Gözetleyen ve Gözetlenen Olmak

Büşra Tavukçu Uyar

Sosyolog

Yazar Hakkında

2017 yılında Selçuk Üniversitesi ‘ Sosyoloji ’ bölümünden mezun oldum. Lisans eğitimini taçlandırmak, kendimi geliştirmek adına hiç vakit kaybetmeden 2017 yılında yüksek lisans eğitimine başladım. Neden buradasın diyenler için; tek bir kelimenin bile insanların zihin dünyasını değiştirdiğine inananlardanım. O halde okurken kendinden bir parçayı bu satırlarda hissetmen umuduyla…


Gündelik Hayatta Gözetimin Meşrutiyeti Gözetlenen ve Gözetleyen Olmak....

Gözetim kavramı sosyal ilişkilerin oluştuğu dönemlerden bu yana var olan bir kavramdır...
Günümüz gözetim teknolojilerine ek olarak, bireyler hemen her gün kullandıkları enformasyon teknolojileri aracılığıyla, incelikli bir gözetime maruz kalmaktadırlar. Bireyler bu gözetim saldırısı karşısında bir yandan kişisel bilgilerini kaybederken, bir yandan da bu bilgilerin gönüllü dağıtıcıları haline gelmektedirler. Aynı zamanda bireyler başkalarının özel hayatlarının göz alabildiğine sergilendiği bu sistemde, sanal teşhirin seyircisi olmak için de içten içe bir istek duymaktadır (1).

Gözetim kavramı

Türk Dil Kurumu’nun terimler sözlüğünde birçok anlamda kullanılmıştır. Yöntembilim Terimleri Sözlüğünde geçen gözetim, bu çalışmanın asıl anlatmak istediğini vermek açısından önemlidir. Yöntembilim Terimleri Sözlüğü ’ne göre gözetim: “Bir çalışma ya da uygulama sürecini etkinlik ve amaca uygunluk bakımından yakından denetleme” anlamına gelmektedir (2). 

   

                        

Peki, birey gözetimin meşruiyetinde tam olarak nerededir?

Meşruiyet nedenlerinde Lyon’un belirttiği gibi teknolojilerin getirdiği yeniliklerin, modern toplumlar için, hayatın kalitesine olumlu katkılar olarak görülmesinin etkisi, tek taraflı olarak iyi veya kötü değildir ve bu nedenle de kişisel bilgilerin saklanmasını, işlenmesini ve veri tabanlarının kullanılmasını çevreleyen ikilemler vardır.
Bireyler, bu ikilem içerisinde bilgi ve güç arasındaki ilişkiye geri dönüp baktıklarında, bütün teknolojik gelişmelerin daima “daha iyisi için” olduğuna inandıkları noktada, gözetim kültürünün anlamı daha da genişlemektedir. Bu bağlamda da bazen uyuşturucu kontrolleri yapılmasının, parmak iziyle giriş çıkışların yapılmasının veya okul önlerine gözetim kameraları yerleştirme kararlarının alınmasının çok zorlayıcı sebepleri var gibi görünmektedir. Bu zorlayıcı sebepler, gözetlemenin her zaman iki yönü olmasından kaynaklanmaktadır. İnsanlar bu iki yönlülükten dolayı, onlara sunulan hız, güvenlik ve emniyet gibi olanaklardan yararlanmak için gözetim araçlarını basitçe ödenmesi gereken bedeller olarak görmektedirler.
                                              
Lyon’a göre, geceleri sokakta dolaşan insanlar, kameraların ve alarmların yerlerinde tekrar güven duyacaklardır ve hatta hastanedeki yeni anneler, bebeklerinin kaçırılmasını engelleyecek olan elektronik etiketlenmeden memnun kalabilirler. Bu, gözetleme gücünün pozitif ve üretici yanıdır. Yeni teknolojiler, zarardan ve sömürüden koruyucu ve önleyici oldukları sürece, bunlar tarafından üretilmesi beklenilen sosyal düzen zaten hazır olarak oluşacaktır.

