Evrende Hayat Arayışları - 4

Evrende hayat arayışımızla ilgili yazı dizimizin son bölümünde yalnız (ve de eşsiz) olup olmadığımızı ele alacağız.



Evrenin yaşamla dolu olup olmadığı yüzlerce yıldır tartışılmakta. 20. ve 21. yüzyıllardaki bilimsel ve teknolojik gelişmeler sayesinde yaşamı aramak için nereye ve nasıl bakacağımızı daha önce hiç olmadığı kadar iyi anladığımızı düşünüyoruz. O halde neden hala başka canlıları keşfedemedik?

Başka canlılara rastlamamamızın birden çok açıklaması olabilir:

1-Belki evrendeki canlı oluşumuyla ve canlıların nerelerde olabileceği ve nasıl tespit edileceğiyle ilgili anladığımızı düşündüklerimizi gerçekten tam anlamamışızdır.

Bilim, sürekli ilerleyen ve yaptığı yanlışlarla kendini geliştiren bir süreçtir. Canlıların ne tür yıldızların etrafındaki ne tür gezegenlerde ortaya çıkabileceğine dair kuramlarımızda eksik ve hatta yanlış yönler olabilir. Ayrıca başka canlılar, hiç bilmediğimiz farklı kimyasal ve biyolojiktemellere sahip olabilir. Canlılıkla ilgili bildiklerimizin yanında belki de bilmediğimiz çok daha fazlası vardır.

Öte yandan akıllı canlıları aramak için de SETI [1] gibi pek çok girişimin içindeyiz insanlık olarak. Bu tür girişimlerin neredeyse tümünde elektromanyetik tayfı “akıllı işaretler” bulmak için tarıyoruz. Hâlbuki kendi uygarlığımız bile radyo dalgalarını 19. yüzyılın sonlarından sonra kullanmaya başladı.

Pek çok uygarlık elektromanyetik kuramı bilmiyor ya da bilse de başka medeniyetlere bilerek ya da bilmeden işaret yollamak için kullanmıyor (ya da kullanmak istemiyor) olabilir. Belki de haberleşmek için bizim henüz bilmediğimiz ve hayal bile edemediğimiz başka yöntemler vardır. Belki etrafımız bu yöntemlerle elde edilmiş işaretlerle dopdoludur ama biz medeniyetçe geride olduğumuz için bu işaretlerin varlığından bile haberdar değilizdir.

2- Canlıları nerede bulacağımızı anlasak da onları aramaya başlamamızdan bu yana çok uzun zaman geçmedi, o yüzden onları henüz keşfetmemiş olabiliriz.

Henüz Güneş Sistemi içinde bile canlıları arama çabalarımızın başlarındayız. Hala Mars’ta ya da Jüpiter ve Satürn’ün etrafındakiuydularda yaşamın varolup

olmadığıyla ilgili kesin bir bilgiye sahip değiliz örneğin. Güneş Sistemi dışındaki ötegezegen keşifleri ancak son yıllarda tam anlamıyla hız kazandı. Bu anlamda canlılığı keşfetmek için hala çok vakte ihtiyacımız olabilir.

 

Uygarlık arayışımız için de benzer bir durum söz konusu olabilir. Bizimle haberleşme potansiyeli olan bir uygarlıkla karşılaşma ihtimalimizi hesaplamak için kullanılan Drake denkleminin [2] ortaya konmasından bu yana neredeyse 55 yıl geçti, ama denklemin bileşenleriyle ilgili belirsizliğin sürdüğünü söylemeliyiz.

Evrendeki muazzam mesafeler, uygarlıkların gönderdiği işaretlerin bize zayıflayarak ulaşması sonucunu doğurur. Aradaki büyük mesafeler yüzünden medeniyetlerin çok büyük kısmıyla sağlıklı bir haberleşme kurmak pek mümkün olmayabilir.

Yüzbinlerce yıllık insanlığın binlerce yıllık uygarlığının sadece son yüzyılında radyo dalgalarıyla haberleşen uygarlığımız eğer sıradansa, diğer uygarlıklar da toplam yaşam sürelerinin çok küçük bir kısmında bizim teknolojik seviyemize erişmiş olabilirler. Bu yüzden onlardan haber alma ihtimalimiz gerçekten de çok az olabilir.

