Acı Felsefesi

A+ A-

Acı her insanın hayatında olan ve her dönem de düşünürlerin felsefe sistemlerinde mutlaka değindikleri kavramdır. Acı kavramı üzerine düşünen tüm filozoflar sistemlerinde acı için ya bir alan açıp insanın doğal haline bırakmışlardır ya da onu yenmeye çalışmışlardır. İnsanı ele alırken acı kavramını görmezden gelmek hata olur fakat acı kavramını düşünürken onu bir durum halinde düşünmek ya da yenme yöntemleri üzerinde kalmak yine bir hata olur. Acı kavramını öncelikle dilde kullanıldığı şekilleri üzerinden gözden geçirmeden acı üzerine problemimize cevap bulamayız. Felsefe ile acı kavramına yöneldiğimizde acının dil içerisinde farklı kullanımları sebebi ile cevap havada kalacaktır. Öncelik dil üzerinden hareket ederek acı kavramının tanımını yaparak sorumuz için sınırımızı belirlememizdir ve acıdan ne anladığımızı, hangi acı düşüncesine soru yönelttiğimizi açıklamamız gerekir. Acı kavramını dil üzerinde kullanıldığı alanlara baktığımızda onu üçe ayırmak gereklidir. Duyumsal, duygusal ve düşünsel olarak ayrılan bu alanlar içinde ayrı ayrı acı dediğimizde neden söz ettiğimizi belirleyelim.

Duyumsal olarak acı kavramını ele alırsak,  insanın doğal durumu içerisinde haz karşıtı olarak oradadır. İnsanın fiziksel bir temas sebebi ile insanın duyumsal olarak algıladığı acı kavramıdır. Duyumsal acı, duyumlar ile algılanmasından dolayı bedensel olarak yaşamın içinde bulunur. İnsan bedensel algıladığı bu acı kavramı karşısında içgüdüsel olarak kaçar. Acıya karşı refleksif bir savunma geliştirir. Canlı olan her tür için geçerlidir bu ve doğuştan gelen içgüdüler bu acıdan kaçmayı hedefler.

Duygusal alan içerisinde acı kavramına bakarsak bu bir önceki ele aldığımız duyumsal acının bir sonraki basamağıdır. Duyumsal acı içerisinde olan insan duygusal olarak acıyı düşünmeyecektir. Duygusal acının yaşaması için insanın bedensel olarak haz içerisinde olması gereklidir. Duygusal olarak tanımladığımız alan içerisinde insanın başarısızlık, sevilmemek ve doyumsuzluk gibi duygu durumlarını ele almaktayız. Bu alan içerisinde insan duyguların verdiği acı içerisinde kaybolur. Fiziksel olmayan ve bedeni mutsuzluk ile acı içerisine sokan bir durum söz konusudur. Başta söylediğimizin tam tersi olarak duygusal acı yaşayan bir insan da duyumsal acıyı yaşayamaz. Aşk acısı çeken bir insan açlık karşısında bedensel bir acı yaşamayacaktır.

Düşünsel alan içerisinde acı kavramını diğer iki alanımızdan farklı tutmamız gereklidir. Düşünsel alan içerisinde yaşanan acının var olması için diğer iki acı alanının varlığı ya da yokluğu önem kazanmaz. Düşünsel alan olarak acı direkt olarak bağımsız şekilde vardır. Bu alan içerisinde yaşanan acıyı tanımlamaya çalışırsak; doğuştan getirilen acı yani insanın doğuştan gelerek acı çekmeye mahkûm olduğunu düşünen dogmatik yasalar, amaçsızlık ve varoluş yolunda insanın kendisini bulamaması ya da anlamlandıramaması olarak gösterebiliriz. Bizim için felsefenin konusu olan düşünsel alandaki acı kavramıdır. Filozoflar düşünsel alandaki acı kavramına biz açıklık ya da çözüm getirme çabası içerisine girdiler.

Felsefenin sadece sorun olarak yöneldiği düşünsel alan üzerinden çıkan sonuç ise acı kavramı için kabul etmek karşıtı olarak görüldü. İnsan girdiği sorumluluktan kaçmadan üstüne gitmesi ve başkaldırması olarak karşımıza çıktı. Bir diğer görüş ise acıyı merkeze almayarak onu yok saymak değil de yan ürün gibi sadece bir etki durumu olarak kabul etti. Dogmatik düşünce içerisinde olanlar ise acıyı iyi görmeye çalıştılar. İnsan için acı tecrübelendirmeyi tanrıya ulaşmanın yolu ve hayatı görmeydi. İnsan, tüm insanlığın günahları için ölüme giderken, acı kavramı ise insana doğuştan gelen ve günah kavramının bir uzantısı olarak kabul gördü.

