Umut Mu Mutluluktan, Mutluluk Mu Umuttan?

A+ A-
Gökten üç elma düştü… yok yok... gökten yedi elma…yok yok gökten elma dışında her şey… yani bütün masalların bitiş çizgisi hep böyleydi…marifet gökte mi elmada mı bilemedik ama sonunda illa bir mutluluk imzası olmalıydı bizim için... yavaş yavaş bu inanış bir umuda bağladı kendini… Mutlu olma ideali ya da mutlu olma umudu.. Biz fark etmesek de beden ve ruh kayıtlarımıza bu geçti. Zamanla birinin hayali, birinin varlığı, bir şeyin arzusu bize mutlaka ama mutlaka mutluluk getirmek zorunda anlayışını içimizde bir mabede dönüştürdü ve dönüştürdüğümüzü de fark edemedik. Bu daha çok insanoğlunun binbir zahmetle ekip biçtiği tarlada, gün gelip hasadına çıktığında el mecbur o ürünleri topraktan koparmasına benziyor. Bir şekilde süreç bir sonuca, bir ürüne götürmek zorunda. Bizde o zamanlarımızın hasadını kaldırıyoruz haliyle. Buraya kadar bunu olumsuz anlamda ele almış olma sebebim, 2020 tonuyla girecek olursam şayet, kimi zaman, saatlerin görece daha zayıf kaldığı, dakika ve saniyelerin daha çok anlam kazanmasından kaynaklı. Hıza ayak uydurma telaşesi ister istemez mutluluğa ulaşma hızımızı da etkiliyor. Kasada bir kişi önüne geçmiş olan insanlardan, AVM de indirim vitrinlerini görüp bir soluk koşanlara, gelinlik ayakkabısı için bir günde üç semti gezen gelinden,hergününkinden 3 tane daha fazla eşya satan tüccara, terfi alan memurdan, boğazı yüzerek iki kez geçtiği için gururlanan insana kadar herkesin farklı,kimimiz için pek de kabul edilmez mutluluk anlayışları var. Renk kartelasından daha fazla bir mozaik var insanoğlunda.Bu sebeple daha sabit bir mutluluk anlayışı oluşturmak oldukça sıkıntılı.Bu yazı da aslında sabit bir mutluluk bakışı oluşturmaktan ziyade mutlu olma kodlarımızın daha çok nerden geldiği yönüne odaklandığından, diğer topa şimdilik  girmemeyi yeğlerim:)  Her şeyden evvel bu konuya birkaç yüzyıl boyunca kafa patlatmış insanların literatüründen yararlanmamanın bir eksiklik oluşturacağını düşündüğümden, birkaç felsefeci ve düşünürün mutluluk anlayışlarına birkaç paragraf açmak istiyorum. Örneğin filozofların şüphesiz en dikkat çekenlerinden biri olan Aristoteles mutluluğu “erdemli olmak,erdemleri geliştirmek, bireyin kendisi için en iyisini yapması” halinde erişebileceği bir nokta olarak görmektedir.Yani  insanın iyi olma halini geliştirebilmesi ve bir yaşam tarzı haline dönüştürebilmesi karşısında mutluluğu yakalayabileceğini savunduğunu söylemek mümkün. Epicurus ise daha muhalif bir filozof olduğundan olsa gerek,:) mutluluğun sadece manevi gelişimlerden çok dünyevi boyutlarla ilgisi olduğunu düşünüyordu.Aynı zamanda acıdan kaçınmanın mutluluğa bir yol oluşturduğunu da düşünüyordu. Hedonistik bir yapıda olmasa da ne kadar hazza yakın olursa insan o kadar mutlu olacağını düşünüyordu. Fakat İngilizlerde bir laf vardır “nothing lasts forever” hiçbirşey daima devam etmez.Zamana göre düşünecek olursak mutlak bir haz anlayışına olan inancın tavan yapmış olma ihtimalini değerlendirebiliriz tabiî ki. Nietzsche'ye göre ise, huzurlu ve endişesiz bir şekilde yaşamak, yaşama daha fazla anlam vermeyen vasat insanların arzusudur. Yani kendisi mutlu olma arzusu peşinde koşanların sürekli bir refaha sahip olamayacağını iddia ediyordu. Aslında mutluluğu ideal bir tembellik olarak gördüğünden mutluluğun gerçek varlığından ne derece bahsedilebilir sorgusunun fitilini ateşlemiş diyebiliriz. İspanyol filozof  José Ortega y Gasset abimiz öngördüğümüz yaşam  ve etkili yaşamın birbiriyle örtüşmesiyle mutluluğunun varlığından söz edebileceğimizi söylüyordu. Bir diğer deyişle “olmak istediğimiz şey ve gerçekte olanın yolları birbirine yaklaştığında”. Ayrıca  mutluluk için şunları da eklemekteydi :“Kendimize mutluluk olarak adlandırılan bu ideal ruh halinin nelerden oluştuğunu sorarsak, kolayca ilk cevabı buluruz: mutluluk bizi tatmin eden ve tatmin eden bir şey bulmaktan ibaretti”.Filozof Slavoj Zizek ise “gerçekten mutlu olmanın bir gerçek değil, bir fikir meselesi “olduğunu belirtir. Mutluluğu tüketim yoluyla ebedi tatmin vaat eden kapitalist değerlerin bir ürünü olarak