10 Kasım

Dilek Türkoğlu

Psikiyatrist Dr.

Yazar Hakkında

İlk, orta ve lise eğitimimi Ankara Dikmen Lisesi"nde tamamladım. 1992 yılında Hacettepe Ü. Tıp Fakültesinden mezun oldum. Aynı yıl yapılan TUS sınavları ile çocukluğumdan beri istediğim psikiyatri ihtisası yapmaya hak kazandım. 1997 yılında Çukurova Üniversitesi Psikiyatri A. B. D da uzmanlığımı tamamlayarak Hacettepe Ü. Sağlık ve Rehberlik Merkezi"nde göreve başladım. 2001 yılında Hacettepe Üniversitesi"deki görevimden ayrılarak ODTÜ Sağlık ve Rehberlik Merkezi"ne başladım. 2009 yılında hekimler için tam gün  yasasının gündeme gelmesi nedeni ile devlet memurluğumdan istifa ettim. O zamandan beri kendi muayenehanemde  çalışmaktayım.

2004 yılında kurulan Ankara Tıbbi Hipnoz Derneği"nin (ATHD) kurucu üyelerindenim. ATHD, 2000"li yıllarda Türkiye"de hipnoz hakkında bir şey bilinmediği ve bu yüzden çaresiz insanların tıp dışındaki insanlar tarafından hipnoz adı ile suistimal edildiğini gözlediğimiz için, etik çalışan ve hipnoz hakkında doğru  bilgileri topluma yayan bir dernek olması amacı kurulmuş bir dernektir. Şu anda  derneğimizin  başkan yardımcılığı görevini gururla üstlenmekteyim.

2010-2020 yılları arasında Milliyet gazetesi Ankara ekinde haftada bir olmak üzere köşe yazıları yazdım. 

Medya Çuvalı"nın ilk oluşmaya başladığı yıllardan beri, Medya Çuvalı ailesinin  bir parçası olmanın mutluluğu ile yazılarıma Medya Çuvalı" ndan devam etmekteyim. 

Evliyim, bir oğlum var.

 


0542 725 88 08

drdilekturkoglu@gmail.com


Diğer Yazıları

A+ A-

Bu yazıyı 10 Kasım günü yazıyorum. Yüzünü hiç görmediğim ama pek çok kişiden daha fazla tanıdığım bir kahramanın öldüğü gün. Sadece bizim değil, çaresizlik içinde olan, ezilen bütün halkların kahramanı. Çünkü en büyük kahramanlık gerçek gücün parada, tankta tüfekte değil, zihinde ve yürekte olduğunu tüm dünyaya göstermekti.

 Kahraman olmak “Sadece ben yaparım” diyerek kendisini yüceltmek değil, “Muhtaç olduğunuz kudret damarlarınızdaki asil kanda mevcuttur.”  diyerek tüm halka gücü verebilmekti .

Kendisine tapınılmasını beklemek değil, “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacak” diyerek cumhuriyetin ve eserlerinin tüm millete ait olduğunu söyleyebilmekti.  Kendine ait hiçbir mal mülk ayırmadan her şeyi vatana ve millete bırakabilmekti. Gücü olmasına karşın hiç kimseye karşı gücünü kullanmadan sadece vatanını koruyacak kadar ama aynı zamanda bunu başkalarına saygı çerçevesinde yapabilecek kadar güçlüydü. Gücün sarhoşluğu ile önüne geleni ezip geçmeyi seçmek yerine düşmanlarına bile insani değerlerle davranabilecek kadar insandı. Her insan gibi ölümlüydü ve hiçbir zaman kendisini ölümsüz yapmaya çalışmadı. Ama herkesin birey olduğu, herkesin insanca yaşadığı, yaşlısının, kimsesizin korunup kollandığı, “Fikri hür, vicdanı hür” nesiller yetiştirerek öncelikle ülkemizde ve sonra da örnek olarak dünyada iyiliğin, vicdanın ve adaletin ölümsüz olmasını sağlamaya çalıştı.

Tanıdıkça, örnek aldıkça, maddi mirası olan ülkemiz ve kaynaklarımız ile, manevi mirası olan insani değerlere sahip çıktıkça,yıllar öncesinde çeşitli yerlerde yazmış olduğu tehlikelere karşı kendimizi korudukça, ,insani değerlere sahip çıktıkça, aradan kaç yıl geçerse geçsin geçerliliğini koruyan önerilerini dikkate aldıkça refah ve huzur içinde olan bir toplum haline gelinecektir. 

Her 10 Kasım’da açtığı yolda, gösterdiği hedefe daha fazla yürümüş olma dileğimle…

19-11-2019