Gün'ün Sosyal Anlamı

Saliha Karaköse

Sosyolog

Yazar Hakkında

1995 yılında Ankara’da doğdum. Okuduklarımla, izlediklerimle, gördüklerimle ve naçizane deneyimlediklerimle “bir şey” olmamaya karar vermiş, sosyolojik düşünmeye, insani yaşamaya ve sevgiyle hissetmeye çalışan, kendi halinde bir flaneur’um. Sahip olduğum en iyi sermayemin kendi varlığım olduğuna inanırken, bambaşka insanlarla, bambaşka yerlerde hayatımın kesişmesi ümidiyle yaşıyor, maddi kaynakların yitip gideceği bir ömürde sadece ruhuma emek harcıyorum.

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nde bitirdiğim Sosyoloji ‘ye Yüksek Lisansta da devam ediyorum.

Bu platformda yazdıklarımla birilerine dokunmayı dilerim…


salihakarakose82@gmail.com


A+ A-

Bireyler hayatının birçok alanında cinsiyet temelli özelleştirmelerle karşılaşmaktadır. Cinsiyet temelli ayrım ve özelleştirmeler, kadınları kadın olmaları, erkekleri ise erkek olmaları bakımından bir gruba otomatikman dahil olabilme yetisi verebilir yahut herhangi bir dışlanma pratiğiyle karşılaştırabilir. Bu durumda cinsiyet farklılıklarına göre özel alanlar yaratılabilir ve cinsiyet özellikleri grup içi aidiyetlerin koşulu olarak tanımlanabilir. Bir mekan yahut aktivite yatkınlıkları bakımından herhangi bir cinsiyetin özelliklerine hitap edebilir dolayısıyla bir cinsiyet alanı haline gelebilir.

Bu cinsiyetçi bakış açısı görünürlüğü muğlâk fakat işlevi hayatın büyük bölümünü kapsayan bir durumdadır. Cinsiyetçi bakış açısının işlevi olay ve durumları erkeksi ve kadınsı olarak ikiye ayırması bakımından ayrıştırıcı olmasındadır. Kadın mekanları kadınsı pratikleri içerirken erkek mekanları erkeksi pratikleri içerir. Yahut belli eylemler belli cinsiyetlere atfedilerek o cinsiyetin özelliği ve aidiyetinin bir gerekliliği haline gelmiştir.

Spor dalları, oyunlar, aktiviteler ve özel alanlar cinsiyetçi bir kategorileştirmeyle birbirinden ayrılarak kültleştirilir. Grupsal alanlar kimi zaman mekanın, kimi zaman mekanı oluşturan bireylerin özelliklerine göre şekillen birtakım pratiklere sahiptir. Eylemler bulundukları bağlam içinde anlamlı oldukları gibi eyleyen aktörlerin özellikleri de bu eylemlere anlam katar. Bir tribünde bağırmanın olayın bağlamına göre uygun olması fakat bu eylemi başka bir mekanda yahut bir kadının yapmasının yadırganması mekan ve cinsiyet özelliklerinin olay ve durumların bağlamına göre anlam kazanabildiğini gösterir.

Kadınlar tarafından özelleştirilen ve cinsiyet alanı haline getirilen gün aktivitesi yalnızca kadınların bir araya gelmesiyle nasıl bir habitusa dönüşür? Gündelik yaşamda cinsiyet temelli iktidar ilişkileri bunun gibi tek yönlü cinsiyet temelli gruplarda nasıl bir iktidar ilişkisine dönüşür ve hangi pratiklere sahiptir? Bu metinde bir dizi gözlem ve deneyimden yola çıkarak, ilk eylemi kimin nasıl başlattığının muamma olduğu, toplumumuzda kadınların sıklıkla gerçekleştirdiği “Gün” aktivitesini tartışacağım.  

“Kısır günü”, “Kadın günü”, “Altın günü” gibi tanımlamaları da içeren “Gün” aktivitesi Türk toplumunun gündelik hayatında vazgeçilmez bir konumdadır. Genellikle yalnızca kadınlardan oluşan bir grubun her ay bir üyesinde toplanılarak hamur işi, tatlı, tuzlu envai çeşit yiyeceklerin tüketildiği ve gündelik meselelerin konuşulduğu bir sosyal aktivitedir. Gün yalnızca kadınların sohbet edip yemek yedikleri bir alan değildir. Bu aktivitenin iktisadi bir boyutu da vardır. Her ay bir kişinin eline toplu para geçer ve bu birikim uzun vadeli bir yatırımı çağrıştırır. Gün sosyalleşme bakımından her ne kadar sosyal sermayeyi besleyen bir işlevi yerine getirse de aslında iktisadi bir yatırımı da içerir. Dolayısıyla çok boyutlu olarak değerlendirilmesi gereken gündelik hayatın önemli bir parçasıdır.

