Toprağın tuzu

Merhaba sevgili fotoğraf severler,

‘Toprağın Tuzu’ belgeselini seyretmiş miydiniz? Ünlü fotoğrafçı, Sebastiao Salgado’nun hayatı üzerine hazırlanmış bir Wim Wenders filmi…

Salgado 90’lı yıllarda, Afrika’nın birçok yerine seyahat eder. Yoksulluk oranının en yüksek olduğu bölgelerinde sağlık hizmetlerinden mahrum insanlara yardım amaçlı kurulmuş bir sivil toplum örgütü olan MSF’e –hani sınır tanımayan doktorlar olarak bildiğimiz-  Goma-Zaire bölgesinde eşlik eder ve doğal kaynak yetersizliğinden dolayı göçe mecbur bırakılmış, açlık ve salgın hastalıktan harap olan insanların yaşamla mücadelelerini tüm çıplaklığıyla belgeler. İnsan yaşamına karşı saygısızlığın gündemi belirlediği ve ölümün sadece lojistik bir problem haline indirgendiği bu vahşet ortamına tüm dünya onun fotoğraflarıyla tanıklık etmiştir ama krizi kökünden çözebilecek etkili uluslararası tedbirler alınamaz ve milyonlarca insan orada hayata yenilirken, tüm vicdanlar susar. Salgado sonunda tükenir, insanlık diye bir kavramın somut olarak var olmadığına ikna olarak Paris’e geri döner. Artık ışığını kaybetmiştir, fotoğraf çekemez.

Can dostu olan eşi Lélia’nın önerisiyle, Brezilya’ya çocukluğunu geçirdiği çiftliğe geri döner ve babasından kalma bir çorak araziyi yeşillendirme çalışmalarına başlar… İlk sene fidanların çoğu ölür, tekrarlanan bir dua gibi, ertesi senelerde fidanlar yeniden dikilir, hayata tutunan fidan sayısı 40,000’e ulaştığında, artık parası tükenmiştir. Kendisine ödül olarak takdim edilmiş olan, titan Leica M7 marka fotoğraf makinesini, bir müzayedede 107.500 USD’a satar ve böylece 120,000 fidan daha dikilir, Instituto Terra’ya…

‘Fidanlar aynı evladım gibi, önce sarıp sarmalamak, beslemek, adım atmasına yardımcı olmak, bol bol konuşmak gerekiyor, ama sonunda tek başlarına okula gidiyorlar’ diye anlatır Salgado o dönemleri.

Hızlıca büyüyen bir kampanyaya dönüşen yeşillendirme projesi, Brezilya’nın Yağmur Ormanlarını baştan yaratılmasına önderlik eder. Ama fidanlar ve Salgado arasındaki etkileşim tek taraflı değildir. Salgado Afrika’da kaybettiği ışığına tekrardan kavuşur ve doğanın muhteşemliğini fotoğraflamak üzere 8 yıl sürecek olan ‘Genesis’ projesine 2002’de başlar.

Karşımıza çıkan kötü olaylar, ışığımızı gölgeleyerek bizi biz olmaktan çıkarabiliyor, zaman zaman. İçimize yansıyan ışık- yani huzur- hevesle çalıştığımız bir günün sonunda, doğayla iç içe, sevdiklerimizle zaman geçirirken, karnımız ve gözümüz tokken, dini ibadetler, ulusal törenler veya ailevi kutlamalar sırasında yani kendimizi güvende hissettiğimiz anlarla besleniyor. Güven huzuru, huzur mertliği ve sevgiyi doğuruyor.



Bizden dışarıya yansıyan ışık, diğer adı –vicdan-, peki o nasıl besleniyor sizce?

Bence öncelikle sanat kanalıyla. Bir romanı okurken, kaç karakterle tanışıp, dost oluyoruz, oyundaki suçluyu tahmin ediyoruz, filmin en can alıcı sahnesinde, bildiğin ağlıyoruz ya da hoşumuza giden bir beste bizi, hasret kaldığımız duygulara götürebiliyor. Başarılı bir fotoğraf sanatçısı için ise, kullandığı makine bir mikrofon ve hayatımızla hiçbir noktası kesişmeyen o fotoğraflar, varoluşlarını haykırıyorlar ve biz de duyabiliyoruz, eğer vicdanımızı yeteri kadar besleyebildiysek…

Bugün paylaşmak istediğim fotoğraf, 2016 yazında, Arusha-Tanzanya’da güneş enerjisi konusunda hazırladığımız bir yaz okulu sırasında yaptığım bir geziden. Lake Natron kıyısında bir Masai. Neden Salgado’yu konu edip, kendi fotoğrafını paylaşıyor diye düşündüyseniz, hemen söyleyeyim: Yeteri kadar acı habere tanıklık ediyoruz gazetelerimizin üçüncü sayfasında, bir de maziyi deşmeyelim…

 

Enerjiniz yüksek, ışığınız bol olsun,

Selamlarımla,

Elif Ülkü Arıcı

07-07-2018
Elif Ülkü Arıcı

Kadrajdan Yansımalar

Elif Ülkü Arıcı

İstanbul Teknik Üniversitesi, öğretim üyesi

Işığımız bol, enerjimiz yüksek olsun... Selamlarımla Doç. Dr. Elif Ülkü Arıcı

elifarici@medyacuvali.com