GDO’lu Tarım Ürünlerini Neden Tüketmemeliyiz?

Tarımsal ürünlerdeki riskler söz konusu olduğunda son yıllarda en çok konuştuğumuz konuların başında GDO’lu ürünler geliyor. 

Son olarak ülkemize giren GDO’lu pirinç tartışmasında da görüldüğü gibi giderek daha fazla üründe karşımıza çıkarak sofralarımıza ulaşıyor.

1990’lı yılların sonundan beri ülkemizde ve dünyada GDO tartışmaları yapılıyor.

Bu tartışmalara bakıldığında sadece biz tüketiciler açısından oluşturduğusağlık riskleri ile değil ekosistem üzerindeki etkisi, ekonomik boyutu,tarım üzerindeki etkisi vb. gibi pek çok farklı başlık altında konunun incelendiğini görüyoruz.


GDO’lu ne demektir?

GDO, Genetiği Değiştirilmiş Organizma kelimelerinin baş harflerinin kısaltılmasıyla oluşturulmuştur. GDO, “kendi türü dışındaki bir canlıdan gen aktarılarak bazı özellikleri değiştirilen bitki, hayvan ya da mikroorganizma” olarak tanımlanabilir. Basitleştirmeye çalışırsak bu süreç, laboratuvar ortamında canlının DNA’sı içerisine dışardan yabancı bir gen yerleştirilerek yeni bir canlı elde edilmesidir.

Hangi ürünlerde GDO var?

Günümüzde buğday, şeker pancarı, mısır, patates, soya ,pamuk başta olmak üzere yonca, kanola, keten, mercimek, kavun, erik, pirinç, ayçiçeği, tütün ve domatese varıncaya dek pek çok tarım ürününün GDO’lu türevlerinin yetiştiriciliği yapılmaktadır.

Ekim alanı bakımından GDO’lu mısır, soya, pamuk ve kanola öne çıkmaktadır.

Dünya genelinde GDO’ların ekim alanları 134 milyon hektara ulaşmıştır.

Bu demektir ki insan beslenmesinin vazgeçilmezi olan un, şeker, yağ, pirinç gibi ürünler GDO tehlikesi içermektedirler.

Neden genlerle oynanıyor?

GDO’lu tohumları üreten firmalar bu durumu verimi arttırmak, hastalık ve zararlılara karşı dayanıklı yeni çeşitler geliştirmek amacıyla yaptıklarını iddia ediyorlar.

Hiç kuşkusuz ki dünya nüfusunun hızla arttığı, tarım alanlarının azaldığı bir dünyada böylesi yeni çeşitlere ihtiyaç vardır. Bu konuda her türlü araştırma ve geliştirme faaliyeti de yürütülmelidir.

Ancak GDO’lu tohum üretimine milyarlarca dolar harcayan ve karşılığında yine milyarlarca dolar kazanç elde eden firmalar aynı yatırımı GDO’ların insan ve çevre sağlığı üzerindeki etkilerini araştırma amacıyla kullanmamaktadır. 

Aksine alınan patent haklarıyla yapılan araştırmaları da engelleme yolundadırlar.

İnsan ve çevre sağlığı açısından riskler söz konusu!

GDO’nun yarattığı olumsuzluklar ancak birkaç bağımsız araştırma kuruluşunun raporlarıyla ortaya konulabilmiştir.

Yapılan araştırmaların ortak sonuçlarını şu şekilde özetleyebiliriz.

GDO’lu ürünler söylenenin aksine ciddi bir verim artışı sağlamamıştır.

Örneğin dünyada GDO’lu mısır yetiştirciliği yapan ülkelerin verim ortalaması GDO’suz yetiştiricilik yapan ülkelerden daha yüksek değildir.

Pestisit kullanımını azaltmamıştır. Hastalık ve zararlılara karşı oluşturulan çeşitlerde, hastalık ve zararılların direnç kazanması nedeniyle, pestisitlerin kullanımı artarak devam etmektedir.

Tüm bunlara ek olarak genetiği değiştirilmiş gıdalarla beslenen hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde hayvanların iç organlarında küçülme, karaciğer ve böbreklerinde yetersizlik, sperm sayısında azalma ve dolayısıyla kısırlık, yeni doğum ölümlerinde belirgin artış, kanser vakaları saptandığı yönünde veriler mevcuttur.