Yakından tanıdığım aynı mahallede ikamet eden komşulardan oluşan bir gün grubuna dahil oldum. Komşuluk ilişkilerinden doğan ve farklı binalarda yaşayan kişilerinde katıldığı fakat muhtemelen bu kişilerin bir lider tarafından seçilerek oluşturulduğu bir gün grubu ile vakit geçirdim. Kalabalık fakat seçilmiş kişilerden oluşan bu grup evde toplanırken yine grupça hareket etmeyi tercih ediyordu. Başka bir mahallede birinin gruba dahil olması için grup içinde birinin bir akrabası olması gerektiği açıkça görülüyor. Çünkü farklı sokakta ve mahallede oturan kişilerin akrabalık biletini kullanarak gruba dahil olduğu görülüyor. Dolayısıyla grup içi üyelikler ancak akrabalık söz konusu olduğunda esnek bir hal alıyor. (Günümüzde tepeden tırnağa akrabalık biletinin açamadığı kapı yok gibi görünüyor.)

Gün ekibi başka sokaktaki bir eve giderken toplanıp gitmeyi tercih ediyor, kimi araçlara doluşup giderken kimi grupça yürüyordu. Az önce birlikte aynı noktadan hareket etmiş olsalar da araç ile yürüyenlerin yanlarından geçenler birbirlerine laf atmayı ve selam vermeyi ihmal etmiyordu. Aynı kişiler nihayet ev toplandıklarında yine selamlaşıp öpüşmeyi eksik etmediler. Bu ekip selamlaşmayı ve öpüşmeyi seven bir ekipti. Eve girdiğimde beni öpmeyi bekleyen 15-16 kadınla karşı karşıya kalmıştım. Bir an sadece ev sahibini öpsem temsili olarak diye düşündüm fakat muhtemelen sonrasında bununla ilgili eleştiri-kınama alacaktım. Bu riski göze almaktansa gözümü kapatıp sağ baştan başlamayı tercih ettim. Gruba dahil olmak ve kendimi kabul ettirmek için bunu yapmam gerekiyordu. Aksi halde kendilerine cüzzamlı muamelesi yapmışım gibi bir algı yaratarak beni onları öpmediğime pişman edeceklerdi…

Neyse ki öpüşme faslı bitti ve herkes yerini buldu. Öncelikle grup üyeleri arasında hasta olan yahut herhangi bir sorunu olan varsa o kişinin meselesi konuşuldu. Sonrasında konu çocukların neler yaptığına geldi; senin çocuk mezun oldu mu? İş buldu mu? Evlendi mi? Gibi… Birbirleri arasında paylaştıkları konuların son hallerini güncellediler. Saçını boyatan yahut kendinde değişiklik yapan biri grup içi hiyerarşide ilk sıralara yükseliyordu. Fakat bu üstünlük sadece o günlüktü. Kendinde yahut misafir ettiği evinde herhangi bir değişiklik yapmayan üyeler grup içinde geri planda kalıyordu.

Konu geçişleri arasında görünmez bir sıralama vardı, öncelikle sorunlu ve olumsuz konular konuşulup bir an önce atlatıldıktan sonra konu serbestliğe kavuştu ve başkalarının yaşadığı hayati meseleler yahut kendi eşleri hakkında konuşmaya başladılar. Genel olarak mahremiyeti olan konuları konuşmaktan haz alıyorlardı. Bina komşuluğundan öte birer dost gibiydiler. Fakat anlatılan her konu başka bir yerde dönüşmüş bir şekilde kendilerine geri iletilme riski taşıyordu. Bu nedenle kendi özel meselelerinden ziyade orada bulunmayanların özel meseleleri konuşmayı tercih ediyorlardı.

Gün onlar için birer sosyalleşme, boş zaman doldurma, motive sağlayan bir aktivite niteliğinde olduğunu gördüm. Grubun birbirinin dertlerine ortak olması, güzel vakit geçirmesi aynı zamanda kendi yaşantılarında bulundukları olumsuz durumlardan birkaç saatliğine bertaraf etmelerine olanak sağlıyordu. Bu durum bu aktiviteyi olumlu ve sürekli kılıyordu.

