Yedi Uyurlar

A+ A-

-        1      -

‘ilk beni mi uyandırdın?’

‘İlk seni uyandırdım’

‘Kaybımız çok fazla olmalı’

‘Kaybımız fazla’

‘Kaç kişi başarmış’

‘Hidrokarbon kökenli yaşam süren altı personel benimle yedi kişiyiz’

-        2     -

‘Ne yani şimdi kaptanımız sen misin?’

‘Evet benim. Kıtmir, benim ilk uyandırılan olduğumu söylediğinde anladım başaramadıklarını’

‘Ama senin rütben sıralamada ilk yirmiye bile girmez. Üstelik savaşçı bile değilsin. Sen bir bilimcisin’

‘Bu yüzden ikinci uyandırılan sensin. Yardımın gerekecek. Diğer dört kişiyi de uyandırmak zorundayım çünkü enerjimiz hızla tükeniyor, onların kapsüllerini uzun süre döndüremeyiz. Onlar savaşçı ve benim komutamı kabul etmeyebilirler. Kıtmir, ilk beni uyandırdığına göre benim yanımda demektir. Sen de savaşçı değilsin. Benimle misin?’

‘Elbette seninleyim. Bu yabancı gezegende müfrezemiz böyle ağır yara almışken bir de komuta mücadelesine girmek aptallık olur’

-        3     -

Kıtmir, komutan ve sonradan uyanan, kapsül odasına gittiler. Yüzlerce kapsül vardı odada. Dört tanesi dışında durdurulmuştu kapsüller. Durdurulan kapsüllerin içersinde bej renginde sıvı vardı. Onların başaramayan arkadaşlarından arta kalan organik kalıntı olduğunu biliyorlardı. Mezarında çürüyen arkadaşlarıydı onlar. Yaşam barındıran dört kapsülü incelediler. Hangi kapsülün içindekine daha çok güvenebileceklerini tahmin etmek için gelmişlerdi odaya ama bunun anlamsızlığını hemen anladılar. Kapsül içersindekiler tanınacak durumda değildi.

Kapsül odasında fazla kalmak istemediler çünkü korkunç görünüyordu kapsüldeki yaşam. Sürekli sağa ve sola dönüyordu kapsül içindeki. Sıvı oksijen aldıkları için renkleri morla pembeydi kapsüldekilerin. Kulakları hizasından sürekli akım geçiyor sanki işkence ediliyorlarmış gibi görünüyorlardı. Sıvı içinde şişen göz kapakları gözlerini tam kapatamıyordu. Kapsül içinde uzaması durdurulamadığı için sakalları saçları bedenlerini sarıyor, sağdan sola ve soldan sağa dönerken ikiye bölünüyormuş gibi görünüyordu bedenleri.

Kaptan, ‘Yemliha’ yı uyandır’ dedi Kıtmir’ e ‘Diğerleri üç gün daha kapsülde kalsın’

-        4     -

‘Aracımızın içi yiyecekle dolu, çokça da suyumuz var. Bunu ben de biliyorum. Ama yüksek miktarda radyasyona maruz kaldılar. Temiz değiller şimdilik’ dedi komutan Yemliha’ ya ‘Şehre in ve bizlere temiz yiyecek, temiz içecek getir’

‘Yerli halka görünmem doğru olur mu?’

‘Burası Sirius kolonisiymiş vaktiyle. Ziyaretçilere alışık olmalılar. Sirius sömürgesi olduklarına göre altına değer veriyor olmalılar. Biraz altınla git şehre. Aldıklarının bedelini altınla öde’

‘Emredersiniz’ dedi Yemliha. Komutan memnun oldu.

-        5     -

Şehirlerde sabit tek bir dil konuşulmazdı o yıllarda. Yağ en değerli besindi. Yağ eksikliğinden olacak beden ölçüleri birbirinden farklı olurdu insanların. İki büklüm olanlar, bedeni yana doğru bükülenler, çok uzun boylular, kısalar aynı sokakta yürür ve kimse kimseye tuhaf gelmezdi. Yemek istemek için ağzını göstermek yeterliydi. Bardağı göstererek şarap ya da su isteyebilirdiniz. Yemliha, temiz yiyecek ve temiz içecek ararken hiç zorluk çekmedi.

