Doğum Günleri

Ceren İlhan

Psikolojik Danışman

Yazar Hakkında

1990 yılında Mersin’de doğdu. Lisans eğitimini Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kuzey Kıbrıs Kampüsü’nde Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık alanında tamamladı. Şu anda Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde aynı alanda yüksek lisans eğitimine devam ediyor.  Ankara’da yaşıyor. Kedileri, çiçekleri ve renkleri çok seviyor. Çömlek, heykel, resim gibi hobileri var.


ilhanceren1@gmail.com


A+ A-

Bir insan hayata geldiği günü kutlamak, bunun için kutlanmak istiyorsa ve doğum günlerini bir heyecanla bekliyorsa hayatı sevmemesi mümkün müdür? Olabilir. Eğer doğum günü, doğumun kutlandığı gün değil de, toplumun öğrettiği bir normsa, olabilir. O zaman bir an için toplumun öğrettiği kutlama ritüelinden sıyrılıp, doğum günlerini neden kutlamak istediğimizi düşünelim sevgili okuyucu.

Bu konuda şöyle bir Google amcayı soruşturdum ve öğrendim ki tarihte ilk doğum günü kutlaması M.Ö. 3000 yılında bir Mısır firavunu için yapılmış. Bu gelenek daha sonra kültürler arasında yayılmış. Doğum günlerinde pasta üzerine mum dikip onu üfleme ritüeli ise Antik Yunan’dan gelirmiş. Pasta üzerindeki mumlar ay ışığını simgelermiş. Tanrı’nın göklerde yaşadığına inanan Yunanlılar, pasta üzerine yaktıkları mumları üfleyerek Tanrı’ya ulaşabileceklerine ve dileklerinin sesini duyurabileceklerine inanırlarmış. M.Ö. 3000 yılında başlayıp yayılmaya başlayan bu gelenek, ancak 12. yüzyıla geldiğinde halka inmiş ve kadınlar için de kutlanmaya başlanmış. İlk Hristiyanlara göre ise dünya acı dolu bir yer olduğundan, doğulan değil, ölünen gün doğum günü olarak kutlanırmış.

Bu kısa doğum günü tarihçesinden sonra konumuza dönecek olursak, doğum günlerinin bizler için neden anlamlı olabileceğini konuşabiliriz. Şöyle bir düşünelim. Bir insanın ölümüne neden üzülürüz? Ölümü ile hayatımızda bir şeylerin değiştiği insanların ölümlerine verdiğimiz tepki ile, ölümleri ile hayatımızda herhangi bir değişimin olmadığı insanların ölümlerine verdiğimiz tepkiyi karşılaştırsak, hangi acı daha büyüktür? Tabii her yerde olacağı gibi burada da sözüm istisnalar meclisinden dışarı. Ancak bir eşin, bir evladın, bir kardeşin, ebeveynlerin ya da çok yakın bir dostun ölümüne verilen tepki ile komşunun ölümüne verilen tepki elbette aynı olmayacaktır. En büyük acıyı, sevme, sevilme, ait olma, hayatta kalma, çoğalma vb. ihtiyaçlarımızı karşıladığımız insanların gidişleri ile yaşarız. O zaman en büyük mutluluğu yaşadığımız doğum günleri de yine yukarıda bahsi geçen yakınların doğum yıldönümleridir. Önceki yazılarıma göz atmış okuyucular belki “yine mi ego!” diyebilirler. Evet yine ego. Çünkü en büyük minnettarlığımız egomuzu mutlu edene, en büyük öfkemiz egomuza acı verene…

İlginç doğum hikayelerine sahip insanları düşünmeden edemiyorum. Savaş kamplarında doğanlar, izbe bir binanın yıkık bir köşesinde doğanlar, uçakta doğanlar, köy evinde doğanlar, cezaevinde doğanlar, birinci sınıf hastanelerde doğanlar, devlet hastanelerinde doğanlar… Dünyaya geliş şeklimiz ne kadar farklı olsa da aynı dünyaya, benzer bağlara, acılara, tutkulara doğuyoruz. Dünyanın sunduklarına karşı verdiğimiz tepkiler farkımızı yaratıyor. Kimisi Muz Sesleri adlı kitapta Filipina’nın annesinin yaptığı gibi savaş kampına portakal ağacı dikiyor, kimisi Kinyas ve Kayra adlı kitapta Kayra’nın yaptığı gibi denize nazır bir villanın ışık almayan çatı katında ölüme yatıyor. Her insan, kendi seçimleri içinde yuvarlanıp giderken dokunuyor bizlere. Biz de onlara. Bu dokunuşlar kimi zaman gökyüzü oluyor kimi zaman magma tabakası. Bize düşen bu geniş cetveldeki her duyguyu sabırla, sükunetle kabul etmek ve tadını çıkararak deneyimlemek oluyor. Acının tadı çıkar mı? Çıkar. Bunu belki daha sonra konuşuruz.

Ben, sevdiğim ve bu hayattaki en önemli ihtiyaçlardan biri olan sevme, sevilme hissini paylaştığım insanların doğumlarını karnavallarla kutlamak isterdim. Onlara iyi ki doğdun, iyi ki benim hayatıma dokundun, iyi ki seni sevmeme izin verdin ve iyi ki beni sevdin diye methiyeler dizmek isterdim. Uzay belgeselleri izlediğimizde çok değersiz görünen hayatlarımız, birbirine dokunduğunda öyle parlak ve sıcak kıvılcımlar yayıyor ki etrafa, bizim için asıl değerli olan beş yüz milyon yıl öncesindeki hali ile fotoğraflanan bir kara delik değil, birkaç yıl önce hayatımıza dokunmuş bu insanlarla kurduğumuz ilişki oluyor. Uzay belgeselleri tesirini yitiriyor. Sevgi uzayı yeniyor. Bu dünyaya gelişimiz bir anlam kazanıyor. Bu dünyadan gidişimiz de aynı şekilde anlamlılaşıyor.

 

O halde, doğum günün kutlu olsun sevgili okuyucu. Dokunarak güzelleştirdiğin her şey için teşekkürler, dokunarak soldurduğun her şey için de aşk olsun sana.

 

Psk. Dan. Ceren İlhan

 


Kaynakça

Görseller

1-     https://tr.pinterest.com/pin/264023596890201218/

2-     https://tr.pinterest.com/pin/386183736795619335/

3-     https://tr.pinterest.com/pin/359513982744854425/

4-     https://tr.pinterest.com/pin/385339311856919076/

22-04-2019