Üstelik medeniyet arayışımıza yeterli kaynağı (finansman, teleskop zamanı vb.) ayırıp ayırmadığımız da ayrı bir tartışma konusudur. Kısaca medeniyet arayışımızın ne zaman meyvelerini vereceği çok belirsizdir.

3- Belki de etrafımız canlılarla dolu ve bizden çok daha üstün seviyedeki medeniyetlerin yanında biz tam da insanlığa kıyasla karınca kolonileri nasıl bir seviyedeyse o seviyedeyiz. Hatta belki biz nadir bir türüz, bizi bir “doğal yaşam parkındaki bitki ve hayvanlar” gibi koruyorlar. Son yıllarda ötegezegen keşiflerinin artışıyla daha da gündemimize giren soru “Neredeler?” sorusudur.

Bu soru belki yüzyıllardır soruluyordur ama sorunun ortaya koyduğu sorunlarla ilgili ilk derli toplu yaklaşım İtalyan fizikçi Enrico Fermitarafından ortaya konulmuştur. Bu “Neredeler?” problemi “Fermi paradoksu” olarak adlandırılır [3].

Eğer bugün sıradan bir yıldızın etrafındaki sıradan bir gezegende yaşıyorsak ve bu teknolojik düzeye erişmişsek, neden tek olalım? Eğer böyle sıradan koşullarda medeniyet oluşuyorsa, muhtemelen biz de pek çok sıradan medeniyetten biriyizdir. Muhtemelen bizim gibi ve hatta pek çoğu da bizden daha gelişmiş uygarlık mevcuttur.

O zaman “Neredeler?” sorusu sadece ilgi çekici olmaktan çıkar, daha bir endişe verici hatta korkutucu hale gelir. Eğer yüzyılı aşkın süredir radyo dalgalarıyla kendimizi deşifre ediyorsak, bir gün mutlaka bizden daha gelişmiş bir medeniyetçe keşfedilebiliriz.

Böyle bir keşfin sonucu ne kadar hayırlı olur bunu kestirmek zordur. Tamamen farklı bir biyolojik süreçten geçmiş, farklı fiziksel koşullaraadapte olmuş canlıların meydana getirdiği uygarlığın nasıl bir felsefi yapıya sahip olduğu ve bilimi ne amaçla kullanacağı tamamen belirsizdir.

Eğer bizden daha gelişmiş bir uygarlık bizimki gibi “savunma” sanayisi odaklı keşif yapan ve bilimsel gelişimini savaş motivasyonuyla elde etmiş bir uygarlıksa işimizin pek kolay olmayacağını rahatlıkla kestirebiliriz.  Belki bizden akıllı canlıları onlar bizi keşfetmeden keşfetmenin bir yolunu bulursak sorunu bertaraf edemesek bile en azından sorunun varlığını kesin olarak ortaya koyabiliriz. Bu keşfin anahtarı 1964’de Kardashev tarafından ortaya konulmuştur [4]-

Kardeshev’e göre uygarlıklar enerji kullanımlarına göre sınıflandırılabilir. Kendi gezegeninin, kendi yıldızının ve hatta kendi gökadasınınenerjisini kontrol ederek kullanabilen uygarlıklar var olabilir ki tam da böyle uygarlıklar bizim gibi henüz gezegenindeki fosil yakıtlarabağımlı ilkel uygarlıklar için olası tehditlerdir.

Eğer bir uygarlık örneğin yıldızının enerjisini kontrol edebiliyorsa bu yıldızın ışığında doğal süreçlerle açıklanamayacak değişimlere sebep olabilir. Böyle bir yeteneğe sahip uygarlık arıyorsak yıldızların ışımalarında bu tür doğal yolla açıklanmayacak anormalliklere bakmalıyız.

