Bir Tatil Sosyolojisi Denemesi: Günlük Yaşamın Simetrisi Olarak Tatil

A+ A-

Tatil zamanı biraz tatil hakkında konuşalım hatta işi bir nebze de olsa sosyolojiye bağlayalım, belki bir tatil sosyolojisi denemesi ortaya çıkar dedim, zihinleri fazla yormadan. Öncelikle tatilin ne olduğundan bahsedebiliriz. Genel hatlarıyla baktığımızda tatil, “çalışmaya ara vermek” anlamını taşır. Bunun daha spesifik bir anlamı “eğlenmek ya da dinlenmek amacıyla çalışmaksızın geçirilen süredir”. Peki çalışmak nedir? En genel anlamıyla bir şey için çabalamak, emek harcamak diyebiliriz. Aslında emek ve çaba yaşamın kaçınılmaz olarak her anında mevcut, öyleyse tatil konseptinde çalışmak deyince anladığımız daha çok rutinleşmiş hayat meşgalemizdir.

Peki tatili günlük hayatın dışında bir yaşam alanı planlaması olarak düşünebilir miyiz? Peki bu planlama size ilk etapta neyi ya da neleri çağrıştırıyor? Deniz, kum, sahil üçlemesi? Beach club? Aile ziyareti, yazlık ev? Yurtdışı seyahati, kültürel geziler, yaz sporu aktiviteleri? Köyüne gidip bağ bahçe ile uğraşmak, hamak, yalnız başına kafa dinlemek? Kitap okumak, yatıp uyumak? Belki de torunlarını kucaklamak? Ya da son zamanlardaki tatil trendlerini düşününce doğa, dağlar, tepeler hatta yoga?
Farklı dönemlerde ve farklı toplumlarda tatil algısını toplumsal yapı ve düzen mi belirler? Belli dönemler belli tatil trendleri insanları nasıl etkilemekteler? Şahsa özel bir tatil planlamasından bahsetmek mümkün müdür yoksa ideal bir tatil herkes için zaten uygun olması beklenen midir? Burada diyet programları geliyor aklıma. Şimdi elbette ki neyin sağlıklı ve fit olduğuna dair bilimsel veriler mevcuttur lakin günümüzde kişisel bir diyet programının gerekliliği de tartışılmaz bir hal almış durumdadır ki bence tatil için de benzer bir anlayış vardır.

Ben burada tatili günlük yaşamın simetrisi olarak önermek istiyorum. Bir kaçış olarak belki. Amaç içinde bulunduğumuz sosyal rutinin yabancılaştırdığı kendimizi yeniden bulmak ve yabancılaşmayı telafi etmek. Yine diyet programlarından yola çıkarsak %75 kuralı denen bir diyet mantığından bahsetmek istiyorum. Bu mantığı montignac rejimi gibi karbonhidratlar ve proteinleri birbirlerinden ayırdığımız diyetler üzerinde örnekleyebiliriz. %75 kuralı bizi işin katılığından uzaklaştırarak der ki; evet karbonhidrat ve proteinleri ayrı öğünlerde ye ama karbonhidrat tükettiğin öğünün %25’inin proteinlerden oluşmasında bir sakınca yok ya da vice versa ama oran asla yarı yarıya olmamalı, aksi takdirde tolere edilemez. Bu kural yin yang felsefesinden feyz alınmış bir kuraldır. Peki tatil deyince bu kuralı nasıl uygulayabiliriz?
Günlük hayatımızın akışının bir simetrisini almak tam da tatil planlaması için ideal bir alternatif oluşturabilir. Mesela bir işlerini hiç bırakamayan bir iş adamı. Tatil mi? Yanında dosyalarını götürürse belki mümkün olabilir ama karısı kızabilir. “Tatilde olsun bırak artık şu dosyaları!” “Bu tatili bu dosyalar sayesinde yapabildiğimizi hatırlatırım” der belki adam da! İkisi de haklı. Öyleyse imdada yetişir %75 kuralı. Dosyalar da tatile gelsin ama belki günde 1-2 saat incelensin.  Ya da bir çağrı merkezi çalışanı. Telefondan uzak kalmak gerçek anlamda bir tatil olacaktır şüphesiz ama mümkün mü? Eskiden ne yapardık bilmiyorum ama bugün acil durum kaygısına karşı daha zayıf olduğumuz bir gerçek. Öyleyse belli saatlerde kısa telefon yoklamaları yapılabilir. Çok hareketli insanlar daha sakin yerler belki bir yoga kampına, zaten deniz kenarı gibi sakin yerlerde yaşayan insanlar ise metropollerin hareketli yaşamına katılmayı seçebilir. Yazlık insanı içinse aile muhtemelen %25’i temsil ediyor. Yaratılan en büyük değişim çevresel değişimdir. Hem fiziki çevre hem de sosyal çevre. Bir de mesela Kıbrıs ya da Batum gibi yerlerde gazinolarda tatil yapan insanlar vardır. Mesela Batum’un gazinolarında muhafazakâr bir simge olarak başı örtülü kadınları kumar oynarken görebilirsiniz. Sizce çelişkili mi? Aslında değil. Neden kendi yaşam güvencelerini oluşturduğunu düşündükleri dinî konfor alanlarının dışına çıkarak kendi tatillerini yaratmış olmasınlar!
Yani aslında tatil dediğimiz en mimlenmiş haliyle illa güneşlenmek, yüzmek demek değildir. Bizim tatilden neden bunu anladığımız ise aslında tamamen sosyolojik bir olgudur. Kapitalizmin turizm sosyolojisi ayağı diyebiliriz mesela ama demek istemiyorum ki bu tatil anlayışını doğuran kapital düzendir, nitekim turizm kapitalizmin doğuşundan çok daha öncesine, milattan önce ilk gezginler olarak kabul edilen Finikelilere, hatta yazıyı, parayı ve tekerleği ilk bulan ve kullanan Sümerlere kadar gidebilir. Çünkü turizm insanın kendini ve çevresini keşfetme arzusunun kurumlaşmış halidir. Bununla birlikte kapitalizm kendi rasyonel mantığı çerçevesinde tatil algılarını yönetmekten varoluşsal bir haz alır.

