Türk Televizyon Dizilerinde Kadının Temsili

A+ A-
Kitleler televizyon başına geçip dizi ve film izlediği için insanlara empoze edilmek istenen her düşünce, aktarılmak istenen bilgiler, fikirler dizi ve filmler aracılığı ile de etkili bir şekilde yapılmaktadır. Dizi ve filmler imaj konusunda çok etkin söz sahibi olduğu için bir ülkenin gençliğinde dolayısıyla geleceğinde de çok büyük değişimlere yol açabilir. Kültürünü değiştirebilir, ülkede yeni sosyal, ekonomik alanlar ortaya çıkabilir. Dizi ve filmler bir ülkenin toplum yapısını da etkilemekte belirleyici rol üstlenir, değişiklikler meydana getirebilir. Aynı zamanda dizi ve filmler bir toplumun kültürü, yapısı, yaşam şekli ile de ilgili bize birçok bilgi de vermektedir.Bir boş zaman aktivitesi olarak televizyon izlemek, Türkiye’de oldukça popülerdir. Dizi izleme kültürünün bu kadar fazla olduğu bir ülkede toplumu anlamak için dizilerinde incelenmesi gerekmektedir. Hala ataerkil sistem özelliklerini taşıyan ve dolayısıyla toplumsal cinsiyet kalıplarının da belirgin olarak görüldüğü ülkelerden biri olan Türkiye’de, dizilerde ve medyada ciddi bir kadın temsili sorunu yaşanmaktadır. Erkeklerle kadınlar arasında biyolojik ve fiziksel farklılıklar bulunmaktadır ancak bu farklılıklar bir üstünlük oluşturma anlamına gelmemelidir. Toplumsal cinsiyet rolleri aslında toplumun kadın ve erkeğe biçtiği rollerden oluşmaktadır. Bunu tamamen toplum inşa eder ve öyle kabul eder. Kadın ve erkek rolleri diye bir şey aslında olmamalıdır bu sadece bir kurgu ve inşadan ibarettir. Öyleyse bu yazıda Türk dizilerinde kadının temsilini ve değersizleştirilmesini, toplumsal cinsiyet rollerine göre kadın ve erkeğin nasıl konumlandırıldığını analiz edelim. Türk televizyon dizilerinde fiziksel özelliklere göre baktığımızda, kadınlar için aynı zamanda bir “ideal beden” sunumu olduğunu görmekteyiz. Uzun boy, zayıflık, dolgun dudaklar, mavi-yeşil gözler güzellik kavramlarıyla eşleştirilirken bu fiziksel özelliklere sahip kadınları da genellikle iyi karakterli rollerde görmekteyiz. Kilolu ve “bakımsız” kadınlar ise dizilerde ev hanımı, hizmetçi gibi rollerde temsil edilirken “erkeklerin tercih etmediği kadınlar” olarak temsil edilirler. Öte yandan engelli kadınların dizilerde temsili neredeyse hiç yoktur. Türk dizilerinde kadınların kişilik özelliklerine ve davranışlarına baktığımızda, “ideal” kadınlar genellikle annelik, şefkat, sadakat, ahlak, iyi aile kızı gibi davranış kalıplarıyla özdeşleştirilmiştir. Yine dedikodu ve hemcinsine karşı kıskançlık duyma da yine kadınlarla özdeşleştirilen davranış kalıpları olarak gösterilmiştir “İdeal istenen erkekler” ise güç, cesaret, zeka gibi davranış ve tutumlarla özdeşleştirilmektedirler. Türk televizyon dizilerinde etnik ve bölgesel kimliklerinde temsiline rastlamaktayız. Rus ve Ukrayna kökenli kadınlar daha çok fiziksel özellikleri ile ön plana çıkartılarak cinsellik objesi olarak lanse edilirken öte yandan Laz, Karadenizli, Roman kadınlar ise şivelerinden dolayı komedi unsuru olarak temsil edilmektedirler. Başörtüsünün ise geleneksel kültürün bir temsili olarak aşiret ve köy dizilerinde görmekteyiz. Türk televizyon dizilerinde kadınların medeni durumu, dini inançları, sosyal kimlikleri, meslekleri, fiziksel görünüşleri, ekonomik durumları, etnik kimlikleri ile sınıfları belirgin bir şekilde görülmektedir. Kentli, başörtü kullanmayan, zengin, bakımlı kadınlar üst sınıf olarak yansıtılırken; başörtülü, muhafazakâr, kırsal, ekonomik durumu kötü kadınlar alt sınıf olarak yansıtılmaktadırlar. Türk televizyon dizilerinde evlilik, aile, akrabalık kavramları olumlu olarak gösterilirken evlilik dışı ilişkiler, boşanma ise olumsuz olarak gösterilmektedir. Senaristlerin genellikle evlilik dışı ilişki yaşayan, boşanmış yani dul kadınları “zengin erkek avcısı” olarak tasvir etmektedirler. Dul kadınların dizilerdeki bu şekildeki temsili, kadının değersizleştirilmesine neden olmaktadır.  