Gözetim teknolojileriyle sağlandığı düşünülen bu güvenlik nedir? Altheide’ye göre bu güvenlik, öncelikle bu teknolojilerin suça müdahale etme amacından çok, bu teknolojilerin caydırıcı olma etkisinden kaynaklanmaktadır.

“Korkuya” yol açan “tehditleri” önlemenin aracı olan ve bir zamanlar arada sırada yapılan gözetlemeler artık sık sık olmaya başlamıştır.

Özellikle suç ve son zamanlarda sık sık görülen terör olaylarına karşı insanların duyduğu korku ve bu korkudan kurtulma isteği, gözetlemeyi getirmektedir. Korku, insanlarda güvenlik arayışına sebep olur ve tabii ki güvenlik gözetleme üzerine kuruludur. Bu yüzden kendimizi ne kadar çok  güvende hissetmek istersek, o kadar çok korkarız, daha çok gözetleme isteriz, dolayısıyla bu mekanizmayı istemiş ve kabullenmiş oluruz.

İşte bu noktada gündelik hayat pratiklerinde bizi rahatsız eden gözetimin aldatıcı ve kurnaz olduğunu güven ilişkisini açıklarken görmekteyiz.

Günümüzde hiç kimseye güvenmeme sorunsalı ile karşı karşıyayız. Buradaki güvensizliğin yayılmasında medyanın rolü büyük etki taşımaktadır.

Medya (Kia’lar, yeni iletişim teknolojileri, sinema vb.) günlük yaşamımızı, kararsızlık ve belirsizlik ile dolu yaşamların merkezine yerleştirmiştir. Medyanın sürekli olarak gözetlendiğimizi bize dayatması herkesin hem “gözetlendiğine” inandırılması sonucunu doğurmuş hem de medyaya olan bağımlılığı arttırmıştır. Medyaya olan bağımlılıkla ilgili Lyon, komünikasyon ve enformasyon teknolojilerine olan bağımlılığın, şüphe götürmez bir şekilde, popüler ve politik hayal gücünde, insanlık için uğursuz olmaktan çok faydalı olarak görülebileceğini söylemektedir.
          
                 
Günlük hayatta gözetlediğimiz insanlar ile inkâr edilmesi mümkün olmayan bir gerçeklik vardır ortada.

Ünlü olmuş kişilerin hayatı, sorunları, yaşadığı birçok olayı bizim hayatımızın da bir parçası artık. Bunu eğlenmek ve vakit geçirmek için yaptığımızı düşünürken farkında olmadan hiç tanımadığımız, sadece paylaşılanlardan ibaret bir görüntüye ait sahip olduğumuz düşünceler ile izliyoruz. Düşünüyoruz, yargılıyoruz, seviyor yâda nefret ediyoruz. Kendimize bile gereken özen ve vakti ayıramazken alışkanlık haline gelmiş şekilde ünlü ve fenomen ( bölge, youtuber vb.) olmuş kişileri merak ediyor ve gözetliyoruz.

Bunu yaparken ilk aracımız sosyal medya olmaktadır ve tuhaftır ki birçok çelişkili durumu bir arada yaşıyoruz. Sadece ünlüler yetmiyor tabi en yakından başlayarak aile bireylerimizi, akrabalarımızı, komşumuzu, sosyal çevremizdeki arkadaşlarımızı da gözetliyoruz. Nerede kiminle ne yaptıklarını, ne yediklerini, nasıl giyindiklerini sürekli medya aracılığıyla izliyoruz. Bunu kimsenin haberi olmadan yapıyor olmanın verdiği iç rahatlığı ile sınırlarımızı genişletiyor, dikizlemeyi mahremiyet sınırlarını aşarak yapıyoruz. Toplumda 5n 1k ( Ne, nasıl, neden, nerede, ne zaman, kim ) eskiden gazetecilik kuralıydı. Şimdi günümüzün gözetlemesinin yeni kuralı ve adı da ‘ stalk ’ . Kelime anlamı olarak  stalk, ağır adımlarla yürümek, gizlice sokulmak, sinsice izlemek anlamına gelir. İngilizce kökenli bir sözcüktür. 
                                      