görüyordu. Ancak, memnuniyetsizlik insanlar içinde hüküm sürmekte olduğundan ve  gerçekte ne istediklerini bilmediklerinden bu mutluluğa ulaşamayacaklarını düşünüyordu. Birşeye ulaştığında (satın alma,sosyal statü, başarı)mutlu olacağına inanan herkesin esasen ulaşmak istedikleri şeyin başka bir şey olduğundan ve bu sebeple mutlu olamayacaklarına atıfta bulunmaktaydı.Bakınız popüler kültür diyebilirmiyiz? bence diyebiliriz. Tüm bu tanımlamalar aslında mutluluğun hem içsel hem de dışsal bir durum olduğunu özetle ortaya koysa da kültürel yansımalar,çekirdek yapılar, sosyal yaşam,kişinin mizacı bu bakışa farklı parantezler açabilme lüksüne sahip.Türkiye için konuşacak olursak insanların her ne kadar temelde belli bir mutluluk fikri olsa da, zamanla bunu değiştirme esnekleğine de sahip olduğunu görebiliyoruz. Özellikle Sosyal mecranın belli akımları bu esnekliğe o kadar zemin oluşturuyor ki, normal hayatta belki de 10-15 senede değiştireceğimiz anlayışlar belki 1 gün, belki de bir hafta içerisinde hızla yol katediyor. Sosyal medyaya yüklenen yeteri kadar yükleniyor zaten bir de ben vurmayayım diyorum ama iki yıl önceki istatistikleri göz önüne getirince tabanı irdelememek elde değil. Örneğin; Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2018 yılına ilişkin "Yaşam Memnuniyeti Araştırması" sonuçlarında mutlu olduğunu beyan edenlerin oranı, 2017'de yüzde 58 olarak kayıtlara geçerken, geçen yıl yüzde 53,4 oldu. Mutsuz olduğunu beyan edenlerin oranı ise yüzde 11,1'den yüzde 12,1'e yükselmiş. Kadınlarda mutluluk oranı, 2017'de yüzde 62,4 iken 2018'de yüzde 57'ye geriledi. Erkeklerde bu oran, yüzde 53,6'dan yüzde 49,6'ya düşmüş.Bu oranlara bakınca “ne oldu da…” demesi tutuyor insanın haliyle. Bu sebeple de mutlu olma anlayışımızdaki değişimleri anlamak için süreci etkileyen temel birkaç önemli başlıktan bahsetmek yerinde oluyor gibi görünüyor. (Tekinalp,2016) Özellikle yapılan çalışmalarda; Aidiyet,Cesaret, Mükemmel olmama cesareti, Cesaretlendirme,Yaşam tarzı,Başarma(üstünlük)çabası,Hedef yönelimlilik,Biriciklik başlıkların etkili bir öneme sahip olduğu görülüyor.Bu başlıklardan özellikle Mükemmel olmama cesareti ve yaşam tarzı noktasında ciddi bükülmeler var.Bunu en ufaktan yan yana açılmış 5 tane eczane ya da bakkal (tedavülden kalkmamıştır umarım)dan anlamak mümkün. Çünkü “o yaptıysa bende yaparım,bu işte iyi para varmış demek bizde yaparız” fikrinde herkesin rızkı ayrı ve değişik bir haset anlayışı yatsa da, özünde aslında gizil bir mükemmeliyetçiliği barındırıyor.İnsanlar zamanla her şeyi rahatlıkla elde etmenin konforunu sadece bedenen değil, zihnen de yaşamak istiyor. Gerçekten neyi neden istediğini düşünmek yerine bir başkasının fikrini ya da yaptığını yapmak o sürekli bahsettiğimiz “comfort zone “ alanına dahil yani;) Bir diğer başlık da yaşam tarzı meselesi.Başta bahsettiğim o gökten üç elma hikayesinin bağlanacağı nokta burası olabilir;) Çünkü küçüklükten beri zihnimize kodlanmış absürd bir mutluluk anlayışı var. Elbette sosyodemografik anlamda herkes için mutlak değil lakin genel anlamda oynadığımız oyuncaklardan tutun da,çizdiğimiz resimlere kadar her şeyin renkli, mükemmel ya da nizamlı olması gerektiğine inandık ya da inandırıldık. Zamanla da mutluluk bu sebeple bir hedef bir amaç haline dönüştü ve haliyle bilmeden zamanımızı, esas yeteneklerimizi elimizden çaldık da haberimiz olmadı. Sürekli mutlu olma hedefi aslında bu hayatta kendimize uyguladığımız en büyük manipulasyon diye düşünüyorum. Sırf daha parlak bir vitrin olabilmek,öncü olabilmek,kendimizden çok başkası olmak için sarfettiğimiz kilometrelerin hesabını yapmamak, Dünyada kendimizi sadece insanlar için var etmeye çalışmak, (her şey elbette zor olmak zorunda değil fakat) zor olan her şeye protest olmak bizi anlamlılıktan, sadelikten,esas yaşam amacımızdan öylesine uzaklaştırıp savuruyor ki kimimiz bunu ölene değin,kimimiz ise yolun yarısında kimimiz ise son demlerimizde bunu öğrenmekle imtihan oluyoruz. Ezcümle; bir hocamın dediği gibi; Mutluluk arayışı bir hedef değildir. Hedef arayışı bir mutluluk olabilir. Yollarımızı anlamlı kılan baki hedeflerimiz olsun…

