Basit Düşünmek

Ceren İlhan

Psikolojik Danışman

Yazar Hakkında

1990 yılında Mersin’de doğdu. Lisans eğitimini Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kuzey Kıbrıs Kampüsü’nde Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık alanında tamamladı. Şu anda Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde aynı alanda yüksek lisans eğitimine devam ediyor.  Ankara’da yaşıyor. Kedileri, çiçekleri ve renkleri çok seviyor. Çömlek, heykel, resim gibi hobileri var.


ilhanceren1@gmail.com


A+ A-

Lisans eğitimimi aldığım sırada tanıştığım Adi Attasi adlı bir ressam verdiği atölye çalışmasında bizlere şöyle demişti: “Basit düşünün. Bir çocuk gibi basit düşünün.”

Bu basitliği kafamda bir yerlere yerleştirmekte epey zorlanmıştım. Aynı cümleleri ders aldığım hocalarımdan da sık sık duyardım. Özellikle danışmanlık uygulaması yaptığımız derslerin sonunda verdikleri süpervizyonlar sırasında hocalarım sık sık bu cümleyi kurardı: “Basit düşün.” İronik bir şekilde ‘basit’ düşünmek bana hep çok ‘zor’ gelmişti. Çocukluğumun üzerinden geçen ve sistematik bir öğrenme ile örtülmüş yıllar, basit düşünebilme becerimi tamamen törpülemişti. Öyle ya; bir sınava girdiğinizde bile karşılaştığınız sorunun cevabına basit bir yoldan ulaştıysanız şüpheye düşersiniz. Kesin bir hata yaptım diye düşünürsünüz. Basite olan tepkimiz, ne yazık ki hayatlarımızı da oldukça karmaşıklaştırabiliyor. Hayatımızda süregelen olaylar içinden çıkılmaz ve bizi mutsuz eden bir hale geldiğinde, bir durup, derin bir nefes alıp, en basit haliyle bu olayları, üzerimizdeki etkisini ve bu karmaşadan çıkış noktasını tanımlamak, o ana kadar göremediğimiz, ancak en başından beri orada olan cevaba ulaştırabilir bizleri.

Karmaşık mı oldu? Şöyle anlatayım;

Winnie the Pooh birçoğumuzun aşina olduğu bir karakter. Eskiden fark etmemiştim, ancak 2018’de uzun metraj animasyon filmiyle gösterime giren Good Bye Christopher Robin filmini izlediğimde, Ayı Winnie’nin bizlere hayatı basit algılamakla ilgili nasıl bilgece ipuçları verdiğini görme fırsatım oldu.

Spoiler içeren birkaç alıntıyla devam edelim:

Christopher Robin (Winnie’ye bir pusula verir): Pooh, bu sende kalsın. Böylece birini kaybedersen, onu yeniden kolayca bulursun.

Winnie: Teşekkür ederim Christopher Robin. Bu da sende kalsın. (elindeki kırmızı balonu verir.) Madeline için.

Roo: Madeline nedir? Önemli şeyler çantandan daha mı önemli?

Christopher Robin: Madeline benim kızım. Yani evet, elbette. Kesinlikle. Benim için dünyaya bedel.

Roo: O zaman neden yanında değil?

