Yani günümüzde olguların bilimsel bulgulara atıfla açıklanması yayılmış olsa da doğaüstüne atıfla veya metafizikle açıklamak ortadan kalmış değil.

Hala ilk parçacık/oluşum, cansızdan canlıya geçiş mekanizmaları ve benzeri problemlerin yanıtını bulamadık.

Varoluş problemine yanıtlarımızda çok eksik gedik var.

Hal böyleyken Harari, Tanrı inancının yok olacağı yargısına varırken bence acele ediyor. Bunu arzu ediyor olabilir. Arzuları, yazdıklarına yansıyor olabilir. Ancak yanılıyor da olabilir.

Bilim ve dinler dahil anlam dünyamızı şekillendiren ifadeler (Harari’nin bahsettiği iyilik kötülük ikilemi dahil), mevcut dilimiz ve kapasitemiz çerçevesinde şekillenir.

Varoluş problemlerini ise her daim kapasitemizin sınırları içinde anlamlandırıp dile getireceğiz. Anlamlandırma biçimimiz doğamız gereği o sınırlar dahilinde olacak. Hakikati ancak eksik ve sınırlarımız dahilinde, zorunlu olarak hatalarla algılayabileceğiz (herşeyi bilmiyoruz, bilme ihtimalimiz de kapasitemiz gereği sıfıra yakın).

Popper’in yanlışlanabilirlik ilkesi bizi hakikate her zaman yaklaştırabilecek mi? Bundansa şüpheliyim.

Sizi burada mevzunun derinliklerine girerek sıkmayım. Sadece Harari’nin, yer yer mantıksal sıçramalarla aceleci sonuçlara vardığını yazmakla yetineyim.

2. Sapiens kitabında aralara sıkışıtırılmış diğer konuysa sınıfsız toplumun olanaklı olmadığı ve liberalizmin esenliği artıracağı. Şöyle ki: komünizm o kadar beter bir sistemdi ki şimdi kimse adını bile anmak istemiyor. Kapitalizmi yayanlar da pek çok cana kıydı, gel görelim pastayı da büyütüyorlar. Birgün açlık filan tarihe karışacak. Zaten çok azaldı. Zira kapitalizm ‘büyümeye dair inanç’ ile besleniyor. Sabırlı olalım. Öte yandan yarın birgün bilim sayesinde ölümsüzlük iksiri bulunsa bile bu, öncelikle, ayrcalıklı bir kesime ait olacak, sınıfsal eşitsizlikler de artacak. Ayrıcalıklı kesimlerse, her zamankinden daha fazla gerginlik ve tedirginlik hissedecek. Zira hazır yaşamlarını sonsuza kadar uzatmak mümkün olmuşken bu olanak ellerinden kaza, cinayet vb ile kayıp gidebilecek. Bu nedenle korunmaya her zamankinden fazla ihtiyaç duyacaklar. Hayvanlaraysa Tarım Devriminden beri çok eziyet ediyoruz. Yarın birgün yöneten sınıflar bugün evcil hayvanlara yaptığımız muameleyi aşağı sınıf mensuplarına da yapacak. Sınıfsız toplumsal düzen düşüncesine gelecek yüzlerce yıl veda edelim. Bir sistem insan topluluklarına hakim oldu mu binlerce, onbinlerce yıl sürebiliyor. Artık değişim, bilimsel gelişmeler nedeniyle iyice hızlanmış bile olsa liberalizm uzunca bir süre çekiciliğini korur. Fakat laf aramızda liberalizm dini de hiç fena değil. Barış ve esenlik, kapitalizm ve liberalizmle beraber yayılıyor. İnanalım ki daha da çok yayılsın.

Harari’nin yazdıklarının bir kısmından benim anladıklarım bunlar.

Çok güzel de hemen aklıma gelen birkaç soruyu sıralayım:

-        Harari, komünizm ile Marxizm, Leninizm, Stalinizm ve benzeri teori ve pratikleri özdeşleştiriyor. Sahiden paylaşımcılık düşüncesinin bu yaklaşımlarla sınırlı ve özdeş olmadığını bilmiyor mu? Yoksa inancı gereği mevzuyu bu şekilde ele almayı tercih mi ediyor?

