30 Ağustos Zafer Bayramı

Dilek Türkoğlu

Psikiyatrist Dr.

Yazar Hakkında

Dr. Dilek Türkoğlu Psikiyatri Uzmanı olarak serbest muayenehanesinde çalışmalarını sürdürmektedir.


0542 725 88 08

drdilekturkoglu@gmail.com


Diğer Yazıları

A+ A-

Bugünkü yazıma, Mustafa Turan’ın ''Destanlaşan Çanakkale''isimli kitabından bir alıntı ile başlamak istiyorum:

“Eğitim alanında uzman bir Japon heyeti ülkenin birçok yerinde inceleme yaptıktan sonra bizim eğitim sistemimizle ilgili ;“Sizin gençlerinizde milli şuur yok.” diye yorumda bulunmuşlar. 

Bu yorum başbakanlıkta bulunan Türk yetkililer üzerinde bomba tesiri meydana getirir ve büyük bir şok yaşatır. Biraz şaşkınlık, biraz da hayret içinde:

“Nasıl yani…?” diyerek şu soru sorulur:

“Peki siz Japonlar, gençlerinize milli şuur verme adına ne yaparsınız? Hangi programı, nasıl uygularsınız?”

Bunun üzerine Japonlar ilginç, ilginç olduğu kadar da bizim açımızdan acı acı düşündürücü olan şu cevabı verirler:

“Biz  eğitime şok testler uygulayarak başlarız. Bu çocukları uçak kadar hızlı giden trenlere bindirir ve çok katlı yollardan geçiririz. En üstün teknolojiyle ve robotlarla çalışan dev fabrikalarımızı gezdiririz. Bu baş döndürücü teknoloji karşısında sarsılan ve şok olan çocuklarımıza deriz ki:

Gördüğünüz bu hızlı trenleri ve üstün teknolojiyi sizin atalarınız yaptı. Eğer siz daha çok çalışırsanız, daha hızlı giden ulaşım araçları yapar; daha üstün teknoloji meydana getirir, daha gelişmiş ve modern fabrikalar kurarsınız. Daha sonra bu çocukları Hiroşima ve Nagazaki’ye götürüp gezdiririz.

II. Dünya savaşında atom bombasıyla yerle bir edilen bu bölgeleri biz, gelecek nesillere ibret olsun diye aynen koruruz. Buraları çeşitli bilgiler vererek onlara gezdirir ve gösteririz. Atom bombasıyla hiçbir canlının ve bitkinin yaşayamaz hale geldiği bu yerleri çocuklarımız büyük bir dikkat ve hayretle seyrederler. Bu gördükleri şeyler onların taze hafızalarında hiçbir zaman silinmeyecek derin izler bırakır. Ve yine deriz ki:

Eğer siz çalışmazsanız, vatanınızı korumaz, milletinizi sevmezseniz, birlik ve dirlik içinde olmazsanız: işte böyle düşmanlar sizin ülkenizi bombalar, yakar, yıkar ve yaşanmaz bir hale getirirler. Ama çalışırsanız, güçlü olursanız düşmanlar size saldırmaya cesaret edemezler. Vatanınız yücelir, milletiniz yükselir. Dünyadaki bütün İnsanlar size saygı duyarlar. Artık çalışmak ve çalışmamak konusunda kararınızı siz verin.

Bu ikinci şokla çocuklarımız kendilerine gelerek iyi ve çalışkan bir Japon olmaya doğru ilk adımı atmış olurlar. Böylece de milli bir şuur kazanırlar.” Tam bu sırada orada bulunan Türk yetkililerinden biri: ‘İyi de bizim Hiroşima ve Nagazaki’miz yok ki’, der. Bunun üzerine Japonlar der ki: ‘Sizin binlerce Hiroşima ve Nagazaki gibi değerleriniz var. Bizimkilerden çok daha etkili ve tesirli tarihi bölgeleriniz var. I. Dünya Savaşı içinde meydana gelen ve bir metre kareye altı bin merminin düştüğü Çanakkale zaferinin kazanıldığı bu bölge, çocuklarınız ve gençlerinizin şok olması için yeter de artar bile.

Bizim geçmişimizde, Çanakkale Savaşı’ndan önce de sürekli savaşlar vardı. Çanakkale Savaşı’ndan, Büyük Taarruza kadar yıllarca savaşlarla yaşadık ve kayıp sayımız o kadar çok oldu ki ateş düşmemiş tek bir ocak dahi kalmadı. Her aile en az bir şehit verdi.  Fakat biz sanki hiç bunları yaşamamışız gibi davranıyoruz. Hatta bazıları bu acı ve mücadele dolu yılların hiç yaşanmadığını bile iddia edebiliyorlar!

Her toplumun güçlü yanları kadar zayıf yanları da olur. Geçmişteki büyük imparatorluk,  birden bire Avrupa’nın hasta adamı haline gelmemişti. Nasıl bedenimizde bağışıklık sistemi varsa ve bazı hastalıklara karşı bağışıklık sistemimizi güçlü tutmak için aşı yaptırıyorsak, ülkelerin de geçmişlerinden aldıkları dersler ve kazandıkları tecrübeler,  bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlar. Bir ülkenin güçlü yanları, uygun şekilde kullanılmadığı ve bunun için gerekli önlemler  alınmadığı zaman güçsüzleşmeye neden olabilir. Ülkeler de, insanlar gibidir. Doğru adımlar atılır, iyi yönleri güçlendirilir, zayıf yönleri desteklenirse güçlü, güvenli ve uzun ömürlü olur. Aksi durumda bir kez daha eski, kötü anıların canlanması ve fırsat kollayan ülkelerin, zayıflığımızdan fayda sağlamaya çalışması uzak bir ihtimal değildir.

Milli bayramlar, şiir okumak ya da eğlenmek için değil geçmişte yaşanmış zaferleri kutlamak, birlik beraberlik içinde coşkuyu yaşamak içindir ama aynı zamanda o aşamaya kadar gelinmesine neden olan hataları, yanlışları hatırlamak ve tekrarlanmaması için neler yapılması gerektiğini unutmamak içindir. Çünkü nasıl bireysel olarak aynı hataları tekrarlama eğiliminde isek toplumsal olarak da aynı hataları tekrarlatma eğilimindeyizdir. Milli bayramlarımız, vatanımızı kaybetmek üzere olduğumuz bir eşikten nasıl geri döndüğümüzün ve insanüstü çabalarla vatanımızı tekrar kazanmamızın sembolleridir. Milli bayramlarımıza sahip çıkalım ki; aynı hataları tekrar yapmayalım ve her zaman barış ve güven içinde yaşayabilelim.

30 Ağustos Zafer Bayramımızı kutluyorum ve başta büyük önder Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere hepimizin atası, dedesi olan şehitlerimizi saygıyla anıyorum. Başka savaşlar ve acılar yaşanmasın. “Yurtta sulh, cihanda sulh” dileğimle…

 



 

19-08-2019