Bizler bir çizgi filmin içinde yaşamıyoruz elbette. Hayat bundan biraz daha fazla gereklilikle karşımıza çıkıyor genellikle, ancak bizim için dünyaya bedel diyeceğimiz kadar değerli olan bir insanın, bir eşyanın, bir üretimin, bir becerinin ya da bir duygunun yanımızda olmayışının bizlere hissettirdiklerinden haberdar mıyız? Bununla ilgili kendimize sunduğumuz bahaneler neler? Şimdi, ‘benim için dünyalara bedel’ dediğiniz bir insanla olan ilişkinizi düşünün. Eşiniz, çocuğunuz, anneniz, babanız, kardeşiniz, arkadaşınız ve ya bir akrabanız… Yanındayken kendinizi huzurlu, evinizdeymiş gibi rahat hissettiğiniz bu insanla yeterince yan yana mısınız? Bahsettiğim tüm zamanı birlikte geçirmek, tamamen iç içe olmak değil elbette. Aranızdaki ilişki yeterince tatmin edici, saygılı, mutluluk verici ve huzurlu mu? Yoksa çatışmalı, benmerkezci, endişeli ve tatminsiz mi? Eğer ilk tanıma uydurabildiğiniz bir ilişki içindeyseniz, ne mutlu size. Eğer ikinci tanıma daha çok uygun gördüğünüz bir ilişki içindeyseniz, kendinize bazı sorular sormanın vakti gelmiş olabilir mi? Biz neden çatışıyoruz? Hangi konuda fikir birliğine varamıyoruz? Farklı olduğumuz noktalar neler ve bu noktaları saygıyla kabul edebilir miyiz? İkimizin isteklerini de gerçekleştirmenin ortak yolu ne olabilir? Değer verdiğimiz ve böylesine çatışmalı bir ilişki içinde olduğumuz bir insanla suçlama, kendi isteklerini dayatma, kısıtlama, aşağılama gibi yolları kullanarak yan yana olamayacağımız aşikârken, bu anlaşmazlıkları çözmek üzerine uzlaşmacı bir şekilde çalışmak, izlenebilecek mantıklı yollardan biri olacaktır.

Winnie’den alacağımız başka bir ders de şu diyalogda gizli:

Winnie: Bugün günlerden ne Christopher Robin?

Christopher Robin: Günlerden bugün.

Winnie: En sevdiğim gün. Dün, günlerden yarınken, bana çok fazla bir gündü.

Filmin hikâye örgüsü içinde ‘günlerden yarın’nın temsiliyeti farklı olsa da, bunu gelecek endişesi ile yaşamak olarak değerlendirebiliriz. Geçmişin etkisinde ve yarının endişesinde kaçırdığımız bir yaşam dilimi olarak bugün, aslında önümüzde duran tek alan olmasına rağmen, çoğu zaman bunu yaşamamakta ısrarcı davranabiliyoruz. Gelecekte gerçekleştiği takdirde bizi mutlu edeceğine inandığımız durum, bugünümüzün mutluluğunu törpüleyiveriyor. Bir süre sonra, gelecek geldiğinde ve bugün artık geçmiş olduğundaysa, geçmişi nasıl kötü yaşadığımızı düşünüp dertleniyoruz. Kendimizi bir çembere hapsedip, aynı döngü etrafında dolanıp duruyoruz. Bu noktada şuna dikkat etmek bugünümüzü kurtarmamıza yardımcı olur belki: Geleceğim için hareket alırken, hareket süreci bana nasıl hissettiriyor? Gelecekteki hedef bir diploma ise, diplomayı almak için gerekli bilgi düzeyini elde etme sürecinden keyif alıyor muyum? Almıyorsam, yanlış bilgilerle donatıldığım bir yerde olabilir miyim? Gelecekteki hedef para kazandıracak bir iş dolayısı ile para ise, bu hedef için ödediğim bedeller gerçekten hayatımı sarsan bedeller mi? Eğer öyleyse, feda etmeye değer mi? Buradan geleceğe dair çalışmalar yapmanın değersiz ya da gereksiz olduğu anlamını çıkarmamak gerek. Asıl konu, varılmak istenen noktaya giden yolun manzarası yeterince keyifli mi? Eğer yoldaki manzara çok da iç açıcı değilse, yol uzayacak olsa bile, farklı bir rota izleyerek o yolu tatmin edici hale getirmek, sabırla güzeli aramak, bugünü güzel yaşamanın bir başka yolu olabilir. Peki, geçmişten getirdiğim gölge bir travma ise, onunla yaşamaya devam ederken yaşadığım hayat beni tatmin eder mi? Geçmişten gelen bir duygu, bugünü sekteye uğratıyorsa, onu taşımaya devam etmemek için yapmam gerekenler olabilir mi? Kısacası Winnie burada bize şimdiki zamanın geçmişin çukurundan ve geleceğin tepesinden daha değerli olduğunu en basit haliyle anlatıyor sevgili okuyucu.

