Güvenli Alan

Ceren İlhan

Psikolojik Danışman

Yazar Hakkında

1990 yılında Mersin’de doğdu. Lisans eğitimini Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kuzey Kıbrıs Kampüsü’nde Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık alanında tamamladı. Şu anda Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde aynı alanda yüksek lisans eğitimine devam ediyor.  Ankara’da yaşıyor. Kedileri, çiçekleri ve renkleri çok seviyor. Çömlek, heykel, resim gibi hobileri var.


ilhanceren1@gmail.com


A+ A-

Eğer şanslıysak Türkiye koşullarında yaşayacağımız yaklaşık 70 yıl içinde kendimize yapabileceğimiz en büyük iyilik kendimizi tanımaktır. Zevklerimiz, tutkularımız, takıntılarımız, motivasyonlarımız, değer yargılarımız, etik kurallarımız… Tabii bunları anlamaya çalışırken aklımızdan çıkarmamız gereken bir de şu vardır. Zaman, insan, hayat akışkandır. Hiçbir şeyin yerinde durmayacağı gibi biz de yerimizde duramayız. Bu yüzden bir gün uyandığımızda kendimizi var olan değer yargılarımıza hiç uyuşmayan bir şekilde bulabiliriz. Korkmaya gerek yok. Bu hayatta olduğumuz, yaşadığımız anlamına gelir.

Doğduğumuz andan itibaren etrafımızda bize öğreten, dayatan, algılarımızı açan ya da kapatan milyonlarca uyarıcıyla çevreliyiz. ‘Coğrafya kaderdir.’ sözü bu durumu en iyi tanımlayan cümle olabilir. Bizler Orta Doğu insanlarıyız. Hemen hemen hepimiz benzer bir kültür içinde doğduk büyüdük büyüyoruz… Bu kültür bize neler öğretti? Mesela kadın erkek eşitliği konusundaki algımız nedir? Eğer bu konuda bilinçli bir ailenin elinde büyümediyseniz, haydi dürüst olalım, erkeğin kadından daha fazla kazanması gerektiğini, erkeğin kadından daha özgür olması gerektiğini (burada özgürlüğü birey olma özgürlüğü anlamında kullanıyorum), kadının evde erkeğin dışarda etkin olması gerektiğini, kadının âşık erkeğin maşuk olması gerektiğini, kadının iffetsizliği erkeğin elinin kiri olduğunu öğrenerek büyümüş olabilirsiniz. Bunda utanılacak bir şey yok. Eğer değişimi başarabildiyseniz bunda utanılacak bir şey yok. Siz, kendini sorgulamış, etrafında olup biteni okumayı öğrenmiş bir birey olarak hayatınızı hâlâ bu bakış açıları ışığında yaşıyorsanız, o zaman utanılacak bir şeyler vardır. Ancak konu şu ki, siz böyle bir insansanız muhtemelen bu durumdan utanç duyan siz olmazsınız. ‘Başkası adına utanmak’ deyimi tam da burada hayatımıza girebilir.

Bu kadar eleştirilmesine rağmen yukarıda bahsettiğimiz bakış açılarının hâlâ varlığını sürdürebilmesini neye bağlamalıyız peki? Bu soruya benim cevabım güvenli alan olurdu. Güvenli alan içinde kalmak bizleri dışarıdaki tüm tehlikelerden korur! Kaçırılan noktaysa şudur: Güvenli alanda saplanıp kalmak bir insanın kendine yapabileceği en büyük kötülüktür.

Konuya kadın erkek eşitliği ile girdik, ancak güvenli alan kişisel bir durumdur. Sizin tek başınıza yeni bir şehre taşınıp, yepyeni bir başlangıç yapmanızı engelleyen, sizin güvenli alanınızdır. Sevmediğiniz işinize devam etmenize sebep, güvenli alan. Kurmak istediğiniz ilişkileri kuramamaya sebep ya da kurmak istemediğiniz ilişkilere devam etmeye sebep, yine güvenli alan yine güvenli alan. Yılanın başı güvenli alan.

Bu yazar güvenli alana neden böyle kurulmuş?

Yazarın güvenli alanla bir alıp veremediği yok. Hayatını tamamen bu güvenli alan içinde olmaya adamış tembellere biraz bozuk atıyor.

 

Ona ne canım?

Olur mu ona ne! Bu ülkede kendi güvenli alanına bir delik açılmasın diye milyonlarca insanı harcayabilecek sanatçılar, bilim insanları, sosyal bilimciler varken, bu yazar nasıl kurulmasın güvenli alanına ağaç dalına sarılmış koala gibi sarılan insanlara?

Neyse. İşin sosyal mesaj kısmını bir kenara bırakalım. Güvenli alan doğru kullanıldığında son derece destekleyici, dinlendirici, iyileştirici de olabilir ve bu alanın her bir bireydeki anlamı farklı olabilir ya da zaman içinde değişebilir. Güvenli alan içinde geçireceğimiz süreci yeterince verimli değerlendirirsek, o alandan bir sonraki çıkışımızda çok daha güçlü olabiliriz. Yalnız dikkat, bağımlılıktan kaçınalım! Yoksa o alanı asla terk edemeyiz ve bu bizim monoton, heyecansız, tutkusuz hayatımızın başlangıcı olur.

İlk paragrafta bahsi geçen kendini tanıma konusuna değinirsek, bu güvenli alandan çıkışta bize first class bilet imkânı sağlayan yegâne varlığımızdır diyebiliriz. Kişi bu yola davranışlarının sorumluluğunu alarak, yıkık ve sağlam yerlerini iyi analiz ederek, yaptığı bir işi kendi istediği için mi çevresi ondan beklediği için mi yaptığını teşhis ederek, hoşlandığı ve hoşlanmadığı durumları ve insanları isimlendirerek, duygularını anlayarak, vücudunu dinleyerek çıkarsa, sağa sola savrulan bir deli fişek olmaktan çıkıp, yolun tadını çıkaran bir seyyaha dönüşebilir.

Bugün yazarın kafası çok karışık. Sözün özünü Nazım Hikmet’e bıraktı:

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da

Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,

Bütün iş Tahir'le Zühre olabilmekte

Yani yürekte.

Mesela bir barikatta dövüşerek

Mesela kuzey kutbunu keşfe giderken

Mesela denerken damarlarında bir serumu

Ölmek ayıp olur mu?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da

Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

Seversin dünyayı doludizgin

Ama o bunun farkında değildir

Ayrılmak istemezsin dünyadan

Ama o senden ayrılacak

Yani sen elmayı seviyorsun diye

Elmanın da seni sevmesi şart mı?

Yani Tahir'i Zühre sevmeseydi artık

Yahut hiç sevmeseydi

Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da

Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.


Psk. Dan. Ceren İlhan

 


Kaynakça

Yararlanılan Görsel Kaynakları:

https://tr.pinterest.com/pin/147563325268361837/

https://tr.pinterest.com/pin/549791066986677550/

https://tr.pinterest.com/pin/312578030369860883/

https://tr.pinterest.com/pin/540432024005712300/

04-02-2019