Virüssel Üretim

A+ A-

Aralık 2019’da sinyallerini veren virüsün neler doğurabileceğini kimse tahmin edememişti değil mi?

Belki de hayatımızda ilk defa bir süreci gün be gün takip ettik. Saat 19.00’da Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın açıklaması için pür dikkat ekran başına geçtik. Çoğu gün nefesimizi tutup geleceğimizden korku duyarak açıklanan rakamları yorumladık kendimizce. Bakanlık tarafından açıklanan resmi sonuçlara bile inanmadık yeri geldi. Harbi neydi bu güvensizliğin nedeni?

Memlekete dönmek için güzel bir bahane olarak göründüyse de tahminimden daha erken işten ayrılmama neden oldu aslında bu virüs. Geçirdiğim zorlu günlerin yorgunluğunu attıktan sonra memleketin altını üstüne getirerek iş aramayı planlarken Corona tüm planların ağzının payını verdi.

Benim bahanem olmuşken virüs, birçok kişinin ocağına incir ağacı dikti. Ucuz iş gücüne isyan ederken daha az ücretlerde çalışmaya başladı birçok kişi. Dört kişilik bir aile, günlük 39,24 TL’den aylık 1,177 TL ile geçinmenin yollarını arıyor hala.

Daha önceleri sağlık çalışanlarının tuttukları nöbetler için ufak serzenişlerde bulunduğuna şahit olurken, günlerce evlerinden, ailelerinden uzak, hastaların başında kalmalarına şahit olduk. Nasıl da hayran bıraktılar kendilerine bir kez daha.

Sağlık çalışanları, kargo dağıtım şirketleri, market personelleri, basın mensupları, fırıncılar ve adını sayamadığım birçok çalışan biz evimizde kalalım diye dışarda bizim için çalıştılar. Aslına bakarsanız çalışmak zorunda kaldılar…

Yükü omuzlarına yükledik, bizler de evlerde kimi zaman olanlara göz yumduk kimi zaman tüm ezilenlerin sesi olduk. Sağlık çalışanlarının motivasyon kaynağı olduk bazı günler. Bomboş sokaklarda egemenliğin 100.yılında İstiklal Marşı’nın sesi olduk. Çocuklar geleceğin umudu oldular en karamsar günlerimizde.

Peki evde kalırken ne oldu bize?

Okur-yazar olduk en başlarda. Sonra bilgiye doyduk yemeğe aç kaldık, aşçı olduk, pastacı olduk. Çeşitli ekmeklerle, ramazan pideleriyle fırıncı olduk. Renk renk menekşeler, sümbüller, kaktüsler ile çiçekçi, çeşit çeşit sebzeler, tatlı tatlı meyvelerle bahçıvan olduk. Yeni örgü modelleriyle, renkli etaminlerle, maskelerimizin terzisi olduk. Tüketiciyken üretici olduk.

Ya her şey bittiğinde tüketime geri dönersek?

Bu minimum iki aylık süreçte her şeyin üreticisi olabileceğimizi görmüşken yine kapitalizmin kölesi olacağız muhtemelen. Daha yolun başındayken bile ‘‘şu virüs bir bitsin…’’ ile başlayan onlsarca cümle kurduk. Ailelerimize, dostlarımıza koşmanın yanı sıra onlarla ‘‘neyi nasıl tüketiriz’’in planlarını yapar olduk. Virüsten önce sıradan gelen her şeye olan özlemle ya da belki de açgözlülük ile oraya buraya saldıracağız. Kabul edelim, bazen şükretmeyi öğrendikten sonra bile daha fazlası için büyük bir açgözlülüğün esiri oluyoruz.

İnsanoğlu ne kadar nankör değil mi?

Yıllarca işe gitmesek, okula gitmesek, sabah erken kalkmasak derken bunların hiçbirini yapmamak çıldırttı bizi. Neden? Çünkü evrenin bir dengesi ve benim bir sözüm vardır; her şey zamanında güzeldir… Öğrenciyken ders çalışmak, okula gitmek, bazen ufak kaçamaklar yapmak; çalışanken üretici olmak, istediğini yapabilecek paraya sahip olmak ve sınırlı günlerde tatil yapmak her zaman, günlerce evde kalmaktan daha çok keyif verecek.  Bu nedenle bu süreç bittiğinde ‘‘keşke bunu da yapsaydık’’ demek yerine zamanında güzel olabilecek şeyleri değerlendirmeli belki de…

Zamanın bize öğrettiklerini gelecek zamanda unutmamak ümidiyle…

 

08-05-2020
Seda Tener

Seda Tener

Gazeteci

Güzel gülmenin her zaman derin yaraları olur. Derin yaraları gülerek aşıp insanların derinliğine dokunmaya çalışan, biraz da akılları zorlayan bir fikir işçisinden ibaretim.

seda35.st@gmail.com