Belki çok yakın bir tarihte böyle bir yıldız keşfetmiş bile olabiliriz. Bu yıldızın adı KIC 8462852. Özelliği de henüz doğal süreçlerle açıklanamayan bir parlaklık değişimi göstermesi [5]. Belki bu keşif de ilk atarcanın keşfi [6] sonrasındakine benzer yanlış “küçük yeşiladam” alarmıdır ama şimdilik durum belirsizliğini korumaktadır.

4-Belki de evrende canlılığı engelleyen mekanizmalar düşündüğümüzden daha acımasızdır, yani belki de nadide varlıklarız.

Çok sayıda gelişmiş uygarlığın var olması kadar çarpıcı olabilecek diğer bir olasılık da evrende yalnız olmamız ya da “erişilebilir”mesafelerde akıllı bir uygarlığın olmamasıdır.

Belki de “sıradan” bir yıldızın “sıradan” bir gezegeni değilizdir. Belki Dünya gibi bir gezegende yaşam olması için Ay [7] gibi nispeten büyük bir uyduya ve Jüpiter [8] gibi bizi küçük gökcisimleriyle çarpışmaktan koruyan büyük bir gezegene ihtiyaç vardır. Belki bu ve benzeri şartlar gerçekleşmeden hayatın meydana gelmesi ve sürmesi mümkün değildir.

Bir gezegenin sadece hangi yıldızın etrafında olduğu değil o yıldızın gökadanın neresinde olduğu da gezegende yaşamın ortaya çıkıp çıkmaması açısından önemli bir kriter olabilir [9] Bir gökadanın yaşı ve türü de yaşam için ek kısıtlar getirebilir.

 Ayrıca gökadadaki gama-ışını patlaması gibi muazzam enerjiler yayan olaylar da filizlenen yaşamı bir anda ortadan kaldırabilecek kudrette olabilir [10].

Tabii uygarlıkların kendilerini yok etmeleri gibi kaçınılmaz evrensel bir “sosyolojik”özellikleri de mevcut olabilir.

Görüldüğü gibi Evrenin yaşamla dopdolu olmasıyla yaşamın Evrende bir istisna olmasına kadar her tür olasılık söz konusu…

Dünya dışında hayatı keşfedebilirsek, bu keşif kuşkusuz ki insanlığın en önemli keşfi olacak. Böylece Carl Sagan ve Frank Drake’ın dabaşlattığı etkin haberleşme çabalarımızın (gönderdiğimiz mesajlarımızın!) [11] ve yıllar süren arayışımızın meyvelerini toplamış olacağız.

Daha da önemlisi başka hayatların var olduğunu keşfetmemiz, uygarlığımıza ve gezegenimize daha farklı bakmamıza yardımcı olacaktır. Belki o zaman daha “Dünyalı” hissedip daha barışçıl davranmaya başlayacağız birbirimize. Aynı gemide beraber yol aldığımız Dünya’daki diğer canlılara, dolayısıyla bu harika ekosistemimize daha fazla saygı göstermeye başlayacağız belki de.

Yaşamı aramaya yılmadan devam etmeliyiz. İnsanlığın tarihindeki en önemli keşfe imkân verecek kapıları açık tutmaya devam etmeli veasla heyecanımızın sönmesine izin vermemeliyiz.

[1] http://www.seti.org [2] http://www.bbc.com/future/story/20120821-how-many-alien-worlds-exist [3] https://tr.wikipedia.org/wiki/Fermi_paradoksu [4] https://en.wikipedia.org/wiki/Kardashev_scale [5] http://www.independent.co.uk/news/world/forget-water-on-mars-astronomers-may-have-just-found-giant-alien-megastructures-orbiting-a-star-near-a6693886.html [6] https://en.wikipedia.org/wiki/PSR_B1919%2B21 [7] http://www.scientificamerican.com/article/moon-life-tides/ [8] http://www.astrobio.net/topic/solar-system/jupiter/jupiter-system/without-jupiter-home-alone/ [9] https://en.wikipedia.org/wiki/Galactic_habitable_zone [10] http://arxiv.org/abs/1409.2506 [11] https://www.youtube.com/watch?v=tcqQCQvNZFI

 

11-11-2015