Tüm bu tek alan üzerinde kalarak felsefi bir yönelim bizi acı kavramından uzaklaştıracaktır. Duyumsal, duygusal ve düşünsel alanın tamamını kapsayacak doğru soruyu acı kavramına yöneltmek gereklidir. İnsan acıyı yenemez fakat acıyı nasıl yönetebilir? İşte acı kavramına bu soruyu yönelttiğimizde sınırlarını çizdiğimiz acı kavramının dildeki her durumuna cevap bulabiliriz. Acıyı yönetmektir önemli olan. Acıyı yönetmek için öncelikle bakmamız gereken acının ne olduğu sorusudur ki biz de en başta acının ne olduğunu açıkladık. Şimdi hesaplaşmamız gereken acının bize geldiğinde onunla nasıl başa çıkabiliriz yani onu nasıl yönetebiliriz sorusudur.

 

Bir şeyi yönetmek istiyorsak öncelikle onu kontrol altına almamız gerekir. Kontrol altına almak istediğimiz şeyin ne olduğunu bilmiyorsak kontrol gücü elimizde değildir. Acı kavramının ne olduğunu söylediysek kontrol altına alabilmek için hareket edebiliriz. İnsan bireysel olarak acıyı yaşasa da acı kavramı tüm insanlıkta ortaktır fakat her insana eşit şekilde ve aynı acı oranında dağılım yoktur. Bu sebepledir ki her insan için acı farklı olsa da acı sadece acıdır. Ne bir fazla ne bir eksik şekilde her insan acıyı yaşar. Daha fazla acı tecrübesi olan kişi acı kavramını ve yönetimini iyi biliyor demek değildir. Tam aksine acı yönetiminde başarısız olduğu için devamlı acı içerisinde kalmıştır. Acı kavramını yönetmeyen insan için hayatın kısıtlanması da öngörülen bir olaydır. Her güzel eylem ya da durumda acıyı yönetemeyen insan mutluluğu da yaşayamayacak ve hayatının o tarafı kısıtlanmış olacaktır. Acıyı yönetmek, acı geldiğinde onu dibine kadar yaşamak ve bitmesi geçmesi gerektiği zamanda onu küfeye koyup taşımak yerine artık sırtından atıp yola devam etmektir. Acıyı ne kadar derin yaşayabiliyorsa insan mutluluğu da o kadar derinden yaşayabilir.

Acı kavramını yönetimini de başardıktan sonra bu acıyı tamamen hayatımızdan çıkarttık demek değildir. Acı da mutluluk gibi bir döngü şekilde sırayla hayatımıza girer. Hayatımızın tamamında mutlu olamadığımız gibi acı çekerek de yaşayamayız. Burada acı kavramına karşı yapılan en büyük yanlış onun tekrar gelmemesini sağlamaya çalışmaktır. İnsan için acıyı yenme hedefi tekrar gelmesini engellemek değil, onu yaşadıktan sonra geçmek ve tekrar hayatımıza acı geldiğinde o acıyı sırtımızda taşımayacak şekilde hissetmemektir.

Acı kavramı, acının var olduğunun dışında hiçbir şekilde kabul etmemektir. Kabul edip hayatına alanlar kaybedenlerdir. Acıyı hayatın merkezine almak ve bunun tanrıdan insanlığın direkt kendisine verildiğini kabul etmek ise tamamen dogmatiktir ve bu şekilde acı halinden mutlu olmak insan olmaya karşı işlenmiş en büyük suçtur. Acıyı iyi görmek ve onu tecrübe gibi farklı bir kavram ile ilişkilendirmek acıyı devamlı olarak hayatımızda istemektir. Acı yönetilmediği ve hissedilmediği sürece insanı aşağıya çekecektir. Acıyı yönetmek ve onu yenmek acı felsefesinin temelidir.

 

 


Kaynakça

Resimler dipnot: https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/chili-lot-1091778/

30-07-2021


ankara psikolog