Eğer kendi tatil planlamamızı moda olanın tutsaklığından özgürleşmeden yapıyorsak tatilin tatil olarak yararı tartışmalıdır.  Ama zaten kapitalizmin önerdiği trend meslekler içerisinde kendimizi kaybetmişsek tatil planımız da zaten aynı trendlerle bizim için hazırlanmıştır, çok düşünmeye gerek yok. Aman modadan geri kalmayalım. Gerçi yine de Fransız moda tasarımcısı Coco Chanel’in sözünü hatırlamakta fayda var: “Moda geçicidir, stil kalıcıdır.” Bana kalırsa modayı takip etmekte her zaman fayda var hele ki eğer toplumsal olandan kopmak istemiyorsak ama stili yaratabilmek ve kendi sosyal varlığımızı vurgulayabilmek için kendi planlamalarımızı bağımsızca yapabiliyor olmak gerekir. Ve tabii ki en çok da bunun farkında olmak! Bu arada tatili sosyal medya paylaşımlarında yarışmak olarak algılayan akımı da es geçmeyelim. “Ben de oradaydım” algısı yaratırken masum bir anı yaratmanın ötesine geçerek ellerde telefon anı yaşamak yerine bir tatili instagram modasına kurban etmeyelim sakın!
Gelelim tatil seçimlerinden tatilin kendi sosyolojisine yani seçimlerin bizi götürdüğü yere… Eğer tatil niyetiyle her zamankinden farklı bir sosyal alan yaratabilmişsek kendimize, farklı bir çevreyle bütünleşmek için muhteşem bir fırsat sunacaktır bu bize. Bunun tatil sonrası günlük yaşantımızı da olumlu yönde etkileyeceği şüphesiz. Neden? Çünkü farklı bir sosyal alan, sosyolojik olgulara dair yeni bir farkındalık yaratır. Bu farkındalık da kaçınılmaz olarak hayatımızı kolaylaştırır. Çünkü bir kısır döngünün içerisinden çıkarız yani alışılmışın dışına çıkarız. Orada kalacağını bildiğimiz bir çevreyle etkileşim kurmanın özgürlüğü vardır bir de! Sosyal varoluş simülasyonumuzun dışındayızdır bir nebze. Bağlayıcılık düşük. Sürdürülebilirlik düşük. Ama çok da haksızlık etmeyelim. Çünkü belki de yeni insanlar kısa ve güçlü etkiler yaratırlar hayatımızda. Ya da atmosferini soluduğumuz yeni çevre öyle anılar oluşturur ki bizde, geçmişin nöral ağlarını bile dönüştürür zihinlerde. Ve inanın bu o kadar olası ki! Tatil demek gerçekten neye ihtiyacınız olduğunu bilerek doğru bir analiz çerçevesinde planlandığında kendinizi sosyal terapik etkiye bırakmak demek. Belki de doya doya kendimiz olmanın tadını çıkarmak demek. Sosyal varoluşumuzun atığını boşaltmak.

Şimdi bir de imkanları konuşmak gerek. İmkansızlık algısı sistem tarafından mı pazarlanır? Aslına bakarsanız tatil söz konusu olunca imkansızlık diye bir şey yoktur. Çünkü günlük hayat zaten kendi süregelen imkanlı yaşamlarımız olduğu için simetrisi de aynı ölçülerde kendini gösterecektir. Burada tabii ki insanları kendi imkanlarına hapsetmek istemeyiz ama imkansızı imkanlı kılmanın yolu öncelikle mevcut imkanların farkına varmak ve imkansızlık algısından sıyrılmaktır. Unutmayalım ki tatil her zaman beş yıldızlı bir otel demek değildir. Hatta tatil yaz dönemi ile sınırlı olmadığı gibi uzun bir süre de gerektirmeyebilir. Nitekim azalan marjinal fayda kanunu gereği tatil süresi uzadıkça bir yerden sonra verimi düşmeye başlayacaktır. Tatil iyi planlandığı sürece (plan derken kastettiğim neye ihtiyacın olduğunu anlamaktır, aksi takdirde çok planlı yaşayanlar için plansızlık bile iyi bir tatil planı olabilir, malum %25lik bir plan yeterlidir) ihtiyacınız olan kaçış hizmetini görecek ve günümüz yaşam koşullarının yabancılaştırıcı etkisini nötrleyecektir. Hatta o kadar gariptir ki tatilin ilk başladığı an kanıksadığımız yabancılaşmaya bir yabancılaşma yaşarız. Bu kendimize geri dönüşün ilk işaretidir. Tek yapmamız gereken ihtiyacımız olanı açığa çıkaracak basit bir matematik.


Kaynakça

Görsel Kaynaklar:

1)      https://unsplash.com/photos/QXpDBgiH_Oo

2)      https://unsplash.com/photos/dwIHrac2sEA

3)      https://www.deviantart.com/dynamicz34/art/Yin-Yang-413083660

4)      https://unsplash.com/photos/WNimItM_Efc

5)      https://www.deviantart.com/snatti89/art/Surfing-757177940

6)      https://unsplash.com/photos/cYMQkV0Oon4

17-08-2019