Uzak galaksiden gelen harikulade savaşçı bedeni de sorun olmadı parlak kıyafeti de. Şehrin sokaklarındaki ahali yadırgamadı onu. Ne olduysa ödeme sırasında oldu. Altını işlemeyi biliyorlardı ama Yemliha’ nın avucundaki altın gibi ileri teknolojiyle işlenmiş altını ilk kez görmüşlerdi.

‘Bu nerenin parası?’ diye sordu satıcı. Yemliha, satıcıyı anlamadı. Biraz önce satın aldığı ekmeği, balı, şarabı, peyniri alıp hızla uzaklaşmaya çalıştı oradan. Peşinden gelenler olduğunu görünce de elindeki altının tamamını yere attı. Yerdeki altınların muazzam kesimlerine hayret eden şehirlilerin dikkatini dağıtarak kaçmayı başardı.

-        6     -

‘Çok yoruldum’ dedi Yemliha.

‘Tabii yorulursun’ dedi Komutan ‘kapsülden çıkalı ne kadar oldu ki? Kuvvetlenmen gerek’

‘O yüzden değil. Bence atmosferdeki gaz analizimiz yanlış olabilir’

-        7     -

‘Yemliha haklıymış’ dedi Kıtmir ‘yeni analizde, eski analize göre oksijen çok fazla. İlk analizimiz atmosferin üst katmanlarından yapılmıştı’

‘Sirius kolonisinden ne beklenir ki’ dedi Komutan ‘homojen olmayan atmosfer ne kadar da saçma bir mimari. Peki, Yemliha ne olacak?’

İkinci uyanan konuştu: ‘Oksijen ciğerinin bir kısmını yakmış. Asla eskisi gibi olmayacak’

-        8     -

‘Mağaranın dışını kuşattılar’ dedi Kıtmir ‘enerji kullanımı için izin istiyorum’

‘Ne yapacaksın enerjiyi öldürecek misin onları?’

‘Kalkan oluşturacağım mağaraya giremeyecekler’

‘O zaman biz de çıkamayız’

-        9     -

Yemliha dedi ki ‘Artık buradan kurtulmamızın imkansız olduğunu görüyorum. İzin verirseniz arşivi, aracımızı yok etmek için izin istiyorum’

Kıtmir dedi ki ‘ Enerjimiz üç gün doğumu bile yetmeyecek. Eğer geç kalırsak arşivi yok edecek enerjimiz kalmayacak’

İkinci uyanan dedi ki ‘Mağaradan ve araçtan kurtulalım. Sirius kolonililerinin arasına karışalım. Tek şansımız bu’

-        10    -

‘Gereği düşünüldü’ dedi Komutan ‘ Kıtmir mağaranın önüne kollarını gererek yatacak. Yani sadece uyarana cevap verecek. Mağaraya yaklaşan olursa şok verecek. Sakin durumda uyuyacak. Aracın bütün enerjisini Kıtmir’ e aktaracağız böylece bu gezegenin iki yüz yılı kadar mağaramızı korur. Arşive ve aracımıza zarar vermeyeceğiz. Sirius kolonisinin sakinleri bir gün teknolojimizi anlayacak duruma gelecekler. Ve bizi kurtaracaklar’

‘Biz öldükten sonra mı’ dedi Yemliha.

‘Zülkarneyn’ i unutmayın’ dedi Komutan ‘ o döndüğünde ne kadar bilgili olurlarsa o kadar iyi olur’

‘Kapsüldekiler ne olacak?’ dedi ikinci uyanan.

‘Onları da uyandıracağız. Böylece bütün enerji, Kıtmir’ e kalacak. Buradan uzaklaşacağız. Doğuya gideceğiz. Soğuk ülkeler bulacağız. Gezegenin yüksek noktasına doğru gideceğiz.Uygarlığımızı kavrayabilecek kolonililerin yetişmesine yardımcı olacağız’

-        11    -

Daha rahat nefes almak isteyen altı ziyaretçi kendileri için artık kader olan bu gezegenin yerlilerine talih olabilmek için doğuya yöneldiklerinde Kıtmir bacaklarını gererek mağaranın hemen ağzında uyuyordu.

