Uzay boşluğundan gerçekliğin sokağına; Roma

Oscar ödül törenine çok az bir zaman kalmışken aday olan filmler ekranlarımızı şenlendirmeye devam ediyor. Bu süreçte, hem en iyi film dalında Altın Aslan ödülünü kazanan, hem Golden Globe’da en iyi yabancı film ödülünü alan hem de Oscar’da yabancı film ve en iyi film dallarında aday olan Roma şüphesiz ki en çok ilgi çeken yapım oldu.


Siyah beyaz olan yapım bizleri 1970’lerin Meksiko’suna götürüyor. Orta sınıf ailelerinin yaşadığı Roma mahallesinde bulunan bir evde hizmetçilik yapan Cleo, hem ev işlerine yardım etmekte hem de evdeki 4 çocuğun bakımıyla ilgilenmektedir. Hikâye her ne kadar Cleo’yu odak alsa da film aslında seyirciye dönemin politik, sosyolojik ve tarihsel yapısını da çok başarılı bir şekilde sunuyor.


Roma, dönemin kadınlarına odaklanırken gerçeklik duygusunu çok başarılı yansıtıyor, öyle ki yapımı izlerken yönetmenin çocukluğuna bir yolculuğa çıkmışım gibi hissetmekten kendimi alamadım. Yapımı bu kadar başarılı kılan en önemli faktöründe bu gerçeklik olgusu olduğunu düşünüyorum.  Bu gerçekliğin sağladığı içselleştirme de filmin aldığı ödüllerin nedenini açıklar nitelikte.


İzlediğimiz karakterlerin otantikliği ise filmden çok sanki biyografi izliyormuşuz izlenimi yaratmaya bile yetiyor. Oyuncu seçimlerinin çok iyi yapıldığını ve özellikle çocuk oyuncuların başarılı bir iş çıkardığını söylemem gerek.

Roma’nın en çok eleştiri aldığı konu ise filmin yavaş ilerleyen temposu ancak bu eleştirileri çok haklı bulduğumu söyleyemeyeceğim. Yönetmen Cuarón, ilk 1 saati olay örgüsünden ziyade hikâyeyi kurmak için harcamış ama bunun filmi kötü etkilediğini düşünmüyorum. Aksine bu seyirciye dönemi ve ülkenin durumunu anlaması için daha çok olanak sağlıyor. Aynı zamanda bu durağanlığın Cleo’nun hayatına da yapılan bir gönderme olduğunu düşünüyorum. Nasıl ki ajanları içeren bir filmde aksiyon sahneleri bekleniyorsa Cleo gibi hayatın içinden bir karakterin hikâyesinde de sıradanlık ve monotonluk görmek çok normal.



Filmin siyah beyaz seyirciye sunulması ise hem seyircide merak uyandırırken hem de olumsuz eleştiriler almasına neden oldu. Ancak ben bu seçimi de çok doğru buldum. Filmin siyah beyaz olması bizi geçmişe götürmesine yardımcı oluyor ve dönemin havası seyirciye daha başarılı yansıtılıyor. Yönetmen ve senarist Cuarón’un bizi geçmişine doğru çıkardığı bu yolculuk etkisini de bu şekilde arttırıyor.


Alfonso Cuarón aslında ekranlara yabancı bir yönetmen değil, daha önce de pek çok başarılı işe imza atmış bir isim. Cuarón, Great Expectations, Harry Potter and the Prisoner of Azkaban, Paris, je t'aime ve Children of Men gibi başarılı yapımlarla karşımıza çıktı. Roma’dan önceki filmi Gravity ile de 7 Oscar ödülü kazanarak Cuarón daha da tanınan bir isim haline geldi.


Gravity filmini de çok beğenen biri olarak Roma’yı heyecanla izledim ve açıkçası Cuarón’a hayranlığım kat kat arttı. Bunun nedeni ise Gravity’de uzayda tek başına kalan ve hayat mücadelesi veren bir kadının öyküsünü çok başarılı bir şekilde anlatan Cuarón, şimdi de dünyada yaşam mücadelesi veren bir kadının hikâyesini anlatmayı seçmiş ve yine çok iyi bir iş çıkarmış. Birbirinden bu kadar farklı konulara sahip olan ancak insanların mücadelesini anlatma konusunda aynı olan bu filmleri, eşit derecede güzel yapmayı başarmak bence takdiri hak ediyor.


Her ne kadar Children of Men ile de hikâye anlatımı ve senaryo konusunda kendisini kanıtlasa da Cuarón, hem Gravity hem de Roma ile daha uzun yıllar bize güzel eserler vereceğinin ipucunu veriyor. Cuarón’un, filmleri için bizleri galaksinin uzak köşelerine de götürse ya da yüzyıllardır medeniyetlere ev sahipliği yapan toprakları da seçse, insan hikâyelerini seyircisine çok başarılı bir şekilde sunacağına inancım tam.


Bunları biliyor muydunuz?

-          Film 102 günde çekilmiş.

-          Yönetmen Alfonso Cuarón Roma’yı yazarken gerçek hayattaki dadısı Liboria “Libo” Rodriguez’den esinlenmiş.

-          Hastanedeki çarpıcı sahne tek seferde çekilmiş ve çekim esnasında sahnenin otantikliğini korumak için gerçek doktor ve hemşireler kullanılmış.

-           Cuarón senaryonun tamamını bilen tek kişiymiş. Her gün senaryo çekimlerden önce oyunculara dağıtılırmış böylece yönetmen oyuncuların gerçek duygularını daha çok yansıyacağına inanıyormuş.

-          Cuarón’a göre filmin yüzde doksanı çocukluk hatıralarına dayanıyormuş.


Kaynakça

https://www.imdb.com/title/tt6155172/?ref_=ttmi_tt

21-02-2019