10 Adımda 15 Adım

Nur Aktaş


Yazar Hakkında

Koskoca Dünya küçülüverirken, küçücük şehre ne çok insan sığdı. İstanbul’da kendi gerçekliğini bükerek hayatta kalmaya çalışan biri.


Ahkâm da diğer tüm karakterler gibi, ölüyü bile diriltebilecek alarmıyla araladı gözlerini. Bir  koca bardak dolusu suyunu içti, rahat bir şeyler giydi. Her sabah, bu saatlerde koşuya çıkar; gördüğü her şeyin fotoğrafını çekip, pek de koşmadan geri dönerdi. Bu kadar düzenli spor yapmasına ve dengeli beslenmesine rağmen bir türlü değişmeyen kolesterol seviyesine anlam veremezdi. Neyse, ahkâm koştuğunu sanarken, işe giden bir adamın kombini takıldı gözüne. “Aman canım.” dedi kendi kendine. “Böyle stil mi olurmuş. Bir kere o kırmızı kıravat da neyin nesi. Benimle görüşmeye gelse, ikinci mülakata çağırmam. İnsan şöyle bir aynaya bakıp, kendine gülümsemeden çıkmamalı evden.” Babasının on sekizinci yaş gününde aldığı kravatı, bir hafta önce babasını kaybettiğinden beri her gün takan kırmızı kravatlı adam ise bu düşüncelerden habersiz geçip gitti Ahkâm’ın yanından.

 

Ahkâm eve döndü, hızlı ve sağlıklı bir kahvaltı ile öğünü geçirip bir çırpıda hazırlanıverdi. Takımını ve kravatını mükemmel bir şekilde uydurup arabasına atladı. Mars’ta yaşayan bir koloni için hiç de hoş bir giyim tarzı değildi bu. Neyse ki Ahkâm Mars’ta yaşamıyordu ve bu sabah trafik yoktu. Gaza iyice bastı, müziği son ses açtı. Bu aralar bu parça en çok dinlenenler listesinde ilk sıradaydı. Ahkâm da zaten müzik zevkine güveniyor ve bunu herkesin duymasını istiyordu. Arabasını otoparka bırakıp şirkete doğru yürüdüğü yolda sırt üstü yatmış bir kedi gördü. “Napıyorsun sen ya?” dedi kediye. Aslında sevmek için demişti ama kedi bıkmıştı artık. Ahkâm’ın gün boyunca etrafında olan her şey hakkında sahip olduğu eleştirici söylemler ve katı kurallar yormuştu sokağın biricik tekirini. “Ne yapayım Ahkâmcım” diye miyavladı. “Nasıl davranmalı mesela bir kedi? Şöyle otursam uygun bulursun umarım.” Ahkâm, bu miyavlamaların bir sevgi ifadesi olduğundan emindi.

 

Olduğundan neredeyse üç kata daha uzunmuş gibi gelen bir iş gününün ardından doğruca evine çevirdi rotayı Ahkâm. Mükemmel takımını, ona yakışır bir mükemmellik ile astı askısına. Akşamları videolar paylaştığı kanal için içerik hazırlıyordu. Haftasonuna hazır olacaktı yeni video. Işığı ayarladı, kamerayı açtı.

“Merhaba arkadaşlar,

Bugün size daha iyi bir hayata sahip olmak için yapmanız gereken 5 şeyden bahsedeceğim.”

Aynı anda birçok kafede, oturma odasında, tuvalette, kaldırım kenarında birileri iyilik kavramını sorguluyordu. Hatta aynı anda Dünya’nın güneş alan bir bölümünde bulunan üniversitenin felsefe departmanında iyi olma durumu ve çoklu gerçeklikler üzerine bir seminer devam etmekteydi.  Çağlar’ın hayatı bir araba satın aldığında daha ‘iyi’ olurken, Zeynep’in hayatı elinde bir şişe soğuk ayran ile sıcak kumlarda yürürken daha ‘iyi’ oluyordu. Şermin’in hayatı hep ‘iyi’ydi mesela. Çünkü onun iyilik durumu birçok gerçeklikten bağımsız bir temel üzerine şekillenmişti.

Ahkâm, hayatın iyi olma durumunu 5 maddeye sığdırabildiği için Nobel ödülü alması gerekirken, hak etmediği birkaç yorum aldı. Kızdı biraz. Bu insanların pek de bir şey hak etmediğine kanaat getirdi. Neyse ki aldığı reklamların ücreti ile sahip olduğu güzel televizyon ünitesine çarptı gözü de vazgeçti bu işi bırakmaktan. Onun yerine insanları etkilemenin 6 yolunu paylaşacağı yeni videosunu planlamaya koyuldu.

12-11-2018