 

 


Kaynakça

Kullanılan Görsel: Uğur Akalın'a aittir.

02-12-2020
Osman Akalın

Osman Akalın

Öykü Yazarı

1969, Bünyan/Kayseri doğumlu. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu.

2005 yılında En İyi Korunan Oda kitabı yayınlandı. Bir yıl sonra Yükseklerde romanı yayınlandı. Ama bu iki kitap da dağıtım imkanı bulamadı. 2007 yılında Renkler öyküsüyle Edebiyatçılar Derneği ödülünü kazandı. Bu öykünün de içinde yer aldığı öykü kitabı 2011 de yayınlandı. 2013 yılında Sarıl Bana Hep kitabı yayınlandı. 2012 yılından 2017 yılına kadar TRT Ankara radyosu için metin yazarlığı yaptı. Rıgrıgın Yedi Sayısı ve Abı Hayatı Bulan Kadın isimli romanları da olan yazarın resmi yaşam öyküsü bu kadardır. Bir de resmi olmayan, daha neşeli bir yaşam öyküsü vardır ki o da şöyledir efendim:

 Yıkanmış beton kokusuna, bir de leylak kokusuna vurgundur. Turuncuya ve yeşile zaafı vardır. Koşmayı, yürümeyi, bisiklete binmeyi sever. Yalnızca patates kızartması ve beyaz peynirle yaşayabilir. Mucizelere inanır. Elli yaşına kadar ki ömründe fazladan, yani rahatça harcayabileceği parası hiç olmadığı halde para geldiğinde hazırlıksız yakalanmamak için mali planlar yapar. ( Hangi arabadan alınacak. Dünya gezisine nerden başlanacak gibi.)

İyi bir insan, iyi bir evlat, iyi bir vatandaş, iyi bir baba, iyi bir eş, iyi bir damat, iyi bir doktor olmaya çalışır. Nedir? Bunların hepsi zaten ayrı ayrı zor zanaatken hepsini birden künyesine yazdırmaya çalışmak yorucu, yıpratıcı gelmiştir yazarımıza. Sözcüklerin mukavemetini tartıp da inşa ettiği metinlere kaçırıp da orada barındırır ruhunu. Eserlerinde kötü adam yoktur. Kötülük eden bile, istemeden eder kötülüğü. Gerçek dünya böyle değildir. Bunu bilir. Ama almaz kendi kurgusuna kötüleri. Acır onlara. Kimseyi kınamaz. Nefret duygusu yoktur. Kin gütmez. Bu yüzden olacak ‘aşk’ sözcüğünün anlamı da muammadır yazara.

Beğendiği yazarları da anmak isterdik burada ama yola çıktığında hayranı olduğu kalemlerin çoğu geride kalmıştır artık. Nefesleri yetmedi anlamında değil geride kalışları, yaşandı bitti anlamındadır. Kemal Tahir’ e, Kemal Bilbaşar’ a, Tarık Buğra’ ya, Ayla Kutlu’ ya, Cevat Şakir’ e, Sabahattin Ali’ ye hala şapka çıkarır. Salah Birsel’ e benzese ister kalemi ama klavyede yazar yazılarını ve yazdıkları kurgudur. Bir de Tomris Uyar’ la tanışmış olmak isterdi. Tarih buna müsaade edebilirdi ama talih müsaade etmedi.

Eğlenceye, dost meclisine, sohbet ortamına katılmaz pek. Evden işe, işten evedir onun yaşamı. Sosyal yaşamında mütevazı olsa da sanat yaşantısında görkemi sever. Yüksek bütçeli filmleri, kalabalık kadrolu gösterileri, coşkulu müziği, ısıran mizahı tercih eder. Sanat hakkında günlerce, haftalarca hiç durmadan konuşup can sıkıcı olabilir. Yeri gelmişken söyleyelim; yazdığı metinler kadar parlak biri değildir.  Türkçenin en görkemli metinlerinin yazarının (Kendini öyle görür.) bu kadar sade biri olması edebiyatseverleri şaşırtır. Bu arada aksi ve inatçıdır. Asla pes etmez.           

Profil Resmi: Uğur Akalın'a aittir.

osmanakalin38@gmail.com