-        Doğru: Komünizm adı altında yapılan uygulamalar sırasında milyonlarca insan öldü (veya öldürüldü). Üstelik pek çok insan burada sayamayacağım kadar çok nedenle yaşamlarında hoşnutsuzluk hissetti. Bu da doğru. Güzel de, kapitalist ekonomiyi yayanların ilk yüzyılının (ve hala) vahşeti ile komünizmi benimsedik diyenlerin ilk yüzyılının vahşet uygulamaları istatiksel olarak karşılaştırılsa açık ara kapitalizm cenahındaki vahşet önde gider. Bir tarihçi olarak Harari, kapitalizm-komünizm uygulamalarının karşılaştırmalı istatistiklerine neden hiç yer vermemiş? Neden aceleyle liberalizm barışı iyice yayacak gibi görünüyor, bekleyin görün yönünde telkinlerde bulunuyor?

-        Harari, hiç uluslararası ilişkilere, terörizme ve kriminal ekonomiye dair okurken şu bilgilerle karşılaşmamış mı? Misal: X, Y, Z devletlerinde yaşayan kimi seçkinler ‘yaşasın insan hakları, kadın hakları, LGBT hakları, çocuk hakları, hayvan hakları, demokrasi, şeffaf yönetim, basın özgürlüğü’ filan derler. Sonra gider A, B, C ülkelerinde (çoğu zaman bu ülkelerdeki seçkinlerin bir kısmıyla beraber) açıkça cinayet işleyen dini/etnik vb temalı olan veya yüzeyde yumuşak bir görüntü sergilese de türlü kayırma, aldatma ve şiddet yayan grupları desteklerler. Sonra el altından destekledikleri şiddet yayan gruplarla mücadele ediyorum diyerek, kimi zaman da ayaklanma, iç savaş vb sonrası barış ve demokrasi götürüyorum diyerek vs. o ülke insanlarına acı ve gözyaşı yayarlar. Kriminal ekonomiyle operasyonlarının bir kısmı için kaynak sağlarlar vs vs. Sahi Harari, bunun örneklerine 20. yüzyıl ve 21. yüzyıl tarihini okurken hiç mi rastlamamış?

Soruları uzatmak mümkün. Fakat bunlarla yetiniyorum. Dedim ya kitabı okurken faydalı bulduğum pek çok bilgi oldu. Pek çok soruyu da sevinçle karşıladım.

Gel görelim huzursuz hissettiğim noktaların en azından birkaç tanesini burada paylaşmasam rahat edemeyecektim. Galiba, bu da benim gerçekliğimi paylaşma ve yaşama katkı ihtiyacımdan kaynaklanıyor.

Harari’nin iki örneği hoşuma gitti

Harari, Sapiens’de maymunlar arasındaki kayırmacı ve eşitlikçi hallere dair iki örneğe yer vermiş. Beni gülümsetti. Paylaşayım.

Şempanzelere dair

Biri sayfa 38-39’da, şempanzelere dair, olduğu gibi aktarıyorum:

Sosyal yapıları hiyerarşik olma eğilimindedir. Baskın üye (hemen her zaman bir erkektir) “alfa erkek” olarak adlandırılır. Diğer erkek ve dişi bireyler, alfa erkeğe itaatlerini önünde eğilerek ve sesler çıkararak gösterirler, tıpkı kralın önünde eğilen insanlar gibi. Alfa erkek grubun içindeki sosyal uyumu korumaya çalışır; iki birey kavga ettiğinde araya girerek şiddeti durdurur, zaman zaman daha doğrudan müdahale ederek çok sevilen gıdalara el koyar ve daha alt sıralarda bulunan erkeklerin dişilerle çiftleşmesini engeller.