Orta yaşlı, evli ve çocuk sahibi ev hanımlarının yanında eğreti duruyordum. Sanırım grupta benimsenebilmek için onlarla benzer deneyimlere ve düşüncelere sahip olmam gerekiyordu. Genç, bekar bir kızın bu grupta bulunması yadırgandığı gibi sembolik olarak bir dışlamayı da beraberinde getiriyordu. Ortamda bekar birinin olmasıyla konuşulacak evlilik konularına bir sınırlama getirdikleri çok barizdi. Dolayısıyla grupta benimsenmediğim gibi onların davranış pratiklerini sekteye uğratacak özellikler taşıyordum. Fakat grup içinde kabul edilmem için uyum göstermekten öte asimile olmam gerekiyordu. Yani onlarla benzer muhabbetleri kuracak bir magazin konusu bulmalı, bir kek tarifi keşfettiğimi söylemeli yahut “olası koca adaylarıyla ilgili” atıp tutmalıydım. Ancak benim ilgim ve yeteneğim ancak çay koyarak gruba dahil olmaya yetti. Çünkü konuşulan ve ilgi duydukları konulara çok uzaktım dolayısıyla edilgen bir dinleyiciydim.

Kadınlık rollerinin bu ortamda işlemesi imkansızdı, çünkü herkes kadındı ve cinsiyetimin ayrıcalığı yahut dezavantaj getirici bir özelliği yoktu. Fakat insanlar sosyalleşirken kimi zaman mecburen kimi zaman doğal olarak hiyerarşik bir ilişki biçimi oluşturur. Bu ortamda herkes kadın olduğu için hiyerarşi yaş grubuna göre kendiliğinden belirlenmişti. Toplumsal roller bize ne yapmamız gerektiğini fısıldamadan biz zaten bunu benimsemiş ve halihazırda harekete geçmiş oluruz. Benim kendiliğinden çay koyulmasına yardım etmem bu ödevleri ne kadar benimsediğimle ve kabul görme isteğimle yakından ilgilidir. Sosyalleşmenin ve gruba ait olmanın en önemli yanı grup bilincidir. Dolayısıyla grubu “çaylamak” gibi kutsal bir vazifeyi çoktan görev edinmiştim bile. Bu durum ayrıca benim statümü yükselterek “becerikli kız” yakıştırması yapılmasına olanak sağlıyordu. Dolayısıyla bu anneme yapılacak bir takdiri de beraberinde getirecekti. Böylece grubun hiyerarşisini dışardan gelen misafir katılımcı olarak alt üst etmiştim…

Muhabbet başladığında muhabbete dâhil olmakla beraber gruplaşan konuşmaları da takip etmeye çalıştım. Yapılan yemeklerden ilgi çekici olanının başka bir zamanda yeniden yapılmak üzere tarifi soruldu. Konu akrabalık ilişkilere geldi, akrabalarının sorunları anlatıldı. Grubun asil üyelerinden biri akrabasının eşinden ayrıldığını ve başka bir kadınla evlendiğini, sonra ondan da boşanıp eski eşine yeniden döndüğünü anlattı. Bu konudan çıkarılacak bir sonuç olmasa da üzerine konuşulan konular olması gereken kadın modeli ile yakından alakalıydı. Anlatıcı ayağa kalktı ve birinden duyduğu, kocaya nasıl cilve yapılması gerektiğiyle ilgili bir örnek verdi. Eline bezi alıp normal bir şekilde toz almayacaksın da hafif kıvırtarak toz alacaksın diyerek gösterdi. Kadınlıkla alakalı olarak kadının kocasına nasıl davranması veya elinde tutması gerektiğiyle ilgili bir takım gizil normlar ortaya çıkmış oldu.

Bu takım örnekler, eve kocayı bağlayacak olan kadının hareketleri midir? Ya da kadın bu şekilde cilve yapmayı bilmiyorsa kocasını kaybetmeye mahkûm mudur? Gibi sorular aklıma getirdi. Bu gruptan öğrenecek çok şeyim vardı…

