Yabancılaştırılmış Bir Müzik: Arabesk

A+ A-

Arthur Schopenhauer tarafından söylenmiş olan ‘’Müzik ruhun gıdasıdır.’’ cümlesini günümüzde pek sık duyuyoruz. Peki, müzik, insan ruhunda bir gıda işlevi görüyorsa tek bir gıda türünden bahsetmek doğru olmayacaktır, öyle değil mi?

Müzik daima bizlerin duygularının, hislerinin ve tutkularının dili olmuştur. O, daima zevklerimize, estetik kaygılarımıza ve duygularımıza hitap etmiştir. Hatta dünyaya bakış açımızı, inançlarımızı, değer yargılarımızı ve yaşama biçimlerimizi şekillendirmiştir. Günümüzde müziğin, toplumsal kimliklerimizi bir yansıtma aracı olarak kullanılır hale geldiğini de rahatlıkla görebiliyoruz. Heavy-metal müzik dinleyenlerin simsiyah giyinmeleri, punk’çıların kendine özgü giyinme tarzları, rock müzik dinleyenlerin saçlarını uzatmaları, arabesk müzik dinleyenlerin vücutlarında jilet izlerinin olması müziğin toplumsal kimliklere yansımış şeklidir diyebiliriz. Bu şekilde, aynı davranış modelleri gösteren ve belirli bir sosyal gruba ait olduklarını belirtmek isteyen insanlar gibi, aynı müzik tarzını dinleyenler de birbirleriyle etkileşen gruplara dönüşürler. Bu aynı zamanda bir sosyal etkileşimolduğunu da kanıtlar. Bu sosyal etkileşimi tasvir eden şey ise sosyal grupların nitelikleridir.

Her müzik türünün kendine has ezgisi, melodisi, nitelikleri ve toplumda dinlendiği belli bir kesim vardır. Dinlenilen müzik tarzlarına göre insanları belirli bir kategoriye koyup ona göre yargılar hale geldik. Bu konuda arabesk müzik tarzını ele almak istiyorum. Arabesk müzik Türkiye’de bireylerin ruh haline hitap eden ve içeriği acıdan, üzüntüden, kaderden, hayata karşı isyandan oluşan bir müzik türüdür. Genelde ‘’ağır damar’’ olarak nitelendirilen arabesk, toplumda suç davranışı sergileyen bireylerin ve erkeklerin daha çok dinlediği bir müzik türü olması sebebiyle ötekileştirilmiş, zamanla toplumdan yabancılaşmış ve problemli bir müzik haline gelmiştir. Bunun nedeninebakacak olursak sağladığı katartik[1] özellik sayesinde arabeskin içerdiği isyan, acı ve yoksulluk temalarının genellikle erkeklerin hayata ve kadere karşı tepkisinin müzik dilinde cevap bulduğunu görürüz. Diğer bir deyişle, bu bireyler hayatlarında anlamı arabesk müzikte buluyorlar ve dinlediği müzikte buldukları anlam, ruhlarına bir merhem gibi geliyor.Arabeskin toplumda tepki görmesinin bir diğer nedeni ise insana yaşama sevinci vermesinden çok dünyanın anlamsızlığını ifade etmesinden kaynaklanır.

Arabeskin macerası da 1950’li yıllardan sonra köylerden kentlere göç eden insanlarla birlikte başlamıştır. Değişen toplumsal şartlar, dolayısıyla müzik tiplerini ve bireylerin müzik tarzlarını da etkilemiştir. Adına arabesk denen kente göç müziği, şehre göç edenlerin sosyal yaşamdaki bozulmalara, düzensizliklere ve adaletsizliğe karşı yakınmasıdır. Arabesk, yaralı bir aşk adamının haykırışı değil, sosyal aksaklıklar ve adaletsizlikler enkazı altında yaralanmış bir adamın çığlığıdır. Müzik, sesi aşan bir şeydir. Bizi, yüreğimize sinen tortulardan yakalar ve en derindeki duygularımıza seslenir. Her insanın farklı bir derinliği, farklı bir ruhu, doğduğu farklı bir kültür vardır. Bir müziğin sadece sözlerine bakarak, doğduğu toplumsal şartları ve kültürü bilmeden o müzik türünü ve dinleyenlerini yargılamak yanlış olacaktır. Çünkü her tür ayrı birer kültürel değerin, yaşama tarzının ve sosyal sermayenin sembolüdür.

Müzik, hem bireyler hem toplumlar hem de uluslararası bağları kuvvetlendiren, insanları birbirine yaklaştıran bir kavramdır. Lakin günümüzde arabeskin bu iddianın tersini gerçekleştirdiği düşünülmektedir. Arabeskin içerdiği temalar ve arabeski toplumda dinleyen kesim, bu müzik türünün toplumdan uzaklaşmasında, dışlanmasında ve topluma yabancılaşmasında önemli bir faktör olmuştur. Fakat, olaya ‘’Herkesin kendisini bulduğu, duygularının ve iç dünyasının tercümanı olduğu müzik türü kişiden kişiye değişkenlik gösterir. Nasıl ki evrende tek bir gıda türü yoksa tek bir müzik türü de yoktur. Dolayısıyla her birey kendi ‘müzik’ gıdasını ihtiyacına yönelik seçmekte özgürdür.’’ açısından bakarsak nesnel bir tutum sergilemiş oluruz. Aksine, halk deyince duyabileceğimiz tek şey, villalarına yakın varoşlarda söylenen arabesk nağmelerden öteye gidemeyecektir.

SEDA SARAÇ

 


Kaynakça

Kaynak

[1]https://gulsahmeralozgur.dr.tr/katarsis-nedir/

https://www.j-humansciences.com/ojs/index.php/IJHS/article/download/1486/769/

Görseller

https://seyler.eksisozluk.com/turkiyede-arabesk-muzigin-neden-sevildigine-dair-jilet-gibi-keskin-bir-toplum-analizi

https://dortotuzuc.com/2019/11/05/tarih-esiginde-arabesk-muzigin-yozlugu/

https://thetylt.com/entertainment/which-rock-genre-reigns-supreme-punk-rock-or-metal

11-02-2021
Seda Saraç

Seda Saraç

Sosyoloji - Öğrenci

1998 yılında Ankara’da doğdum. Eğitim-öğretim hayatımı Ankara’da tamamladım-tamamlamak üzereyim- ve şu an Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde sosyoloji bölümü son sınıf öğrencisiyim. İnsanlar üzerinde ve hayatımızın her alanında büyük bir etkisi olan toplumun insan davranışlarını nasıl şekillendirdiğini ve aynı zamanda insanların da ‘’toplumu’’ nasıl var ettiklerini ve bu karşılıklı etkileşimin içinde nelerin meydana geldiğini en küçük ayrıntısına kadar görme isteğimin sonucunda sosyoloji okuyorum. Gördüklerimin ve çıkarımlarımın salt öğrenmekle kalmasını istemediğim ve bunların diğer insanlara aktarılarak onların da mantıksal, eleştirel ve analitik düşünmesini istediğim için de yazıyorum.

seda.sarac@metu.edu.tr