Büyülü Alaskam 'Songül Carus'

Konuk Düşünürler


Konuklardan Diğer Yazılar

A+ A-

Büyülü Alaska belgesellerinin 1 numaralı hayranı ben, görmek için yanıp tutuştuğum diyarlar…

  İnanılır gibi değil ama ben gerçekten de Alaska'nın Sitka şehrine inen uçağındayım. Kendim bile inanamıyorum. Türkiye'de yaşarken gitmesi, hayalden öteye geçemeyen, haritada bana en uzak noktayı kendine yer belirlemiş, Büyülü Alaska! Ne yaptım ne ettim sana geldim. İnsanlık için küçük kendim için büyük bir başarı bana göre.

İzledim, düşledim, istedim, sabırla bekledim ve işte buradayım!

  Herkes her istediğini yapabilecek potansiyelde olduğunu keşfetse bundan daha büyük bir zenginlik yok benim gözümde zaten küçücük ve dışarıdan başkalarına anlamsız gibi görünen amaçlarımıza ulaşmamız değil midir? yaşamayı daha da anlamlı kılan?

  Seattle'dan yaklaşık 6 saat süren bir yolculuk sonrası Sitka'ya vardım. Sitka küçük mü küçük şirin bir liman şehri ama doğası ve büyülü havası bir o kadar da heybetli.

  Sitka'ya kara yolu üzerinden ulaşmanız imkansız. Çünkü dört bir yanı Pasifik ile çevrili. Ulaşım ya uçak ile ya da büyük tur gemileri ile mümkün. Tur gemileri bütçemi zorlayacağından kendi rotamı kendim düzenlemeye karar verdim.

  Havalimanına iner inmez olabilecek en eğlenceli yürüyüşlerden birini gerçekleştirdim. Kalacağım hostel ile havalimanı arası 1,5 km. Bana bir macera göründü ve araç tutup hostele gitmek yerine bu mesafeyi yürümeye karar verdim. Yolların ıssız ve iki yönlü sık ormanlık alandan oluştuğunu görünce hafif tedirgin olmadım değil.

  Yol üzerinde askeriye’ye ayrılmış bir alan gördüm ve şansıma içeriden soru sorabileceğim bir insan çıka geldi. Bu yolların güvenli olup olmadığı diğer bir tabirle ayı ya da benzeri vahşi bir hayvanla karşılaşma ihtimalimi sordum.

 Görevli gülümsedi ve ‘’Bu alanda ayı görmeniz mümkün değil, merak etmeyin yürümenizde bir sakınca yok’’dedi.

 

  İçim rahatlamış şekilde yürümeye devam ettim. Yaklaşık 20 dakika sonra hostele varmıştım bile.

  Şehir, mayıs ayında olmamıza rağmen hala dağlarının etekleri karlı, büyük bir sisin içinde belli belirsiz verdiği masalsı görüntüsüyle beni mest etti.

  Ertesi gün dolaşmaya çıktığımda her şey dün akşamın karanlığından sonra daha netti. Bir yanı dağlara yaslanmış bir yanı da Pasifik okyanusunun kıyısında salınan sevimli bir şehir.

  Mevsim yaz olmak üzere, fakat yine de her gün çiselen ılık bir yağmur. İnanılmaz huzurlu ve oturup günlerce güzelliği izlenesi. Bu şehrin içinde gezilecek ve görülecek yerler kısıtlı çünkü unutmayın dört bir yanı sularla çevrili bir kara parçasındasınız.

  Haftanın belli günleri sizi Alaska'nın diğer güzel şehirlerine götürecek feribotlar var. Şehirde nüfus oldukça az. En büyük geçim kaynağı tabii ki balıkçılık ve büyük tur gemilerinin gözde duraklarından biri olduğundan otelcilik.

  Balıkçılarla yaptığım sohbetlerde öğrendiğim kadarıyla yılın 6 ayını Pasifik sularında somon avlayarak geçiren balıkçılar kalan 6 ayda ise yaşadıkları şehirlerde zaman geçiriyorlar.

Şehrin hemen yanında harika yürüyüşler yapabileceğiniz Sitka milli parkı var. Burada edindiğim bilgilere göre, nadir de olsa yılın belli zamanı bu bölgede gezinen ayılar görülürmüş. Bu bilgi yürüyüşlerime daha da heyecan katsa da, ben civarda gökyüzünde süzülen kara kartallardan başka bir şey görmedim. 

  O kadar yol geldik ayı görmeden olmaz diyenlerdenseniz taksiyle yaklaşık 15 dakika sürecek olan Sitka Ayı Rehabilitasyon merkezini (Sitka Fortress of the Bear) ziyaret edebilirsiniz.

  Buradaki bazı ayılar rehabilite ve tedavi edildikten sonra tekrar doğa’ya bırakılırken, bazıları da annelerini küçük yaşta kaybettikleri için buraya getirilmiş ve hiç doğa’da yaşamayı deneyimlemedikleri için burada tutulmaya devam edilmiş. Hikayenin biraz üzücü kısmı benim için buydu. Ama güzel tarafı bu ayı evinin sınırlarının çok geniş tutulduğu ve ayıların mümkün olduğunca büyük alanlara gitmelerine izin verilmesi.

  Gözünüze hayvanat bahçesi adı verilen hapishaneler gelmesin. Buradan ayrıldıktan sonra aynı amaca hizmet eden Yırtıcı Kuşlar Rehabilitasyon evine de (Sitka Raptor Center) gidebilirsiniz. Aynı şekilde doğada yaralanmış ve tedavi edilen atmacalar, kartallar ya da baykuşlar burada rehabilite edildikten sonra tekrar doğa’ya bırakılıyor.

  Sitka, kendinizi oradan oraya attığınız, her gün farklı bir aktivite yaptığınız, yeni yerler gördüğünüz ve yorucu tempoda bir tatil geçirmek için yanlış bir adres olurdu ama 1 haftalığına ben, Sitkalı gibi yaşayayım, zaman yavaş aksın, olabildiğince ağırdan alayım, hem ruhum dinlensin hem gözüm bayram etsin derseniz doğru bir seçim.

  Alaska’nın diğer büyük şehirlerine gitme planınız varsa (Juneau, Anchorage ya da meşhur Fairbanks -Into the wild filmine de hayat veren maceracı gezgin Christopher McCandless'in dünya üzerindeki son durağı) burada 2-3 gün geçirmeniz yeterli olur.

  Bu güzel şehrin çocukları bizim çocuklardan farklı olarak 6 yaşında balıkçılığı öğrenmiş tabii. Gün batımını izlediğim akşamlardan birinde, yaşları 8-11 arasında 2 erkek kardeşin sabırla ve inanılmaz tekniklerle 50 cm büyüklüğünde bir somonu yakalama, temizleme ve eve götürme sürecini gözlerimle gördüm. 

  İzlediğim belgesellerin içindeydim artık. O günden sonra belgesel bile izlemiyorum. Gerçeğini bire bir görmek fırsatını yaratmak varken oturup ekrandan izlemek niye?

  Mevlana demiş ki: ‘’ Gözden ırak olan gönülden de ırak olur ama gönüle giren gözden ırak olsa ne olur. Gönlüme girdin bir kere Alaska. Bir gün tekrar buluşacağız. Sonra tekrar... Gönlümün yettiğince.

 

Songül Carus

 

 

26-02-2019