Tabi bu kadınlara aileden aktarılan ve kültürel olarak sorgulanması gereken, sonradan öğretilmiş kadınlık rolleriydi. Kadının yaptığı gibi erkeğin de bağlı kalması gereken aile kurumunun yıkılmasının yalnızca kadınların yapıp ettiklerine bağlı olması, aynı zamanda kadını aldatıldığında bile suçlu ve haksız konuma iten bir tehdittir. Dolayısıyla erkeğin yaptığı hatadan kadının sorumlu tutulması, yine ataerkil ve erkek merkezci bir anlayışa hizmet etmektedir. Ayrıca kadınların “ben beceremedim”, “biz bilemedik, öğretmediler”, “bana annem sus, otur, kavga etme diye öğretti” diyerek, erkeği elde tutma konusunda eksik olduklarını düşünerek faturayı kendilerine kesmeleri ve eksiği yine kendilerinde bulmaları eril bir anlayışa sahip olduklarını gösteriyor. “Büyüklerden böyle gördük” gibi teslimiyetçi bir kültürel figür kadınları özgür davranmaktan alıkoyarak hata yapmaktan korkan bir duruma getirmektedir. Fakat doğru olduğu düşünülen bu davranış normunun doğruluğu veya gerekliliği sorgulanmamış, hemen kabul edilmişti. Bunun üzerine kadınlar arasında rekabet başlamıştı, kim bu hareketleri yapmadan kocasına laf geçirebiliyor rekabeti… Başka bir grup üyesi bu örneğin üzerine bir örnek verdi: Kocası balkona cam yaptırmak istediğinde karşı çıkmış ve kocası artık iste de yaptırmayacağına dair yemin etmiş. Sonrasında da yeniden yaptırmak istediğinde geceleri kocasını uyandırıp, “balkonu yaptırsak aklıma takılıyor uyuyamıyorum” diyerek kocasına kafasını taktığını ve balkonu yaptırmak istediğini vurgulamış. Bunun üzerine kocası da karısına kıyamamış ve balkonu yaptırmış. Burada anlatıcının bir örnekle verdiği mesaj, kendisinin cilveye ihtiyacı olmadan istediğini yaptırabildiği yönündedir. Burada kimse tabi ki kocasının yeminini bozmasındaki usul ve esasları tartışmayacak, kadının kocasına tek sözüyle nasıl yeminini bozdurduğunu ve istediğini yaptırdığını tartışacaktı. Kadınlar bu örnekten önce konuşurken bu örnekten sonra bir suskunluk yaşandı. Dolayısıyla az önce kabul ettikleri “eksiklikleri” ve verilen bu örnek sonucunda kendilerini muhtemelen kocaları tarafından değersiz görülen kadınlar olarak hissetmişlerdir. Bu durumda grupta kocası tarafından değer gören ve evde iktidar sahibi olduğu mesajını gizil bir şekilde veren anlatıcı arkadaşları içinde saygınlık kazanmıştır. Sosyal ilişkilerde evde iktidarı elinde bulunduran ve bunu dışarıdaki insanlara pazarlayanlar grup içi saygınlığı ve iktidarı dolaylı olarak elde edebilirler. Çünkü alfa karakterler her ortamda ve her grup içinde vardır ve her grup bir yönetici ve kanaat önderine ihtiyaç duyar. Dolayısıyla kadınların gözünde bir erkeği yönetme vasfına sahip olan kişi doğal olarak diğerlerinden farklı bir konuma yerleşerek grup içinde elde ettiği sarsılmaz iktidarını pekiştirmiştir. Fakat yine kendi içlerinde eril iktidarın birer üyesi olduklarının farkında değillerdir.

Bulunduğumuz salonda, hatta evin içinde sadece 10 yaşlarında bir erkek çocuk vardı diğer bireylerin hepsi kadındı. (Günlere mecburi olarak katılan bu çocuk büyüyene kadar sayısız tarif ve lezzet tatmış olduğundan tattıkları çeşitli yiyeceklerin verdiği seçicilikle büyüdüğünde muhtemelen gurme olacak.)  Gün esnasında eve bir erkeğin girmesi gerginliğe neden olabilirdi. Kadınların bir arada olması dolayısıyla karşı cinsi dışlayıcı bir mekanizma da kendiliğinden üretilmiş oluyordu. Ortama yetişkin bir erkeğin girmesi kadınların huzurunu kaçırırdı ve konuşulacak konular değişebilirdi. Kadınsal konulara son verilip erkeğinde ortak olabileceği konular konuşulmaya başlar ve kadın alanı kimliğini büyük ölçüde kaybederdi. Yahut erkek grup içinde asimile edilirdi ki bu ihtimalin daha yüksek olduğunu düşünüyorum. Bunun yanı sıra sınıfsal, etnik, dini ve statüsel bir dışlama mekanizmasının olmaması bu aktiviteyi daha esnek kılıyor. Dolayısıyla güne katılma kriteri büyük ölçüde cinsiyetle ve grupta herkesin onayından geçmek koşuluyla belirleniyor diyebiliriz.

