Yelteniş

Kafamın içinden geçen türlü düşünceleri, hadiseleri kağıda dökerken herkes gibi zorlanırım. Ancak beni zorlayan her zaman yazıya nasıl başlayacağımı değil; ne anlatacağımı bilememek oldu.  Kulağa ilginç geldiğinin farkındayım. Anlatacak bir şeyim yoksa niçin yazma ihtiyacı duyayım değil mi?  Ancak tam olarak şöyle hissediyordum; anlatacaklarım çok önceden anlatılmış, tükenmişti bile. Bir ipliği iğne deliğinden kaba ve titrek ellerle geçirmeye çalışıyor, her seferinde ipliği iğneye teğet geçiriyordum. Her şey söylenmişti çünkü. ”Herkes her şeyi söylemişti. “ Söylenmemişleri ise söyleyecek cürette değilim, muhakkak benden daha iyi söyleyenler olacaktır diye “onlar” söyleyene kadar beklemeye koyulmuştum.  Fakat sözün cazibesi beni beklemekten alıkoymaya başladı. Bir dut ağacı düşünün; bu dut ağacı her yıl tatlı yemişler verir.  İnsanlar toplanır –benim çocukluğumda her yıl dut ağacı çırpma seremonisi yapılırdı-  ağacın altına sofra bezleri, beyaz çarşaflar serilir. İçlerinden biri bu ağaca çıkar ve hafifçe ağacın dallarını sallamaya başlar. Dutlar patır patır yerdeki temiz bezlere, çarşaflara dökülür. Peki dut ağacı çırpılmazsa ne olur? Ağaç yemişlerini kendiliğinden toprağa bırakıverir.  Böyle olur işte, dutlar bir yolunu bulur ya beyaz çarşaflara, ya da toprağa dökülüverir.  Tam da böyle oldu; altına çarşaflar serilmiş dut ağaçları gibi çırpılmak geldi içimden.  Ne varsa dökülsün, çarık çürük, yaş ya da kuru hepsi beyaz çarşaflara lekeler bırakarak dökülsün istedim. Çırpılmasam da dökülecektim.

Bugün Medya Çuvalı ailesine katılırken hiç olmadığım kadar heyecanlıyım.  Bu yola çıkarken insanın, yaşamın, doğanın kısacası gerçeğin hikâyesine yeltenen, bunun için çırpınan biri olarak başkaca bir meziyetimin olmadığını peşinen belirtmek isterim. Bu hikâyelere erişmeye çalışırken asıl mesleğim olan gazetecilikten sıkça faydalanacağımı, söz edeceğimi de not düşmem gerek. Gazetecilik, edebiyat gibi “İç İçe” geçmiş alanların insana, doğaya ulaşmakta oldukça önemli bir yere sahip olduğunun bilinciyle biraz kendimle en çok da yaşamla didişeceğim burada. Şimdilik ortaya ne tür bir yazı dizisi çıkar ben de kestiremiyorum. Ancak beni kendi yaşamımı didiklerken de görebilirsiniz. Hatta buna sıkça rastlayabilirsiniz.  Ne de olsa  “Kökünü  hatıralarda bulmayan hiçbir şey gerçekliğin olgunluğuna erişemez” diyordu Hermann Broch.  

Hadi biraz dut silkeleyelim.

 

 

30-07-2018
Dicle Korkmaz

İç İçe

Dicle Korkmaz

Denemeler/ Yaşam Kesitleri / Gazetecilik / Edebiyat / Edebi Gazetecilik

Yazmaya yeltenir.

 

diclekorkmaz@medyacuvali.com