Evrende Hayat Arayışları – 3

Evrende hayat arayışları yazı dizisinin bu bölümünde Güneş Sistemi dışındaki hayat arayışlarını konu edineceğiz.

Dizinin önceki bölümlerinde kozmik mesafelerin muazzamlığından bahsetmiştik. Bu mesafeler o kadar büyüktür ki bırakın insan göndermeyi, oralara insansız uzay araçları bile göndermemiz bugünkü bilim ve teknoloji perspektifinden bakılınca imkânsız görülmektedir.

Yine de günümüzde, belki bir kısmı bizimkine benzeyen (belki bazıları da bizimkinden çok farklı) yaşamlara ev sahipliği yapabilecek bu öte gezegenleri hem arayacak teknolojimiz var hem de bu gezegenlerin hangi tür yıldızların etrafında olabileceğine dair giderek artan bilgimiz var.

Teknolojimiz, optik, elektronik ve uzay teknolojilerinde giderek artan bilgi birikimimize dayanıyor.

Hem uzaya yolladığımız ve yollamayı planladığımız Kepler [1] ve benzeri uzay teleskopları hem de yeryüzünde ESO’nın La Silla Paranal Gözlemevi [2] gibi çok yetkin aletlerimiz mevcut.

Böyle yetkin aletler elimizde yokken, ancak yıldızların uzay hareketlerindeki küçük yalpalanmalarını tespit ederek çevrelerinde öte gezegenler olduğunu tespit edebiliyorduk [3]. Şimdiye kadar sadece bu yolla tespit edilen toplam öte gezegen sayısı 456 kadar [4].

Eğer bir öte gezegen bu yöntemle tespit edilmişse, kütlesi ve yörüngesi hakkında sadece kaba bir kestirimde bulunabiliriz (örneğin kütlesinin alt sınırını kestirebiliriz).

Bu durumda yıldızının ne tip yıldız olduğuna bakarak gezegende yaşam olup olmayacağına dair ancak kaba bir tahmin yürütmek mümkün olabilir.

Öte gezegenleri tespit etmenin diğer bir yolu (eğer şanslıysak gezegenin yörünge eksenini hemen hemen yandan görüyorsak), yıldızlarının önünden geçişlerinde gelen ışıkta meydana getirdikleri değişimi ölçmektedir [5].

Gezegenler yıldızlara göre çok küçüktür ve bu sebeple bu şekilde oluşturabilecekleri ışıma gücü değişimleri de çok küçük olacaktır;ihtiyaç duyduğumuz hassasiyet yüksek teknoloji ve ayrıcalıklı aletler gerektirir. Ayrıca gezegenin yörünge ekseninin bizim bakış açımıza göre bu özel duruma sahip olasılığı da çok azdır.

Yine de bu yolla öte gezegen tespit ettiğimizde gezegenin hem kütlesi hem yarıçapı, hem de yörüngesi hakkında çok daha hassas kestirimlerde bulunmamız mümkün olur.

Bir öte gezegenin kütlesi ve yarıçapını bildiğimizde ortalama yoğunluğu, yüzeyindeki kütle çekim ivmesi gibi temel fiziksel özelliklerini hesaplamak kolaydır. Böylece gezegenin kayasal mı yoksa Jüpiter benzeri bir gaz gezegen mi olduğunu kestirebilmek mümkün olabilir.

Gezegenin yörüngesi hakkında elde ettiğimiz bilgiye dayanarak, yıldızının özelliklerini de değerlendirip, bu gezegenin yaşama sahip olabilecek özelliklere sahip olup olmadığına dair bir öngörüde bulunmamız mümkün olabilir.

Şimdiye kadar keşfedilenler içinde yaşamın hüküm sürebileceği düşünülen onlarca öte gezegen olduğu düşünülmektedir [6].

Şimdiye kadar sadece Kepler Uzay Teleskopu tarafından 5000’e yakın öte gezegenin keşfedilmiş olması çok heyecan verici olsa bile, henüz daha işin başında olduğumuz açıktır.

İleride teknikler geliştikçe ve teknoloji ilerledikçe şimdi daha yeni yeni başladığımız öte gezegenlerin kimyasal bileşimlerini tespit etmekgibi işlerde de büyük aşamalar kaydederek öte gezegenleri daha iyi anlamanın yollarında ilerlemeye devam edeceğiz.

Bahsettiğimiz yöntemler dışında öte gezegen keşfi için bir takım başka yöntemler varsa da bunlara bu yazımızda ayrıntılı yer vermeyeceğiz. Ancak belirtmeliyiz ki hangi yöntem kullanılırsa kullanılsın ufak gezegenler olmaları sebebiyle Dünya’ya benzeyen kayasal gezegenlerin tespiti çok daha zordur.

Yine yıldızına daha yakın gezegenlerin (yani çok sıcak yüzeye sahip gezegenlerin) daha hızlı dönmesi ve böylece örneğin yıldızlarının önünden daha sık geçmeleri ya da yıldızlarının daha fazla “yalpalanmasına” sebep olmaları sebebiyle daha fazla sayıda keşfedilmeleri söz konusudur.

Astronomlar, bunlar ve diğer “seçim etkilerini” ele alıp Samanyolu Gökadası’nda yıldızının çevresindeki Dünya benzeri gezegen sayısınınbelki de milyarlarca olabileceğini öngörmektedir [7].

Bunların küçük bir kısmı bile yıldızlarının çevresindeki yaşanabilir bölgede yer alsalar yine de sonuçta çıkan yaşanabilir gezegen sayısı hiç de az değildir.

Bu hesabı yaparken diğer gökadaları daha ele almadık bile!

Evrende yalnız olmamalıyız diye düşünebiliriz.

Peki o halde neredeler?

Bizim gibi “akıllı” olanları da var mı?

Akıllı olanları varsa neden bizimle iletişime geçmiyorlar?

Biz onlarla iletişim kurmaya çalışmalı mıyız?

Yazı dizisinin bir sonraki bölümünde bu sorulara yanıt vermeye çalışacağız.

Kaynaklar: [1] http://kepler.nasa.gov [2] http://www.eso.org/sci/facilities/paranal.html [3] http://www.planetary.org/explore/space-topics/exoplanets/radial-velocity.html [4] https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_exoplanets_detected_by_radial_velocity [5] http://www.planetary.org/explore/space-topics/exoplanets/transit-photometry.html  [6] https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_potentially_habitable_exoplanets [7] http://www.latimes.com/science/la-sci-earth-like-planets-20131105-story.html

 

26-08-2015