Yemek Kültürü

Beslenme, insanın en temel ihtiyaçları arasında yer almaktadır. İlk insanlardan günümüz insanlarına kadar beslenme büyük bir sorun haline gelmiştir. Doğru besini bulma, yıkama, pişirme… vb. gibi işlemleri insanlar hep deneme yanılma yoluyla bulmuşlardır, bu bulgularını ise kuşaktan kuşağa aktarmışlardır. Tabii bu deneme yanılma yolu bazen kötü sonuçlara yol açmıştır.

İnsanlar besinleri başta çiğ yiyerek daha sonra ise çağların ilerlemesiyle, kaplarda pişirerek tüketmeye başlamışlardır. Hangi bitkinin yenip yenmeyeceği, hangi hayvanın yenip yenmeyeceği, hangi kapta pişirileceği, ne kadar ateşin üstünde duracağı, kimin ne kadar yiyeceği, kimin ne yiyeceği gibi olgular geçmişten beri yemek kültürünün en büyük sorunları arasında yer almaktadır.

Geçmişteki kişiler besin kavramının önemini kavradıklarında ise besini kutsal olarak görmüşlerdir. Elma ağacından tutunda bir antilopa kadar besin gördükleri her şeye kutsallık atfetmişler ve ritüeller geliştirmişlerdir. Besin bulmak için edilen danslar, yapılan müzikler, dualar, ayinler, mağaraya çizilen resimler ve aslında bunların tümü ritüeller arasında yer almaktadır. Çünkü hayatta kalmalarının besin sayesinde olduğunu fark ettikleri anda kutsalları besinler olmuştur. Çağların ilerlemesiyle besin veren şeyleri kutsal kabul etmişlerdir ve onları tanrılaştırmışlardır. Örnek vermek gerekirse; Ağaç Tanrısı, Su Tanrısı, Toprak Tanrısı, Doğa Tanrısı… gibi Tanrılar yaratmışlardır kendilerine.


İnsanlar tüm yaşamları boyunca kadın ve erkeği ayırmışlar, bu durumu yemek kültürüne de taşımışlardır. Erkekler avlanmaya giderken, kadınlar toplayıcılık yapmışlardır. Haliyle erkekler daha fazla kas gücü harcadıkları için et yemeklerini yani protein ağırlıklı beslenmeye ihtiyaç duymuştur. Kadınlar ise sebze, tahıl, bakliyat gibi lif kaynaklı besinleri tüketmiştir. Bu durum kültürden kültüre aktarılmış ve dünyanın her yerinde et, erkek yemeği iken sebze, kadın yemeği seçilmiştir. Sebzenin dişil seçilmesinin sebebi ise tohumları olması ve tekrardan üreyebilmesidir. Kadınlarda da bu durum söz konusu olduğu için insanlar kadın eşittir sebze demişlerdir.

Dünya da yaygın olan bu olgu, tüm insanların iliklerine kadar işlemiş ve gelecek nesillere aktarılmıştır. Bu duruma şöyle de bakabilirsiniz; herhangi bir restorana gittiğiniz de erkeklerin çoğunun et veya türevi bir şeyler yerken, kadınların ise salata yediğini gözlemleyebilirsiniz. Bu durum sadece yabancı milletler için değildir, Türk toplumunda da bu durum söz konusudur. Türk erkeklerinin genellikle buluşma yerleri ocak başı olurken, Türk kadınları ise gün dediğimiz kavramı yapıp, kısır yemektedir. Bir diğer açı olan meslek açısından baktığımızda da erkekler kasap olurken, kadınlar pastacı olmaktadır.

Herkesin evinde ‘Etsiz yemek yemek değildir.’ diyen bir dede, bir baba bulunmaktadır ve pırasayı asla yemekten saymamaktadırlar. Oysa anneannelerimiz, babaannelerimiz, annelerimiz büyük bir iştahla pırasayı yemektedirler.


Veganlık ve vejetaryenlik olgusu içinde de hep kadınlar yer almaktadırlar. Çok az sayıda erkeklerin yer aldıklarını görmekteyiz.

Yemek kültüründe besinin önemini vurgulamak için insanlar atasözleriyle, deyimler, hadislerle dikkat çekmeye çalışmışlardır. Örneğin; çocukken hepimize, yemeğini bitirmezsen eğer arkandan ağlar, yatakta yemek yemek çok büyük günah, yerde bir ekmek gördüğümüzde üç kere öpüp alnımıza değdirerek besinin önemini vurgulatan büyüklerimiz sayesinde yemek kültürümüz şekillenmiştir.

