Türk Kültüründe Masal 'Elif Nur Tomruk'

A+ A-

‘Bir varmış bir yokmuş

Evvel zaman içinde kalbur saman içinde…’

Diye başlayan ve sizi çocukluğunuza götüren masal başlangıçlarını elbette hatırlarsınız. Masalı ilk bulan daha doğrusu derleyip yayımlayan Alman Grimm kardeşlere değinmeden Türk kültüründe masalın yerini anlatmak eksik olur.

Bu iki kardeş kendi etnik kimliklerini ararken büyüklerinden dinledikleri masalları derlerler, toplarlar, yazıya aktarılar ve bir kitap haline getirirler. Bu duyan diğer ülkeler bu masalların başka varyantlarını, versiyonlarını, şekillerini kendilerine göre düzenleyip yayımlarlar. Bu sayede Alman, Rus, Çin, Türk gibi birçok masal örneği karşımıza çıkmış olur.

Gel gelelim bize ait olan en eski Türk masalına. Genel algıda en eski Türk masalı Dede Korkut Hikâyeleridir. Adı üstünde hikâyedir lakin biz çocuklara masal olarak anlatırız. Neden masal olarak anlatırıza gelirsek hikâyelerin içinde olağanüstü kişiler, objeler, hayvanlar, cisimler bulunur. Bu da bizim zihnimizde masallarla eşleşir.

Masallar sadece olağanüstü durumları, kişileri, cisimleri vb. gibi şeyleri anlatmazlar. Masallar; bir toplum yapısını, gelenek ve göreneklerini, inanış biçimlerini, ritüellerini, yaşam tarzlarını, sanat ve kültür görüşlerine de değinirler.

 Masallarda yer alan olağanüstü şeyleri günümüzde hala anlam atfederek yaşatmaktayız. Bu şeyler ise; aynalar, elmalar, aksakallı dedeler, mağaralar, atlar, geyikler, ağaçlar, su kenarları…gibi.

Masallar aynı zaman da toplumun başına gelmiş hastalık, savaş, doğal afet gibi durumlara da değinirler.

 Başta yazılı olmayan bu anlatılar toplumların kulaktan kulağa anlatılması ve daha sonrasında ise yazıya geçirilmesiyle bitlikte yaşan birer olgu halini almıştır. Masallar sadece çocukları eğlendirmek amacıyla yazıya geçirilmemişlerdir. Toplumların kendilerinden önce yaşayan atalarından anlattıklarından ders çıkarması niteliğinde daha akılda kalıcı olması için olağanüstülüklere yer verilmiştir. Günümüzde de olduğu gibi her toplum var olmak için diğer topluluklara ihtiyaç duyar. Bu ihtiyaçların doğrultusunda bazen karmaşık ilişkiler kurulur. Bu ilişkiler de savaş-barış, ticari alışveriş, kültürel alışverişler gibi birçok unsuru bulundurduğu için masal anlatıcıları diğer toplumları yermek ya da övmek için masal anlatısına ihtiyaç duyarlar. Yaşadıkları topluluğu katı bir şekilde değil de daha ziyade masal, destan, efsane gibi anlatılarla uyarırlar. Bu durumu sadece yaşadığı toplumu değil diğer toplulukları da uyarmak için yani gözdağı vermek için de kullanırlar.

 Masalların çocuklara anlatılmasının sebebi ise tabii ki onların uykuya dalış sürelerini hızlandırmak değil yaşadığı ve ilişki kuruduğu topluluklar hakkında daha kolay bilgi akışı sağlamaktır.

 Masallar bir topluluktaki kişileri birbirine bağlar, yalnız olmak hissinden uzaklaştırır, iyilerin her zaman kazanıp kötülerin ise cezasız kalmadığını vurgularlar. Bu durum tüm dünya toplulukları için geçerlidir.

 Masallar sadece evlerde değil eski zamanlarda Anadolu da köy kahvehanelerinde Âşıklar tarafından da üç gün üç gece sürecek şekilde de anlatılırlar. Saz eşliğinde içinde bilmecelerin, türkülerin, fıkraların vb. ögenin yer aldığı masallar bulunmaktadır.

 Masallar her zaman bir tekerleme ile başlar ve sonunda ise iyiler kazanır, kötüler kaybeder.

Gökten üç elma düşmüş; birinci elma masalın kahramanına, ikinci elma siz okuyucu-dinleyiciye, üçüncü elma ise anlatıcıya. Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine.

 

 

 

 

18-02-2021
Konuk Blog Yazarları

Konuk Blog Yazarları

info@medyacuvali.com

www.medyacuvali.com

Konuklardan Diğer Yazılar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

ankara psikolog