Yüzeyden Derine / Anahtar

Yazmak benim için bir düzlük değil, aksine düzlüğün altında yer alan, gizlenmiş/ üstü örtülmüş/derinde yatanlar yansıtılabildiğinde anlamlıdır. Anlamı derinlerde buluşumla yakından ilişkili bu ‘’bütünleşme’’, basitçe üzerine düşmeden ‘’okunup geçilecek fikirler’’  yönünde yayılmakta olan algının verdiği rahatsızlıkla tetiklenmekten de doğan bir yönelim denilebilir bir bağlamda da. Her ne kadar bunları aktarmaya çalışırken koşan zihnimden yakaladığım oran söz konusu olsa da; bu da ayrı bir mesele gibi görünmekte aslında, açılması gereken. Zihnimin çalışma prensibini biliyorum şu an bilebildiğim ölçüde. Üstelik daha bilecek ve keşfedeceğim çok şey olmasına rağmen bildiğim ve bilmeye devam ettiğim kadarıyla çizdiğim yön, ilerleyişe ilerliyor. Kendiliğinin keşfinin muhteşem coşkusunu bir kez daha vurguluyor bu durum bana. Bu yazıya ‘’en uygun’’ başlık üzerine düşünürken dahi ‘’olanaklı olasılıklar’’ın farkına varabiliyorum. ‘’olasılıklar’’ arasından ‘’en uygun’’ olanı  seçme çabası  da o ölçüde yüzüme çarpıyor. Yazıyı yazmaya devam ederek en ‘’uygun’’ için seçimi bilincin arka planında düşünülmeye atıp, bu en ‘’uygun’’ olanı seçme işinde kendime destek olacağım, bilginin ‘’aniden’’ zihnime gelmesine ‘’olanak’’ sağlayarak.


Nietzsche'den bir alıntı yapmanın yerinde olduğumu düşünüyorum ve belirtiyorum; kendisini ile sık karşılaşacağız. Bunun kaynağı onunla ilk karşılaştığımda, zihnimin onunla daha önceden karşılaşmış gibi davranmasıdır. Düşüncelerinde tümüyle olmasa da kısmen zihnimin yansımaları ile karşılaşmam, yansımalarını okuyor izlenimine kapılmamdır.

''Sözcükler, nesnelerin birbiriyle ve bizimle ilişkilerinin sembollerinden başka bir şey değildir; hiçbir şekilde mutlak hakikate dokunamazlar... Sözcükler ve kavramlar vasıtasıyla, hiçbir zaman ilişkiler duvarının ötesine, yani şeylerin o muazzam temellerini görebileceğimiz bir noktaya ulaşamayacağız.''


Üslubum/anlatımım/zihnim anlaşılması zor, çözülmesi/açılması gerekli olan birkaç düğümün oluşturduğu koca bir düğüm yumağıymış gibi gelse de; yüzeyselliğin reddi ile birlikte kendi zihnimde ve benliğimde derinleşme çalışmalarım esnasında  zihnimin –her zihin gibi- basite indirgenemeyecek kadar yüzeysel olmadığını fark etmekle, derinliklerin kokusuna bir kez şahit olmakla başlayan muhteşem enerjisel çekimle birlikte, olanı olduğu halinden çarpıtma karşıtlığım ile desteklendi. Sürekli olarak bahsetmekte olduğum ve bahsetmekte olacağım derinlik ve gizemli/bilmecesel olgulara karşı duyumsanan şiddetli çekimin üslup birleşimi; yüzeyden bakışta basit görünen ve her yerde karşılaşma ihtimaline ‘’olanak’’ veren, nereden çıkabileceği öngörülemeyen sürpriz kavramların olur da üzerine düşünülecek kadar zihin tembelliği aşılırsa, anlaşılır olabileceğimi bilerek elde edilen bir ‘’bütünleşme’’ olarak karşımıza çıkıyor. İyi veya kötü, sürprizlerin/bilmecelerin/gizemlerin çözümlenmesinin verdiği coşkuyu yaymak benim için müthiş bir keyif durumunu da yansıtmakta.