Kaynakça

https://www.healthline.com/nutrition/apple-pectin

https://www.itl.cat/wallview/ihRobxR_apple-apple-tree-boskop-delicious-food-fruit-apple/

https://www.healthline.com/nutrition/22-high-fiber-foods

https://medium.com/@numericcitizen/being-a-numeric-citizen-455b519d3176

https://exploringyourmind.com/happiness-according-5-famous-philosophers/

09-01-2020
Merve Doğanlar

Merve Doğanlar

Psikolog

1990 yılında Yalova’da dünyaya merhaba dedi. İlkokul, ortaokul ve lise öğrenimlerini burada tamamlayıp, daha sonra Üsküdar Üniversitesi Psikoloji (ing) bölümünden mezun oldu. Üniversite öğrenimi sırasında İletişim bilimlerinde yandal yaptı. PAMER (Post-Colonial çalışmalar merkezinde) çeşitli araştırmalara ve makale çalışmalarına katıldı. Lisans öğrenimi sırasında biri Almanya biri İngiltere olmak üzere 2 Erasmus yaptı. Bu yüzden kültür şoklarına toleranslı:).Şuan da hali hazırda devam etmekte olan Klinik Psikoloji yüksek lisans öğrencisi, spor aşığı, bilime dair her şeye maydanoz olmayı seven, nitelikli hasbihallere müptela, değiştirebileceklerine değiştiremeyeceklerinden daha çok inanan, insana dair her şeye meraklı olmak gibi sıfatlarıyla hemhal olmakta.

 

mystonesoft@hotmail.com