Yemek kültürü bir yemeğin nasıl yapılması gerektiği değildir aslında. Yemek kültürü misafir ağırlamadan tutunda kimin ne yiyeceğine kadar hâkim olan bir olgudur. Dede Korkut kitabında bir kişinin verdiği şölen de tepeleme et yığma ve bolca kımız yer almaktadır. Türk boylarının nasıl oturması gerektiği yer almaktadır. Tüm bunların yanına kesilen hayvanın baş kısmını Hakan’a, Kaan’a, Han’a verilmesi ve Han’ın sağ tarafında oturana hayvanın sağ kolunu, sol tarafında yer alana da sol kolu verilmesi gerektiği yazmaktadır. Tanrı’dan çocuk istemede ise yine besin sayesine olmaktadır. Tepeleme et yığarak, bolca kımız vererek, aç doyurarak, fakir giyindirilerek Tanrı’ya dualar eşliğinde çocuk istenmektedir. Dede Korkut kitabında bir düğünün nasıl olması gerektiğinden, gelen bir misafirin nasıl ağırlanması gerektiğine kadar bilgi vermektedir. Gelen misafiri Tanrı misafiri kabul etmek, ‘Aç mısın?’ diye sormadan önüne yemek koymak, yemeğe kalması için bir kişiye ısrar etmek, sadece yakın gördüklerimizi akşam yemeğine çağırmak, çayın yanına mutlaka bir şeyler sunmak, ziyarete mutlaka tatlı ile gitmek, misafirliğe giderken asla eli boş gitmemek gerektiği… yazılı ya da yazılı olmayan kanunlarımız arasında yer almaktadır.


Dinler ve inanışlar da yemek kültürünü etkilemektedirler. Dinin yasakladığı bazı hayvansal gıdalar ya da bitkisel gıdalar yemek kültürünü farklı bir boyuta taşımıştır. Haram ve helal kavramları yemek kültüründe de yer almaktadır. ‘Helal Et’, ‘Helal Kesim’ gibi kavramlar yer almaktadır. Örnek vermek gerekirse eğer, İslam ve Yahudi dinlerinde domuz eti haram olarak kabul edilmektedir.

İsraf etme kavramı da tüm dinlerde günah olarak kabul edilmiştir. Dünyaya gönderilen her peygamberin bu konu ile ilgili mutlaka bir uyarısı bulunmaktadır. Bir gün Hz. Muhammed (asm), sahabelerden birinin abdest alırken suyu israf ettiğini görür. “Bu israf nedir?” diye sorar. Bunun üzerine sahabe, “Abdestte israf olur mu?” diye karşılık verir. Hz. Muhammed (asm): “Evet, akan bir nehrin kenarında bile olsan, normal bir miktarın üzerinde su kullanman israf olur.” buyurur. Bu olay da yemek kültürü içinde değerlendirilmekte ve kültürü şekillendirmektedir.


Bir toplumum yemek kültürüne bakarak o toplu ilgili tüm bilgileri elde edebilirsiniz. Yemeklerini nasıl pişirdiği, hangi baharatları kullandığı, sofra düzeni gibi bilgiler bize açık ve gizli mesajlar vermektedirler. Sizi isteyip istemediklerini yemeklerden anlayabilirsiniz. Buna örnek olarak Osmanlı Dönemi zamanında gelen misafire Türk kahvesi ikram edilirmiş. Eğer misafir önce kahveyi içerse karnının tok olduğu anlaşılırmış lakin önce suyu içerse misafire hemen sofra hazırlanırmış. Çünkü insanlar o zamanlarda kibarlıklarından dolayı ve misafirliğe gitti evde yemek olup olmadığını anlayamadığı için kahve ve sudan yardım alarak ne istedikleri, ne düşündüklerini böyle durumlarla anlatırlarmış.


Dünyada hiçbir şekilde önemini yitirmeyen yemek kültürünü fark eden yapım şirketleri yemek programlarını yapmaya başlamışlardır. Her kanal kendince bir yemek programı geliştirmiştir. Bazı kanallarda ise birden fazla yemek programı yer almakta, ünlü aşçılar çalışmaktadırlar. Kimi kanallar yemek yarışması şeklinde program yapmaktadırlar. Bunların yanında da telefonlara yemek kültürünü uygulamaları başlamıştır. İşte bu uygulamalarda ‘tıkla gelsin’ ana başlık olarak yer almaktadır. İster kendi kültürünüze ait yemekler ister dünya mutfağına ait yemekler yarım saat içinde evinize gelmektedir. Bu da yemek kültürünün başka bir yönüdür.

Yemek kültürünün çeşitlendiği başka bir yönde Fast Food dediğimiz hızlı yemek yönüdür. Bu restoranlar dünyanın birçok yerinde yer almaktadırlar. Yer aldıkları yerlere yani ülkelere göre şekillenmekte ve çeşitlenmektedirler. Türk kültüründe ayranın önemli bir içecek olduğunu keşfeden yabancı işletmeciler, kendi restoranlarında ayranı kullanmışlardır. Ayranı kullanmanın yanında acıyı, ekşiyi, baharatları, sebzeleri ve meyveleri de kullanmışlardır. Bu restoranlarda Türk kültürüne uygun hamburgerler, makarnalar, pizzalar… vb. yemekler yapılmaktadır.

Sanırım bu yazıyı okuduktan sonra hepimiz biraz acıktık sanırım. Bu yazıdan sonra güzel bir yemeği hak ettik bence…

Ben, Keyfim ve Kâhyası iyi okumalar dileriz.

Sü’rçülisan ettiysek affola.


16-01-2019