Günün kadınları bir araya getiren özgür bir konuşma, kendini ifade etme alanı olmasının yanında sosyalleştiren, boş zaman dolduran bir işleve de sahiptir. Bunun yanında para toplanması, yani her ay bir kişinin eline toplu para geçmesi de Gün’ün bir özelliğidir. Dolayısıyla Gün’e dâhil olabilmek için bir gelir sahibi olmak gerekir. Belki de meslek sahibi olmayan komşu kızının evlendikten sonra annesinden bağımsız olarak güne dâhil olması bu yüzdendir. Dolayısıyla meslekten ziyade evlilik kurumu günlere bağımsız olarak katılmada daha etkili görünüyor. Çünkü yeni bir hane yeni bir ziyaret alanı ve mekan imkanı sunuyor.


Gün’ün evlerde yapılması bireyleri ev alanından çıkarıp yeni bir ev alanına hapsediyor. Dışarıda bir cafede yapılması teklif edildiğinde geneli “rahat edemeyiz” dedi. Rahat edememekten kasıt neydi? İstediğimiz kadar yiyemeyiz, istediğimiz kadar yüksek sesle konuşamaz ve gülemeyiz, erkeklerde orada olur gibi bir düşünce mi? Tabiî ki bunların etkisini yadsıyamayız ama bunun yanında kocalarının izin vermeme olasılığı da bulunuyor. Ayrıca cafenin masraflı olacağını düşünürsek, oradaki bireyler çalışmadıkları ve bu konuda eşlerine bağımlı oldukları düşünüldüğünde bu fikre sıcak bakmamaları olasıdır. Dolayısıyla kadınlar bir mekân pratiği geliştirmişler ve o alanın içinde kendilerini rahat hissediyorlar. Bazı kadınlık sembolleri oluşturulmuş, geliştirilmiş ve bunu bozacak herhangi bir etmen kabul edilmiyor yahut grup pratiklerine aykırı olması bakımından kendiliğinden dışarda kalıyor.

Bir başka mesele kadınların kıyafet ve makyajlarına özen göstermeleriyle ilgilidir. Terliklerin şık bir karton poşetle evden getirilmesi, bireylerin habitusuyla ilişkilendirilebilir. Kadınların şık terlikler giymesi evde de o terliklerle gezdiğini kanıtlamaz fakat öyle olduğuna dair bir öngörü yaratır. Dolayısıyla burada sosyo-kültürel ve ekonomik açıdan yaratılan iktidar ilişkilerinden bahsedilebilir. Birinin diğerine modern kadın giyimine tabi olarak görünüşüyle hükmetmesi söz konusudur. Dolayısıyla grubun en moderni veya en bakımlısı olarak ön plana çıkabilir. Bu birey için bir tür kendini gerçekleştirme aracı niteliğindedir. Terliği en şık olan grup içinde fark edilerek toplu iltifata maruz kalır ve bu durum grup içinde kişiye statü kazandırır. Böyle kıymetli bir sembol tabi ki allı pullu bir torbada taşınmalıdır. Bu gösterişçi göstergeler bireyler arasında sessiz bir tahakküm alanı yaratır. Dolayısıyla ekonomik göstergeler toplumsal alanda olduğu gibi grup içinde de bireylere bir konum istinat etmektedir.

Dolayısıyla kadınlar arasında oluşturulmuş bir dil sistemi, hareket alanı ve sembolik kategoriler bulunmaktadır. Bu alanın ihlali kişinin grupta anormal karşılanabileceğine işaret etmekle birlikte kadınlık kültürüyle oluşturulmuş bir alandır. Gün’ü gün yapan mesele kadın alanı olması mıdır? Bir yönden böyledir denilebilir. Çünkü erkek günü yapılmadığı, yapılıyorsa bile kadın gününden apayrı olmasıyla bu aktivite için kadın alanı diyebiliriz.

Günlere dahil olmak için öncelikle ekonomik yeterliliğe ve ayrı bir haneye sahip olmalı, daha önceden örgütlenmiş bir grubun üyesi ile akraba yahut arkadaş olmalı, güzel yemekler bilmeli, sürdürülebilirlik içinse cebinize birkaç boşanma, kocaya kaçma vakası ve akraba sorunu getirmelisiniz…


Kaynakça

Görsel Kaynakça

https://twitter.com/karikartur/status/899666915076997120

https://twitter.com/karikatur_caps/status/776171176603320320

http://kolajart.com/wp/2019/03/20/prof-dr-ulas-basar-gezgin-eril-karikaturler-ve-feminist-karikaturler-bir-puanlama-sistemi-denemesi/

https://tr.depositphotos.com/144574091/stock-photo-cartoon-people-happy-party-time.html

30-08-2019