Atılan Taşı Havada Tutmak ve Linç Etmeme Üzerine

Zehra Erdin

Gazeteci

Yazar Hakkında

Merhaba, ben Zehra Erdin. 1996 yılında Kahramanmaraş’ta doğdum. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi – Gazetecilik mezunu, içerik ve metin yazarıyım. Güneşin batışından, ayın doğuşundan, çiçeğin açmasından, insanın doğmasından kısacası dünyadaki her olaydan ilham alırım.


zehraaerdinn@gmail.com


A+ A-

Linç nedir? Her gün haber sitelerinde, sosyal medyada veya arkadaş ortamında duyduğumuz linç aslında ne anlama gelmektedir?

Sözlük anlamıyla linç, hiçbir adil yargılama olmadan insanları cezalandırma yöntemidir. Bir diğer tanımı ise; halktan bir topluluğun, bir suçluyu ya da kendilerine göre suç olan bir davranışta bulunmuş birini yumruk, taş, sopa gibi araçlarla döve döve öldürmesidir. Linç, Amerikalı bir mahkeme başkanının isminden gelmektedir. Keyfi cezalandırmalarıyla ünlü Charles Linch, kendi ideolojisine karşı çıkanları cezalandırmayı yasal hale getirmiştir. Buraya kadar linç kavramını kısaca tanımladık. Tanımlarda olduğu gibi her linç girişiminin sonucu ölüm olmak zorunda değildir. Aşağılamak, toplumdan dışlamak, küçük düşürmek, karalamak gibi amaçlar da barındırabilir. Yeni medya sayesinde artık herkesin bir diğerinin bir ‘’tık’’ uzağında olduğu dünyada yaşıyoruz. Kim ne giyiyor, ne düşünüyor, neler yapıyor, nasıl tepkiler veriyor vs. tüm bunlar göz önünde yaşanıyor. Ancak bu zamanla zorunlu bir hale de dönüşebiliyor. Ünlü bir sanatçının önemli bir olayda destek ya da kınama tweeti atmaması onu bir anda korkunç birine dönüştürebiliyor. Yeni medyayla birlikte toplum, özellikle tanıdığı kişilerin acılarını, fikirlerini, sevinçlerini, üzüntülerini kısacası tüm duygu ve düşüncelerini anında ve açık bir şekilde görmek istiyor. Aksi halde toplum kişiyi kendine göre sınıflandırıyor ve çoğu zaman bu beraberinde linç getiriyor.

Örneğin hocası ölen ünlü bir tiyatro sanatçısı Instagram’da acıklı bir post paylaşmadığı takdirde yas tutmadığı, üzüntü dahi duymadığı, vefasız biri olduğu yönünde eleştirilere maruz kalıyor.

Zamanla linç edilme kaygısı insanları sosyal medyada zorunlu paylaşımlar yapmaya mecbur bırakıyor. Bunun sonucunda da tek tip insan modeli ortaya çıkmaya başlıyor. Aynı şeylere üzülmek, aynı yerlerde gülmek, aynı yerde ağlamak zorunlu hale geliyor. Giyim, düşünce, davranış yani atılan her adım birbirinin aynısı olmaya başlıyor. Kilo almış bir manken toplumun örnek manken anlayışına uymadığı için linç ediliyor. Amaç tekrar doğru yola(!) dönmesini sağlamak oluyor. Örnekler çoğaltılabilir.

Peki bizi linç etmeye götüren sebepler nedir? Topluluk kültürünün içine doğmak en önemlilerin başında gelir. Kısacası mahalle kültürü de denilebilir. Kişinin bir birey olmaktan çıkıp kendini bir toplulukla özdeşleştirmesi. Birey aslında tek başına yapmaya cesaret edemediği davranışları yapabiliyor olması.

Bunun nedeni toplulukların vicdanı ve empati yeteneği bireyinkiyle kıyaslandığına oldukça sönük kalmasıdır. Bir gruba bağlı olmak ve ait olma hissi bireye daha az vicdan muhasebesi yaptırıyor. ‘’O da yapıyor.’’ diyerek kendine emsal bulmasına sebep oluyor. Gerek siyasi gerekse sosyal olaylarda, sonu ölümle ya da daha az tahribatla bitsin. Tarihte yaşanan linç girişimlerinin çoğu topluluk içinde kişilerin birbirini gaza getirmesiyle olmuştur. 1000 kişi arasından birinin küçük bir çakıl taşı atmasıyla başlayan olay cani bir taşlamaya dönüşebilir. Toplumların önünde kendilerini haklı bulmaları durumunda onları durduracak bir ahlaki ve vicdani set yoktur. Tanımlarda da karşımıza çıkan bir topluluğun kendilerine göre suç olan bir davranışın kapsamı ne olabilir? Hayal bile edilmeyecek sınırlardan söz edilebilir. Toplum bir kimseyi ya da diğer bir topluluğu yargılayan bir mahkeme değildir. Bu toplumların vicdanına ve göreceli ahlak anlayışına bırakılmamalıdır. Bugün katilini linç ederek ceza almasına yardım eden toplum yarın bir maktulü fark etmeden de olsa linç edebilir. Halktan atılan bir taş hak eden bir baş yardığında bu taş zaman içinde fark edilmeden de olsa masum birilerini yaralamak için de kullanılabilir. Bu risk göze alınmamalıdır.  Kendi fikrinden olmayanları dışlama arzusu yeni bir akım olmamakla birlikte dijital ortamların fiziki temas içermemesi linç eden tarafa daha çok özgüven vermektedir.

Bilgisayar başından linç etmek yüz yüze etmekten daha kolay gerçekleşmektedir. Ancak fiziki temas olmamasına rağmen sosyal medyada yapılan linçlerin de can aldığı görülmektedir. Sulli isimli şarkıcı maruz kaldığı linç girişimi sonucunda intihar etmişti. Bu o canlardan yalnızca bir tanesi. Toplulukların güç ve sayı olarak birbirinden farklı olması zayıf olan tarafın daha çok zarar görmesine sebep olmaktadır. Özellikle toplumda azınlık olan grupların karşılaştıkları linç girişimleri sonucunda hayatlarına son verdikleri görülmektedir.

Neler yapılabilir?

Türkiye’nin Linç Rejimi adlı kitabında Tanıl Bora, “Linç, en aşikâr medeniyet kaybıdır. Linçin sıradanlaştığı, kolektif bir utanç yaratmadığı, infiâl uyandırmadığı bir toplum, toplum olma vasfını yitirir.” der.  Öncelikle toplumların ve bireylerin empati özelliklerini artırmaya yönelik projeler başlatılmalıdır. Zayıfın güçlü tarafından, fakirin zengin tarafından, çirkin olduğu düşünülenlerin güzel olduğu sanılanlar tarafından ezilmesine ve dışlanmasına müsaade edilmemelidir. Bu tür davranış ve ahlakın küçük yaşlarda öğretilmesi önemlidir.

Farklı renklere, kültürlere, milletlere, fikirlere saygı duymanın önemi aşılanmalıdır. Günümüz dünyasında iletişim olanakları gittikçe gelişmektedir. Tüm dünyanın birbirine bağlanabildiği bir zamanda siber zorbalık gibi konular hakkında çocuklara okullarda eğitimler verilmelidir. Ancak en önemlisi hukuk devleti normlarına uygun bir topluma ulaşmaktır. Suçluya cezasının halk tarafından değil adil bir yargılama sonucunda hukuk tarafından verildiği bir sistem desteklenmelidir.


Kaynakça

Görsel Kaynak: pexels.com/photo/

04-02-2020