Biraz nostalji yaptığımızda stalkın televizyon dizilerindeki örneğine

‘Ruhsar’

dizisini verebiliriz. Ruhsar dizisinin Gözüm Abla karakteri, öbür dünyada ‘ ölülerin Türkiye sorumlusu ‘ dur. En büyük derdi bir türlü ölemeyen kocası Sadettin’dir. Bilgisayar başında tasviri ahiretten dünyadaki kocasını gözetlemektedir. Her hareketini takip etmekte, her olay sonrasında ölmesini talep etmektedir. Gündelik hayatta böyle bir şey tabiiki de yoktur ama duygusal olarak bitmiş ilişkiler, boşanma ile sonuçlanan evliliklerin birçoğunda bu durum yaşanmaktadır. Hayatında bir daha yer almayacak eski eşi, eski sevgilisi artık bireyin gözetim alanındadır. Yeni hayatı onu nedense çok ilgilendirmektedir. Ve bunu ciddi bir boyuta dönüştürüp her saat başı, birçok farklı hesaplardan dikizlemeye kadar götüren insanlar da vardır.

Gerçek olan şudur ki insanlar normalde karşı komşusunun evini izlemez, ahlaki olarak doğru bulmaz ama sosyal medyadan karşı komşusunu gözetler.

Camdan bakarken fark edilmesi birey için bir risktir ve kendini asla bu pozisyona düşürmez fakat medya aracılığı ile dikizlerken kimsenin onu fark etmeyeceğini bilerek rahat hareket eder. Unutulan şudur ki, insanların sosyal medyaya koydukları paylaşımların çoğunlukla gerçeği yansıtmadığıdır. Kendi yaşantımızı karşımızdaki insanların hayatlarını dikizleyerek değerlendiririz ama karşımızdakinin hayatı ne gerçek bilemeyiz.
           
İnsanlar, dinamik ve değişen sosyal çevrede etkili bir şekilde hareket edebilmek için, kendilerini çevreleyen şeyler hakkında birçok bilgiye ihtiyaç duyarlar. Sosyal dünya hakkında yeni bilgi alma ve sosyal dünyayı anlamaya yönelik ilgi (3) olarak kavramlaştırılan sosyal merak, toplumsal olma, sosyal bilgi edinme, kişiler arası ilişkilerin düzenlenmesi, iletişim ağı ve sosyal dünyanın kontrol edilebilirliği (4) gibi pek çok amaca hizmet etmektedir.

Bilginin öğrenme sürecinde bireyler gizli meraka daha yatkındırlar. Merakın tatmini içinde sosyal dünyayı ve çevresini gözetlemeye başlarlar.

Ailesi, akrabası, arkadaşları, komşusu şeklinde hızlıca yayılan bu gözetleme kısa zamanda alışkanlık haline gelir. 2003 yılında Kanal D tarafından yayımlanan Sihirli Annem dizisindeki Avni karakteri komşuluk ilişkisindeki gözetimin örneklerinden bir tanesidir.
                        
Maddi durumu oldukça yerinde olan Avni, işsizliğin getirdiği boş zamanını, sosyal merak ile birleştirerek komşusunu gözetleyerek geçirmektedir. Çıplak gözüyle yaptığı dikizleme yetmediği için artık bir teleskop kullanmakta ve karşı komşusunu tüm detayları ile her anını izlemektedir. Çocukların kavgaları, karı kocanın birbirine yaklaşımı, eve gelen misafirler artık Avni’nin gözetimi altındadır. Dönemine

stalker ruhlu adam

olarak geçen Avni’nin de ciddi bir fan kitlesi bulunmaktaydı.

Gözetlendiğinin farkında olan ev halkı kapıya çıktıkları andan itibaren önce Avni Bey’in camına bakmakta eğer dikizleniyor ise ona göre hareket etmektedir. Bu zaten hep böyledir, bir başkasının sizi izlediğini fark ettiğiniz an kendinize çeki düzen verir ve daha dikkatli davranırsınız.      

