Tutunacak Dal Kalmadığında

A+ A-

Katı olan her şeyin buharlaştığı buharlaşan pek çok şeyin sıvı olup aktığı post modern dünyada insan bilmek, anlamak, öğrenmek gibi kavram ve ihtiyaçlarını nasıl karşılayabilir? ‘’Bilmek’’ kavramını bir şeyi var kabul edip onun üzerinden çeşitli yollarla çıkarımda bulunmak diye açıklayabiliriz. ‘’Anlamak ‘’ bilgiyi algılayabilmek ve belki de o bilgi üzerinden düşünceler yaratabilmektir. ‘’Öğrenmek’’ ise anlaşılan şeyi çeşitli yollarla içselleştirme halidir. Peki insan fiziksel dünyayı bir kenara bırakıp toplumsal dünyaya ve insanlara baktığında bir şeyleri nasıl anlayabilir, görebilir? Sanırım göremez.

Aile denilen kavram için yüzyıllardır anne, baba ve çocuklardan oluşan bir yapı deniliyordu -tabi çekirdek, büyük, geleneksel, modern gibi pek çok kategorisi olduğunu unutmamak gerekir-. Şuan bulunduğumuz noktada aileyi aslında kişilerden kişilere ve üyelerine göre değişebilen bir yapı olduğunu görüyoruz, başlık ve kategori üretme hızımız gerçeğe yetişemeyecek düzeyde. Çocuksuz bir çift de ailedir, aynı cinsiyetten iki kişinin birlikteliği de pek çok ülkede hukuksal olarak aile olarak kabul edilebilir. Gerçi kadın-erkek ikiciliğini ve heteronormatif bakış açısının da yavaş yavaş ortadan kalktığı biyoloji ile felsefenin ve pek çok sosyal bilimin çakıştığı bir alan olarak yerini aldığı cinsiyet kavramı de akışkanlık ve değişkenlik halinden ya da postmoderniteden nasibini almış gibi görünüyor.                                                                         

En sağlam ve değişmez gibi görünen kavramların günümüzde sürekli olarak tekrar tekrar tartışmaya açılması belki de insanın tutunacak dalının olmamasına sebep oluyor. Eskiden tutunulan dalların doğruluğu yanlışlığı bir yana içinde bulunduğumuz çağda her şey, her zaman, her şekilde, herkes tarafından tartışılabilir, değiştirilebilir. Bu özgürlük hali her insana her kavram üzerinden bir sorumluluk mu veriyor yoksa sorumluluktan uzaklaştırıyor mu emin değiliz; ancak kesin olan bir şey varsa her şeyin değişken olduğu.  Aslında bu yeni bir konsept değil, MÖ 500’lü yıllarda Heraklitos’un  varlık üzerine söylediği  ‘’Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.’’ sözü  modernitenin kuruluş  aşamasında ondan önce pek çok felsefeci ve fikir insanı tarafından reddedilip ‘’genel ahlak’’  değişken olmayan ahlak, ‘’değişmeyen hakikat’’  iddiaları savunulsa da yakın dönemde Nietszche’nin yeniden  ‘’Tanrı öldü.’’ sözüyle  aslında Tanrı gibi katı değişmez bir kavramın dahi ölebileceği  fikri ile birkaç milenyum öncesindeki noktaya ulaştığımız söylenebilir.  Bu kavramsızlaşma ya da kavramların içinin boşalması hali pek çok yeni açılımın beraberinde getirdiği muhakkak kimliksizleşme ise bunlardan biri.

Bu katı tutunulabilir ama pratiğinin pek mümkün olmadığı modern dünyadan yeniden buharlaşan dünyaya dönüş nihilizmin yeniden karşımızda dikildiğini gösteriyor.

 

 

Yiğit Zıddıoğlu

 

                                                                                            


Kaynakça

Resim Kaynakları 

1) https://unsplash.com/photos/TZZwC_xsClY
2) https://unsplash.com/photos/HSo-6tRqpTM

16-01-2020
Yiğit Zıddıoğlu

Yiğit Zıddıoğlu

Sosyolog

Gazi Üniversitesi Sosyoloji Bölümünden 2019 yılında mezun oldu, şu sıralar Felsefe Öğretmenliği yapıyor.  Lisans sırasında Polonya ve Almanya'da ayrı ayrı 2 Erasmus yaptı, ondan fazla ülkeyi gezdi. Gezerek, düşünerek, anlayarak, okuyarak bir şeyleri anlamlandırma çabası içinde. Muhtemelen yüksek lisans yapacak ama akademik dünyayı da pek istemiyor. 

ziddiogluyigit@outlook.com