Türk dizilerinde “ideal kadın” namuslu ve ahlaklı olmalıdır. Eğer bir kadın namus ve ahlak kavramlarından uzaksa o kadın ötekileştirilmekte ve olumsuz bir şekilde etiketlendirilmektedir. Türk televizyon dizilerinde kadınlar ve cinsellik “ideal beden” üzerinden temsil edilir. Uzun bacak, kırmızı ruj, topuklu ayakkabı, mini etek gibi unsurlar cinsellik nesnesi olarak sunulmaktadır. Bu kırmızı ruj ve mini eteğin seyircinin kafasında cinsellik nesnesi oluşturmasının kadınlar üzerindeki olumsuz sonuçlarını Türkiye maalesef gerçek sosyal hayatta da yaşamaktadır. Bu yanlış sembolik eşleştirme yüzünden erkekler, mini etek giyen kadınları rahatsız ve taciz etme hakkını kendilerinde görmektedirler. Türk televizyon dizilerinde kadın ve erkeğin iş hayatındaki temsillerine bakıldığında ciddi farklar görmek mümkündür. Kadın karakterler sekreterlik, asistanlık, öğretmenlik, aşçılık, gibi mesleklerle ilişkilendirilirken; erkekler daha prestijli, güçlü ve zor lanse edilen yöneticilik, mühendislik, gibi mesleklerle ilişkilendirilmektedir. Çoğunlukla da dizilerde iş yerinde yaşanan romantik ilişkilerde kadın karakterler hep erkek karakterlerin altında çalışmaktadırlar ve bu durum ekrana güç-iktidar ilişkisi olarak da yansıyabilmektedir. Kadınların Türk dizilerinde nasıl değersizleştirildiği, ötekileştirdiği ve birbirlerinden ayrıştırıldığını araştırmanın sonucunda daha bariz bir şekilde göze çarpmaktadır. Toplumsal cinsiyet rol ve kalıplarının çok net bir şekilde görüldüğü Türk dizilerinin senaryoları itibariyle cinsiyetçi olduklarını da söyleyebiliriz. Farklılıkların güzel yönlerinin ortaya çıkarılmasından ziyade ötekileştirilerek ve kategorileştirerek anlatılması, izleyici açısından bir algı oluşturmaktadır. Burada çözüm olarak sunulması gereken senaryoyu yazan kişilerin daha doğru insanlardan oluşması gerekliliğidir. Gülse Birsel bu konuda kalemiyle, cinsiyetçi olmadan ve ötekileştirmeden toplumu eğlenceli bir şekilde yansıtabilmeyi başaran çok önemli bir isimdir. Türkiye gibi televizyon ve dizi kültürünün çok fazla olduğu bir toplumda, insanların boş zaman aktivitelerinin büyük bir bölümünü dizi izlemek oluşturmaktadır. Bu sebeple dizilerin bu toplumdaki yeri ve önemi çok büyüktür. Tabiri caizse diziler, Türk toplumunda algı oluşturma ve yönlendirme konusunda önde gelen unsurlardan birisidir. Bu nedenle bu dizileri doğru insanların doğru şekilde, yanlış ve cinsiyetçi bir algı oluşturmadan yapmaları çok büyük bir önem teşkil etmektedir. Senaryo kalemini yanlış kişiler elinde tuttuğu sürece ülkenin geleceği toplumsal cinsiyet rollerinin iyice belirginleştiği kadının değersizleştiği bir yer haline gelir.

Kaynakça

www.google.com.tr/gorseller

Kayadelen, E. (2010). Toplumsal Değişme ve Kadın: Feminist Teori Çerçevesinde Televizyon Reklamlarının Analizi (1980-2008). (Yüksek Lisans Tezi). Mersin Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sosyoloji Ana Bilim Dalı, Mersin.

Ünlü, D. (2017). Türk Televizyon Dizilerindeki Kadın Rollerine Kadınların Gözünden Bakmak. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi, Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü, İstanbul.

Ünür, E. (2013). Türk Televizyon Dizilerinde Toplumsal Kimliklerin Temsili. Erciyes İletişim Dergisi, Cilt: 3, Sayı: 2, Sayfa:32-42.

25-01-2019
Bilge Serenay Balcı

Bilge Serenay Balcı

Sinema-Dizi

Evdeyken dizi ve film izleyen, evde olmadığımda ise seyahat edip fotoğraf çeken doğayı ve hayvanları çok seven bir dünya vatandaşıyım.

bilge@medyacuvali.com

Diğer Yazıları

Bu yazılar da ilginizi çekebilir