                                                                                                                     
Gündelik hayatımızda bir Avni yok belki ama facebooklar, swarmlar, instagramlar mevcut. Avni’nin aleti ilk başlarda dürbünü idi, yetmedi teleskop aldı. Günümüz insanları da tıpkı Avni gibi gözetlediği hayatlar hakkında tatmin olmamakta, daha çoğunu elde edebilmek için adeta sanal maskeler takmaktadır. Bir insanın akrabasını, komşusunu, arkadaşını dikizlemesi, üstelik bunu sevdiği insanlara karşı yapmasının birçok psikolojik boyutu olduğunu düşünmekteyim. Fakat gerçek şu ki, telefonlarımız artık birer Avni’nin  teleskopu ve sürekli gözetliyor, gözetleniyoruz.


Bir ev düşünün. 24 saat her tarafı kameralar ile izlenilen bir ev. Biri bizi gözetliyor yarışmasında yarışmacılar gün boyunca aynı evde aynı hayatı yaşamışlar ve her anları televizyon karşısındaki izleyicilere aktarılmış izleyicilerde 100 gün boyunca büyük bir merak ile izlemiş ve takip etmiştir.
                                     
               
Bugün bu programların benzerlerini gündelik hayat içerisinde bir kafeye girdiğimiz anda yaşamaya başlıyoruz. Kafede bizi karşılayan güvenlik kamerası aslında ortamda nasıl davranmamız gerektiğini daha ilk girişimiz de hatırlatıyor. Ardından insanlar arasından bir boş masa bulup yerine geçmemiz süre zarfında birçok dikkatli bakışa maruz kalıyoruz. Giydiğimiz kıyafet, kolumuzdaki çanta, belki de çorabımıza kadar sosyal çevre insanları tarafından dikizleniyor ve bunu hissediyoruz. Bir kahveyi zor içerek çıkmak zorunda kalıyoruz. Çünkü birilerinin sürekli gözetimi altında olmanın verdiği huzursuzluğu yaşıyoruz. Bazı felsefeciler gözetim kavramını Tanrı inancı ile bağdaştırmışlardır. Bizi yaratan yaratıcı her daim izlemektedir. Bu demektir ki, hareketlerimizde ölçülü ve dikkatli olmalıyız. Fakat Tanrı ile aramızda yaşanan tek yönlü etkileşimden olsa gerek insanlar Tanrının gözetlemesini bir başka insanın gözetlemesinden daha az riskli bulmakta ve gündelik hayatta sürekli endişe duymaktadır.

Aslında değinilmesi gereken günümüz çağının

‘ Dikizleme Çağı’

olmasıdır. Bu çağda herkes hem her şeyi bilmek istiyor hem de herkesin her şeyi bilmesini istiyor. Kim oldukları, neden ve nasıl bu hale geldiklerini anlamak gibi bir dertleri yok. Çünkü insanlar birbirleriyle temas kurmayı ve başka insanları dikizlemeyi seviyor. Hatta bazen bir kişinin hayatını o kadar izliyor ki sonunda kendisini o insanı gerçekten tanıyor hissine kapılıyor. Gözetlenen ve gözetleyici arasındaki etkileşimde tamda buradan geliyor…

Yararlanılan Kaynaklar

1. Güven, Sevgi Kesim (2011). “Gözetimin Toplumsal Meşruiyeti”, Medya Mahrem. Hüseyin Köse (ed.) içinde. İstanbul: Ayrıntı: 73.

2. TDK. “Büyük Türkçe Sözlük”. http://www.tdkterim.gov.tr/

3. Renner, B. (2006) Curiosity About People: The Development of a Social Curiosity Measure in Adults, Journal of Personality Assessment 83 (2006), 3, pp. 305-316, URN: http://nbn-resolving.de/urn:nbn:de:bsz:352-opus-72276, Erişim: 29.10.2018 . ( Akt. Kurtbaş İ. (2011), Sosyoloji Araştırmaları Dergisi Cilt:14, Sayı:2 ).

4. Hartung, F. (2010) Social Curiosity and Its Functions, Zur Erlangung des akademischen Grades des Doktors der Naturwissenschaften an der Universität Konstanz Mathematisch-Naturwissenschaftliche Sektion, Konstanz. ( Akt. Kurtbaş İ. (2011), Sosyoloji Araştırmaları Dergisi Cilt:14, Sayı:2 ).

31-10-2018