İndirgenmiş veya bile isteye yansımayı yayabilmek adına sınırlanmış, üzerine derinleşme göze alındığında anlaşılmaz yapısı aniden anlaşılabilirlik ile kaplanan/bürünen ‘’sürpriz’’ ve ‘’harmanlanmış’’ detaylar. Yakalayıp yakalamamayı bütünüyle karşında konumlanan bilince bıraktığın ve anlaşılmasını dayatmadığın kaldı ki seni yalnızca anlamak isteyenin/anlayabilecek uyuşumu yakaladığın bilincin anlamasını tercih ettiğin ‘’harmanlanmış detay’’ lar. -Zihinsel gerçekliğimde- Anlatılma olanaksızlığını olanak durumuna çevirmek adına, sınırlayıcılığın farkında olarak yine de anlatabilme mümkünatı elde edebilmek için kendi isteğinle o sınırları kabul etmenin sonucunda en ‘’ideal’’ anlatım ütopyasını yarattığın o noktadır ‘’metafor’’. Bir bütünleşme hali açılır, açımlandıkça varılan noktanın kendisi. Bu bağlamda da metaforları anlamak; kullanılan metaforun ötesine geçebilmek, yüzeyi kazıyarak altında nelerin bir sınırlamayla yüzeyleştiğini/derine itildiğini anlamak, öteyi/derini sezebilmekle mümkün olur. –kendi adıma-  Çünkü yalnızca bir temsilin görünen yüzünde/yüzeyinde kalmak, anlatılanın yüzeyinde olanla yetinmek ve doğal olarak da anlatılmış olanın çarptırılmasıyla sonuçlanacaktır. Bunun da nedeni şu şekilde çarpar yüzümüze; bir derinliği yüzeye/yüzeyselliğe indirgemek o derinliğin çarptırılmasıdır, yüzeyselliğe indirgemenin olabilitesi veya yüzeysellik indirgemesine mümkünat ihtimali veren de tam da bu çarpıtmadır. Bir ‘’şey’’i kendinde olanla/olduğu gibi/kendinde ne ise/kendi değerinde/asıl doğası ile kavramak; ötesine geçmekle, derinine gitmekle, yüzeyleşmiş kabuğu kırarak altına gizlenmiş olan ‘’asıl’’ı görmekle, yüzeyi oluşturan kabuklaşmış yapıyla yetinmemek istenci ile ilk mümkün olma adımlarını atacaktır.

Bir başka mesele ise şu şekilde açımlanabilir;

Düşüncelerim değişebilir, ‘’değişim’’ enerjisinin her yere yayılışından zihinlerimiz aslında önemsediğimiz birçok somut yaşam olgusundan daha önemli bir oranda pay almakta ki somut yaşam değişimlerinin zihinsel değişimlerden kaynak alması apayrı ele alınacak detaylı bir mesele. Burada şahit olunan düşüncelerin yalnızca ‘’genişleme’aşamalarının ‘’yansımalar’’ı olduğunu ve kaynağın her şekilde bende/benliğimde olduğunu bilmekte yarar var. Çünkü her ne olursa olsun, bunlar zihin koşularımdan aktarabildiğim kadarı. Düşüncelerimin gelişimi/ilerleyişi/değişimi  olabildiğince süregelen bir konudur, değişimin süregelen bir konu olması gibi, değişimin benlik değişimine de dayanması gibi tıpkı. Değişim ve dönüşüm enerjisinin evrenin hücrelerine sine sine yayıldığı bir parça yaşam alanın içerisinde, bu yaşam alanının evrenin bir parçası olduğu gibi bağlı olduğunu idrak etmekte zorlanılan ve hatta inkâra meyil edilen dönüşüm içerisinde sabit kalabilmek veyahut sabit kalabilmek adına direnç göstermek ve değişimin ötesinde ne olduğunu da görmek istememekle/şiddetli bir inkârla gelen dönüşümü reddediştir asıl beni korkutan. Çünkü benim için bu, farkında olmayışın da bir ifadesidir. Değişime direncin, bilince henüz gelmemiş enerjide oluşan o patlamaya hazır basınç birikiminin, fırsat buldukça çatlaklardan sızmakta olan basıncın farkında olmayış. Orada birikmekte olan direnç oranının yarattığı basınç biz fark etmeden çevreye/yaşama/benliğe açık bulduğu her noktadan sızıyor/yayılıyor imkân bulduğu birikime devam ettiği ölçüde patlıyor/yıkıyor/dağıtıyor. Henüz bilince yansımayan/ulaşmayan bir enerjinin çözümlenmesi, bir şeylerin ters gittiğini fark etmekten –ki bu da bir hayli zorken- daha zor olan bir noktada durmakta. Bizim yolundalık yanılgımızın yüzey kabuğunun altından birikmiş dirençlerimizin bizi yıkması -açığa hangi zamanlamada olacağı basıncın paşa keyfine kalsa da- zaman içinde çıkıveriyor. Bu da şu yanılgı yüzleşmesi ile bizi yüz yüze bırakıyor ki; değişime direnç bir yanılgıdır, direnebildiğimiz yanılgısı.