Bu nedenle “GDO’lu ürünlerin hiçbir riski yoktur” türü pek çok söylem olmasına karşın bizim tavrımız GDO’lu ürünlerin TÜKETİLMEMEsinden yanadır.

En azından insan ve çevre sağlığı konusundaki tüm şüphelere açıklıkla cevap verilinceye kadar bu böyle olmak durumundadır.

Ülkemizde durum...

Ülkemizde genetik yapısı değiştirilmiş organizmalar ve ürünlerden kaynaklanabilecek riskleri engellemek amacıyla hazırlanan Biyogüvenlik Kanunu 18/03/2010 tarihinde kabul edilmiştir.

Tüketicilerin konu hakkındaki duyarlılıkları nedeniyledir, ki tüketicileri koruyan pek çok madde de bu kanunda yer alabilmiştir.

Örneğin; genetiği değiştirilmiş “bitki” ve “hayvan” üretimi ülkemizde kesinlikle yasaklanmıştır. Yani GDO’ lu bir tohumun yetiştiriciliğiyapılamaz. Ülkemiz topraklarına ekilemez.

Bir gıda ürününde GDO miktarı binde dokuz oranından daha fazla ise etiketinde mutlaka “Genetik yapısı değiştirilmiştir”, “Genenik yapısı değiştirilmiş üründen üretilmiştir” ibarelerinin belirtilmesi zorunluluğu vardır.

Ürünün bazı tüketici gruplarında sağlık riski oluşturması söz konusuysa etikette bu uyarı yazılmalıdır.

Ancak GDO miktarı binde dokuz oranında ise etiketleme zorunluluğu yoktur.

“Bebek maması” ve “küçük çocuk” besinlerinde GDO kullanımını ise tümüyle yasaklanmıştır. Hiçbir şekilde GDO’lu bir ürün oranı ne olursa olsun bebek mamalarına karıştırılamaz.

Bebek beslenmesinde GDO’yu tamamen yasaklayarak insan sağlığı açısından GDO’ların bir risk unsuru olduğunun kabul edilmesi çok önemlidir.

Bu bakış açısıyla insan sağlığı açısından zararlı bir ürünün oranı binde dokuzun altında da olsa tüketiciler tarafından bilinmesi gereklidir. Bu yanıyla etiketlemede binde dokuzluk alt sınır mutlaka kaldırılmalıdır.

Diğer bir konu ise hayvan yemi olarak GDO’lu ürünlerin ithalatına izin verilmiş olmasıdır.

Kendi topraklarımıza ekimine izin vermediğimiz mısırın, soyanın hayvanlara yedirilmesine izin veriyoruz.

Bu tarz yemlerle beslenen hayvanların durumu ve bunlardan elde edilen gıdaların insanlara bir zarar verip vermeyeceği bir yana denetim ve depolamadan kaynaklı sorunlar nedeniyle, bu GDO’lu ürünlerin kasıtlı ya da kasıtsız olarak gıda maddelerine karıştırılması, tohumluk olarak kullanılmasının engellenmesi ciddi bir sorun olarak ortada durmaktadır.

GDO’lu ürünlere karşı alınabilecek tedbirler

Sonuç olarak GDO’lu pirinçlerin ülkemize girişiyle ilgili tartışmalarda görüldüğü gibi yasak olmasına karşın pek çok ürün farkında bile olmaksızın ülkeye sokulabilmektedir.

Ülkemizde yapılan araştırmalarda undan, domates salçasına, mısır gevreğine, çikolataya varıncaya kadar pek çok üründe GDO tespiti yapılmıştır.

Tüketiciler açısından alınabilecek en basit tedbirlerden birisi yerli ürünlerin tercih edilmesi olmalıdır.

Örneğin pirinçte yerli çeşidimiz olan Osmancık pirincinin tercih edilmesi, pirinç pilavından çok bulgur pilavının yenmesi , mısır ve soya türevli ürünlere ihtiyatlı yaklaşılması gibi..

GDO kullanımını tamamen yasaklayan organik tarım kökenli ürünlerin tercih edilmesi, riskli ürün gruplarında etiket kontrolü yaparak GDO barındıran ürünlerin tercih edilmemesi alabileceğimiz tedbirlerdir.

 

07-03-2014