Yitik Düşler Topluluğu

A+ A-

Sizinle tanışabilir miyiz ya da pardon, yazışabilir miyiz?

İnsan doğası gereği sosyal bir varlıktır. Paylaşmak, konuşmak, yardımlaşmak, sevilmek, sayılmak ister. Bunları gerçekleştiremediği zaman eksiklik duyar ve mutsuz bir birey olur. Kendini tamamlamak için yeniden dener, yeniden dener. Ve bu deneme aşamalarında çağımızın en konforlu iletişim metodu devreye girer, sosyal medya.

Telefona bakmaktan önümüzü göremediğimiz bir çağda yaşıyoruz, gökyüzüne bakmak kimsenin aklına gelmezken ekranların içindeki bulutları dakikalarca izleyebiliyoruz. Yanında oturan birine yüzünü çevirip selam vermezken hiç tanımadığı belki tanısa hiçte hoşlanmayacağı birine fütursuzca mesaj atabilen bir insanlığa dönüştük. Birbirimize ihtiyaç duyduğumuz yakınlarımızın sıkıntı veya sevinçlerinden bihaberiz fakat fenomenlerin hayatlarının tüm detayına hakimiz. Sanatı ve sporu imaj destekleyici kriterler olarak görmeye başladık. Selam alıp vermek en temel iletişim metoduyken, göz teması kurulamayan diyaloglar azımsanamayacak kadar çoğaldı. Tüketim çılgınlığına teknolojinin büyüsü katılınca işler çığırından çıktı. Fabrikasyon gıdalar, tek tip giyim tarzı, ruhsuz eşyalar ve gri binalar, yanımızdan bir an olsun ayırmadığımız cihazlarımızla farklı gibi gözüken aynı hayatların içine hapsolmuş bir insanlığa dönüştük. Bütün bunların farkında mıyız?

Hayat, anlardan ibarettir. Herkesin çocukluğuna, geçmişine dair hatırladığı güzel anıları vardır. Bu anıların hepsine hayatın tam da içinde, o hayatı yaşarken dahil oluruz. Gerçek olmayan bir anı, hayata dahil değildir. Günümüzde insanın yaşam süresi uzadı fakat edindiği hayat tecrübelerinin işlevselliği tartışılır. Elinde telefonla saatlerce vakit geçiren torununa hayretle bakan büyüklerimiz bu duruma asla anlam veremiyor. “Bu çocuk orada ne yaşıyor olabilir?” Cevap; “Hiçbir şey.” Dünya, sadece kendi seçtiğimiz kişilerin hayatımıza dahil olduğu ve her anımızı kontrol edebildiğimiz bir yer değil. Hayatı anlamlı kılan da bu belirsizliğin ardındaki gelecek merakı değil mi zaten? İnsan; bilgiye, bilmeye muhtaç olduğu kadar insana, temas kurmaya da muhtaçtır. Sanal alem renklendikçe dünya grileşiyor. Getirileri de göz ardı edilemeyecek kadar fazla olan sosyal medya, saatlerimizi verdiğimiz bir görsel akıştan ibaret olduğu zaman aracımıza bağımlı, hissiz robotlaşmış varlıklara dönüşüyoruz. Yeniliklere açık olup onlardan fayda sağlayarak bir adım öteye gitmek için çabalamamız gerekirken, günümüzün neredeyse çeyreğini bir ekranın içine hipnotize olmuş bir biçimde geçiriyoruz.

Boş zaman kavramı neredeyse tükendi. Durup düşünmeye, içselleştirmeye, üretmeye ve hatta aylaklık etmeye hiç vaktimiz kalmadı. Hoş kendimizle yüzleşmeye cesaretimiz de kalmadı. Profillerimizde olmak istediğimiz o kişiyle o kadar çok muhatabız ki derinlerimizdeki benliğimize dönmeye ve kendimizi gerçekleştirmeye zaman bulamıyoruz.

Sıkılmaya hakkı olmayan insan; düşünemez, hayal edemez ve en mühimi yenilik üretemez. Böyle insanlardan oluşan toplumlar, ellerine verilenle yetinmek zorunda kalır. Biraz cihazları kapatıp sıkılmaya ne dersiniz? Sıkılmak bize var olduğumuzu hissettirir ve yeni işlere koyulmamıza vesile olur. Şu veya bu şekilde üreten insan kendini değerli hisseder. “Coğrafya kaderdir.” demiş İbn-i Haldun, şüphesiz içine doğduğumuz çağda öyle. Kuşağımızın önemli bir parçası olan teknolojiyi kendimize araç edinerek, imkanlarından yararlanarak yeniliklere yelken açmaya koyulmalıyız. Yoksa bu girdabın içinde kaybolup gideceğiz. Sonunu kestiremediğimiz bu macerada şimdilerde yapay zeka üretilmeye ve hayatımız içine dahil edilmeye çalışılıyor. Korkarım artık zekamızı bile kullanmanıza gerek kalmayacak, makinalar hepsini halledecek. Bu kadar işlevsizliği kaldırabilecek miyiz dersiniz? Teknoloji, bilişim iyi hoş fakat bizler, duygulara, hislere, iradeye sahip olduğumuzu unutmadan yaşama sanatını layıkıyla devam ettirmeliyiz. 

İnsanoğlu, yüzyıllardır güzelliğin, erdemin peşinden koşup durmuş, “dünyaya geldim gitmeye, hüsn ile an seyretmeye..” demiş İbrahim Hakkı Erzurumi. Önce kendini seyret, kendine saygı duy, kendinde saygı duyulacak hünerler geliştir, gönül gözünü aç, maddeler dünyasında manaya erişmek için yola çık. Yol açık, biraz muhasebe, azıcık hayal, muhabbet ve birkaç sağlam adım işimizi görür. Ama önce farkındalık!

 


Kaynakça

Kullanılan görseller:

https://unsplash.com/photos/qZenO_gQ7QA

https://unsplash.com/photos/anpOTRbAvM8

03-12-2020
Şeyma Kılıç

Şeyma Kılıç

Halkla İlişkiler ve Tanıtım

Bir Sonbahar sabahı İstanbul’da doğdum. Kalabalık bir ailede Karadeniz ve İstanbul kültürü harmanının içinde büyüdüm. 2017’de lisansımı tamamladım.

Tüm yeryüzü ve gökyüzü arasında olup bitenlere, fotoğraflara, sosyolojiye, psikolojiye, felsefeye, sanata, insana, insanı insan yapan gayrete ve hayrete meraklıyım.

Hayat bir keşif, bense düşünceler, kavramlar ve anlamlar yüklü bu dünyayı keşfederken kendimi burada buldum..

symakilic@outlook.com

ankara psikolog