Yerleşik Yaşama Geçiş Üzerine

A+ A-

İkinci yazımda insanın hikayesini kronolojik çerçevede anlatmaya devam edeceğim. İlk yazımda insanın evrimsel sürecini ve modern insan ‘homo sapiensin’ öncüllerini ve avcı-toplayıcılık serüvenine kısaca değinmiştim. Bu yazımda da biraz bu avcı-toplayıcı yaşamın, yerleşik yaşama geçişi ile ilgili bir şeyler yazmak istedim. İnsan dünya da hakimiyeti eline geçirdiği vakit kronolojik çerçevede Paleolitik dönemin içerisindeydik. Bu süreç adlandırmaları pek önemli olmasa da tarihin anlaşılabilir olmasını kolaylaştırdığı kanısındayım. Paleolitik dönemi takiben kısa bir Epi-Paleolitik ve sonrasın da yerleşik yaşamın örneklerini gördüğümüz yeni bir dönem Neolitik başlamıştır. Tabi ki tüm insanlar bir anda haydi yerleşik yaşama geçelim, köyler inşa edelim diyerek bu sürece girmedi. Yeni köylerin kurulmaya, sınırların belirleşmeye başladığı sıralarda dünya da çoğu avcı- toplayıcı insan da yaşamını sürdürmekteydi. Bu iki yaşam biçimi arasında elbette ki kavgalar, savaşlar olmaktaydı. Yabani tahılları, yabani hayvanları evcilleştirdik, sonra onların korunması için mücadele verdik. Sınırlarımızı çizdik ve o sınırları korumaya başladık. Kurt soyundan köpek arkadaşımız oldu. Sonra sütünden, etinden, derisinden faydalandığımız küçükbaş, büyükbaş hayvanları zamanla evcil hale getirdik. Aynı sırada avcı-toplayıcı insanlar olarakta sınırların çizildiğini görünce garipsedik. Boş bir arazi de tahıl toplarken, bir küçükbaş avlamaya çalışırken başka insanların saldırılarına uğradık. Elbette ki bu geçiş sancılı oldu insanlar için. Sonra da bu köy yaşamını öğrendik ve kendimize yeni alanlar bulabilmek için başkalarının alanlarını terkettik. Avcı toplayıcıların yerleşik yaşama geçişi anlatmak istediğim gibi bir anda olmadı tabi ki. Diyetimizin büyük bir kısmını oluşturan tahılları topladık ve sonra bu tahılların geldiği yerin toprak olduğunu fark edip, tahılları tekrar toprağa vererek ondan yeni tahıllar bekledik. Bu bekleyiş sonucundan yeni tahıllar geldi ve biz bunun bir süreklilik olduğunu farkettik.

İki yaşam arasında besin ekonomisi farklı olmuştur. Avcı-toplayıcı iken besini direkt elde ediyorduk, ihtiyacımız kadar alıyorduk, bir bekleme süreci yoktu hayatımızda. Avlanıp etini yiyorduk, tahılları alıp tüketip doyuyorduk. Yerleşik yaşamla birlikte insan bir nevi sabır duygusunu da iyice öğrenmiş oldu. Evimizi yarattık, tarlamızı sürdük, ektik ve aylarca hasat bekledik, bu bekleyiş sonucunca aldığımız mahsulün fazlasını evlerimizin çeşitli alanlarına depoladık ve başka zamanlar da tüketmeye başladık. Yerleşik yaşam, yemeğin elde edilmesinde bizlere beklemeyi öğretti ve topladığımız mahsulün depolanmasını öğretti.

Bu depolama alanlarında toplanılan mahsulün sağlıklı muhafaza edilmesi için kaplar, çanaklar, çömlekler yapmayı akıl ettik ve zamanla kendi depolama ürünlerimizi de kendimiz ürettik, kuşaktan kuşağa bunları aktardık. İnsan yerleşik yaşama geçmeye başladığı vakit aklını daha fazla kullanması gerektiğini de şahsen anlamış olmalıdır. Avlanırken çeşitli av tekniklerini akıl edebilen insan, yerleşik olarak yaşamaya başlayınca da etrafında ki malzemelerin ne şekilde ne amaçla kullanılabileceği konusunda çeşitli fikirler de üretmiştir.

Bu yerleşik süreçle birlikte bulunduğumuz alanlarda ki nüfus artışı da artmıştır. Avcı-toplayıcı yaşamda tamamen doğayla iç içe yaşarken şimdi biraz daha korunaklı bir yaşama geçtik diyebiliriz. Avcı-toplayıcı yaşam da aile varlığı hakkında kesin net konuşmaları yapamazken zamanla çekirdek ailenin oluşumu daha belirgin hale gelmiştir.

Yerleşik yaşantının sağlık açısından götürüleri de olmuştur. Çeşitli hastalıkların ortaya çıkması da muhtemeldir. En akla gelen örnek ise tarlalarda eğilip kalkmaktan, ağır hasatları taşımaktan geldiği düşünülen bel rahatsızlıkları olsa gerek. İnsan daha korunaksız ama doğaya karşı daha güçlü bir yaratıkken, bu yaşamda daha korunaklı olmaya başlamış ve dışarıdan gelecek hastalıklara da daha açık hale gelmiştir.

İnsan soyut dünyası da bu yerleşiklik sonucu değişime uğramıştır. İlk köylerin ortaya çıktığı Güneydoğu Anadolu bölgesinde toplanma alanı olan ‘Göbeklitepe’ de bu soyut düşüncesinin bir kanıtıdır. Burada ki aslında insanı belirten ‘T’ biçimli taşların varlığı, sürekli yaşantının bulunmaması, bir toplanma alanı olduğunu gösteren kanıtların varlığı, insanların soyut düşüncelerine yönelik bilgiler vermektedir. Aynı zamanda burasının oluşturulması için de anormal bir emeğin harcandığı da aşikardır. Müthiş bir toplu, sosyal organizasyon olmalıydı ki burası bu şekilde kurulabilsin. Bu organizasyonun kaynağı, bu insanları burada böyle bir alanın yapımına zorlamış olan şeyin soyut düşünceyle ilgisi olması gerekir.

İnsanlığın yerleşik yaşama geçiş sürecinde iklimde etkili olmuştur. Tarımın ortaya çıkış hikayesi iklimin değişimiyle ılıman ve yağışlı bir coğrafyaya dönüşen Yakındoğu da gelişmiştir. Bizde sonraki yazılarımızda bilgilerimizin daha yoğun olduğu bu coğrafya üzerinden gideceğiz.

Yerleşikleşme süreciyle birlikte ortaya çıkan süreci naçizane sizlerle paylaşmaya çalıştım. Yazılarım da dikkat edildiği üzere kronolojik bir süreci takip ediyorum. Yerleşik yaşama geçiş ve yerleşik yaşam sürecinin devamıyla ilgili yazılarda görüşmek üzere…


Kaynakça

Jak Yakar-Eski Anadolu Toplumunun Arkeolojideki Yansımaları 

Françoise Briquel-Chatonnet, Cecele Michel, Pierre Bordreuil- Tarihin Başlangıçları

Halil Tekin- Tarihöncesinde Mezopotamya

05-11-2019