Winnie’nin bizlere ders verdiği bir başka diyalogsa şöyle:

Christopher Robin: En iyisi bunu bir sisteme göre yapmak.

Winnie: Sıradan bir bal arısını takip et.

Christopher Robin: Hayır, Pooh. Bu işin anahtarı kaybolmamak için tek yönde ilerlemek. Özellikle bu sisli havada.

Winnie: Gideceğim yere her zaman bulunduğum yerden uzaklaşarak varırım.

Winnie her ne kadar alakasız cevaplar veriyor gibi görünse de, aslında bizlere ayan beyan ortada olan basit çözümleri sunuyor. “Gideceğim yere her zaman bulunduğum yerden uzaklaşarak varırım.” Başlamak bir işin yarısıdır derler de nasıl başlayacağımızı yine de bilemeyiz. Nasıl başlayacağımızı bilememek, planlar programlar yapıp aksiyon sırasında en az hatayla nasıl hareket edebileceğimizi hesaplamaya çalışmak, yapacağımız işi kafamızda daha da büyütmemize neden olabilir. Oysa yapılacak şey sadece bir adım atmaktır. Bulunduğun yerden başka bir yere doğru küçük bir adım. Günlük hayatın içinden bir örnekle açıklarsak; karnınız aç, evde yiyecek bir şey yok, ancak malzeme var. Yapılacak ilk şey sadece oturduğunuz koltuktan kalkıp mutfağa doğru ilerlemek olacak. Karnınızı doyurmaya yönelik ilk adım oturduğunuz yerden kalkmak olacak yani. Ya da diyelim ki bir fikriniz var ve bunu bir projeyle hayata geçirmek istiyorsunuz. Düşündükçe her şey büyüyor da büyüyor ve bir yerden sonra bu çok zor olacak deyip vazgeçiyorsunuz. Düşünmek de elbette üretici bir adımdır, ancak aklınızdakileri yazıya, cisme, soyut herhangi bir yere aktararak başlamak, bulunduğunuz yerden uzaklaşmak için atılacak daha gerçekçi bir adım olabilir. Diyelim ki bir hayaliniz var. Hayaliniz bir meslek, bir ülke, bir insan, bir eşya ya da bir deneyim olsun. Bu hayale ulaşmak için atılacak ilk adımın ne olacağını düşünürken, bulunduğunuz yeri tanımlamayı da atlamamak lazım. Çünkü o hayale ulaşmak için bulunduğunuz yerden uzaklaşmanız gerekiyorsa, belki de bulunduğunuz yer sizi hayalinizden uzaklaştırıyordur ve bunu fark etmeye ihtiyacınız vardır. Olabilir mi?

Winnie’nin cümleleri hayatı daha basit ve keyifli algılamak adına uzun uzadıya incelenebilir. Biz bu kadarını konuşmuş olalım. Dahasını konuşmak ve Winnie’nin ya da arkadaşlarının size hissettirdiklerini paylaşmak isterseniz, e-mail adresimden bana ulaşabilirsiniz. Şimdilik kahramanım Winnie’nin Christopher Robin ile yaptığı bir konuşma ile sonlandıralım yazıyı.

Winnie: Orada olmadığım için üzgünüm. Ama burada olduğum için de mutluyum. Seni bekliyordum.

CR: Beni beklediğin için teşekkür ederim, Pooh.

Winnie: Hep güneşli olur gökyüzün, Christopher Robin’in oynamaya geldiği gün.

CR: Bundan pek emin değilim. Ben eskisi gibi değilim.

Winnie: Elbette öylesin. Sen arkadaşımızsın. Bak bugün herkesi nasıl kurtardın. Sen bizim kahramanımızsın.

CR: Ben kahraman değilim, Pooh. Yolumu kaybettim.

Winnie: Ama seni buldum. Değil mi?


Psk. Dan. Ceren İlhan

19-02-2019