''Kendini yakmaya hazır olmalısın; önce kül olmazsan, nasıl yeniden yükselebilirsin?''

Daha önceden değindiğim bir düşünce eğer değişmiş veya gelişmişse, onu tutup oradan tekrar gündemime çekebilirim, yeniden ele alabilirim, değiştirebilir veya geliştirebilirim. Bunun kaynağı; başarabildiğim oranda değişime/dönüşüme direnmek değil, aksine değişimi/dönüşümü algılayabilmek, enerjiyi çözümleyebilmek ve ilerleyebilmek/genişleyebilmek/dönüşebilmektir gerektiğini tespit ettiğim işe yaramaz çürümüş her nokta dahilinde. Direnişim/başkaldırışım dönüşüme değil, sabit kalma direncine ve direncin oluşturmuş olduğu birikmiş basıncın bir hadsizlik ile sadece kişisel sınırlar dahilinde değil, kendilik haricindeki kişisel sınırlar saygısızlığı/ihlali ile yarattığı çürümeyedir.

''Derisini değiştiremeyen yılanlar ölmeye mahkumdur. Bu durum fikirlerini değiştiremeyen zihinler için de geçerlidir.''

Tüm bunları girişte yazıyor olmamın da özel bir anlamı vardır. Çünkü metafor/kavramsal metafor semboller ile anlatım tekniği olarak iç içe geçtiğim bir üslup olmasından dolayı, bu noktaya dair bir vurgu yapılmaksızın üstünün örtük kalması anlaşılmamın yüzeyde kalması olarak sonuçlanacağına beni emin duruma konumlandıran deneyimsel birikintiye sahibim. Özel bir dizayn ile çevrelenmiş/kilitlenmiş kilitli bir kutuyu açmaya çalıştığında; bu kilitli kutunun alıcıyı ilgilendiren kısmına açılan bölümüne ait anahtarları çözümlemeye ve nasıl kullanılabileceğini göstermekle işe başlamalısındır. Alıcının seçim iradesini göz ardı etmemek ve açmak veya açmamaktan yana seçim hakkını kullanabilmesi adına bu eylem, içeriği salıvermekten yeğdir. Bu noktada kullanabilmek; anahtarın da, kullanımının da kavranabilmesiyle olanaklılık haline geçiş sağlar.

Kendini bir ‘’şey’’ ile özleştirmenin çok daha ötesinde kendine en ‘’uygun’’ izleri bulabildiğin, ‘’hiç’’i varlığa getirme imkânı veren, varlıkta karşılığı olanı anlatım içerisinde vermek. Anlatabilme olanağı elde edebilmek için. Hiç-e/soyuta dair anlatımlar - ve belki de varoluşun da özü olan hiç-, varlıkta var olan karşılıklar aracılığı ile mümkün olur. Hiç-liğin varlık karşılığının ardına geçilebilmesini umarak tekrar yeraltıma çekiliyorum, bir sonraki yeryüzü ziyaretimde görüşmek üzere.

 

 

20-07-2018
Gizem Köseoğlu

Pluto's Jupiter

Gizem Köseoğlu

Pluto's Jupiter

Varoluş'un Senfonisi

Gizem/Felsefe/Anka/Dönüşüm​/Başkaldırı/Özgürlük/Tutku

gizemkoseoglu@medyacuvali.com