İki erkek alfa pozisyonu için mücadele ettiğinde, bunu genellikle grubun erkek ve dişi üyelerinden oluşan geniş bir destekçiler ağı oluşturarak yaparlar. Grubun üyeleri arasındaki bağlar sarılma, dokunma, öpüşme, tımarlama ve karşılıklı iyilikler gibi yakın günlük ilişkilerle oluşur. Aynen politikacıların seçim kampanyalarında etrafı gezerek insanlarla el sıkışıp bebekleri öpmeleri gibi, bir şempanze grubunda da üst pozisyon için mücadele edenler diğerlerine sarılmakla, sırtlarını sıvazlamakla ve bebek şempanzeleri öpmekle vakit geçirirler. Alfa erkeği genellikle bu pozisyonu sadece fiziksel olarak güçlü olduğu için değil, daha geniş ve istikrarlı bir destekçi ağı olduğu için kazanır. Bu ağlar alfa pozisyonu için gerçekleşen açık mücadelelerin yanında gündelik aktivitelerde de kritik bir rol oynar. Bir grubun üyeleri birbiriyle daha fazla vakit geçirir, yiyecek paylaşır ve başları belaya girdiğinde birbirlerine yardım eder.

Bir başka bilgi (sayfa 154): “şempanzeler, seksi siyasi ittifakları sağlamlaştırmak, yakınlık kurmak ve gerginlikleri azaltmak için kullanırlar”.

Ve (sayfa 161): “Şempanzelerde bile, alfa erkekler bu pozisyonu anlamsız şiddet göstererek değil, diğer erkek ve dişilerle istikrarlı ittifaklar kurarak elde ederler.”

Bonobolara dair

İşte, şempanzelere dair kesit, kitapta en çok faydalandığım kısımlardan biriydi. Bir de şu örnek beni düşünceye sevketti (sayfa 46; bu kısmı da olduğu gibi aktarıyorum):

(şempanzelerin) Yakın bir akrabası olan bonobolar ise dişiler arası ittifaklar tarafından yönetilen daha eşitlikçi gruplar halinde yaşarlar. Dişi şempanzeler bonobo akrabalarından ders çıkarıp feminist bir devrim gerçekleştirmezler. Erkekler de anayasal bir mecliste toplanıp alfa erkeği görevden alarak, bundan böyle tüm şempanzelerin eşit muamele gördüğünü deklere etmezler. Bu tür çarpıcı davranış değişiklikleri, yalnızca şempanzelerin DNA’sı değiştiğinde meydana gelebilir.

Netice?

Peki neticede bu kitabı okumanızı önerir miyim? Derim ki okumadıysanız okuyun. Ama eleştirel bakışınızı sağlam tutarak okuyun. Paket halinde her yazılanı doğru kabul etmeyin. Bakın, Harari, pek çok soru sormuş kitapta. Siz de okuyacaksanız sorularınızı diri tutarak okuyun.

Unutmayın, herhangi bir metnin yüzde 99’u doğruya yakın bile olsa yüzde 1’i tamamen hatalı olabilir. Ve kimi zaman yüzde 100 doğru görünen bir ifade, yüzde 100 yanlıştır.

Bunu, her daim aklımızda tutalım derim. Siz ne dersiniz?


Kaynakça

Metin için kaynak

Yuval Noah Harari, Hayvanlardan Tanrılara Sapiens: İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi (İstanbul: Kolektif, 2015)

Görsel kaynaklar

1) https://chin11news.com/2017/10/05/vawlei-cung-minthang-tampi-lak-chungin-pathum-kum-10-an-siin-an-rak-tuahmi-zeidah-a-si/

2) https://www.dr.com.tr/Kitap/Hayvanlardan-Tanrilara-Sapiens/Arastirma-Tarih/Tarih/Dunya-Tarihi/urunno=0000000633872

3) https://www.iep.utm.edu/popp-pol/

4) http://blogs.usyd.edu.au/theoryandpractice/2016/02/john_stuart_mill_auguste_comte.html

5) https://www.evrensel.net/haber/340694/dunya-gaz-ile-toz-bulutuydu

6) https://www.the-philosophy.com/kant-perpetual-peace-summary

7) https://www.sychimprescue.org/blog/alpha-male-future-suffers-injuries-but-survives-as-leader/

8) https://qz.com/1033621/scientists-assumed-that-patriarchy-was-only-natural-bonobos-proved-them-wrong/

02-08-2019