Toplumun Kabul Etmediği Adam: Yabancı

A+ A-
 “Tabi umut, koşup giderken bir sokağın köşesinde daha kurşun havadayken vurulup ölmekti.''
“Anam ölmüş bugün. Belki de dün, bilmiyorum” varoluşçuluğun edebiyattaki belki de en önemli eserlerinden biri olan Yabancı’nın giriş cümlesi, ilk okuduğumda beni inanılmaz etkilemişti. Cümlenin ifade ettiği inanılmaz ağırlık Camus’un kendine has vurdumduymazlığıyla dile gelmişti adeta. Ebeveynlerinden birini kaybetmenin verdiği o acı dolu deneyim ve ölümün kendine has sadeliği Camus’un kaleminde hayat bulmuştu. Saçmalık kavramının ahenkli bir dille ortaya atıldığı hikâye, annenin ölümüyle başlar. Romanın başkahramanı Meursault’un önceki hayatına dair hiçbir şey bilmeden başlarız okumaya. Nasıl biridir sahi Meursault? Romanın bunu anlatma amacı yoktur. Sadece bir olaya odaklanır ve olay üzerinden devam eder hikâye. Annesinin ölüm haberini alan ve bu haberi alınca son derece umursamaz davranan kahramanımız aslında okurlara Camus’un hayata bakış açısını da az çok göstermiş olur. Ölümle biten yaşam saçmadır der Camus ve devam eder; Ama ölümle bitiyor diye kapayacak mıyız gözümüzü dünyanın güzelliklerine… Kahramanımız Meursault’da kapayamaz gözlerini bu dünyanın güzelliklerine. Annesinin ölümünü son derece normal bir şeymiş gibi karşılar. Ölüm dediğimiz şey de aslında normal bir şeydir Camus’a göre. Annesinin ölümüne son derece soğukkanlı bir bakış açısıyla yaklaşan kahramanımız karşılaştığı insanlara annesinin ölümünün kendi hatası olduğunu söylemesi de aslında verdiği vicdani savaşın da bir kanıtıydı adeta. Annesini gömdükten sonra aslında yaşadığı yere geri dönen Meursault’ı, cenaze sebebiyle patronundan aldığı iznin keyfini sürerken görürüz. Cenazenin üzerinden bir gün bile geçmeden denize giden ve ardından kız arkadaşı Marie ile birlikte sinemaya gider. Meursault’un yakasındaki siyah boyunbağını gören Marie, ona yasta olup olmadığını sorar. Meursault’dan ” Anam öldü,” cevabını alan genç kadın kısa süreli bir şok geçirir. Karşısındaki adam nasıl bir adamdır? Marie’nin tepkisi karşısında bunun kendi suçu olmadığını söylemek ister. Ama faydası yoktur artık her insan az buçuk suçludur. Öyle düşünür Meursault… Kısa süreli izinden sonra işine dönen kahramanımızın hayatı normal seyrinde devam eder ta ki arkadaşlarıyla eğlenmek için bir deniz kıyısına gidene kadar. Kumsalda arkadaşlarıyla gezinen Meursault orada karşılaştıkları bir grup fellahla kavga eder. Kavganın sonu hiç de iyi gitmez. Meursault’un yakın arkadaşı Raymond bu kavga bıçaklanarak yaralanır. Ekip oradan uzaklaşır. Ancak iş burada bitmez. Aslında intikamcı bir yapısı olmayan Meursault odasından Raymond’un silahını alır ve sahile geri döner. Kendilerine saldıran fellahı orada otururken gören Meursault silahını doğrultur ve ateş eder. Bir el ateş ettikten sonra kendini durduramayıp fellahı öldürene kadar ateş eden Meursault, hapse düşer.


Yargılanma süreci başlayan kahramanımızın Arap’ı neden vurdun’la başlayan davası “Annenin ölümüne neden üzülmedin?” sorgulamasına kadar devam eder. Annesinin ölümüne bile üzülmeyen bir adamın içinde bir vicdan kırıntısı dahi olmadığını savunan savcı amacına ulaşır ve Meursault idama mahkûm edilir. Romanın ismi de buradan gelir aslında. Annesinin ölümüne üzülmeyen adam bu toplumdan değildir. Bir yabancıdır. Romanın içerisinde cinayet soruşturmasıyla başlayan ve gittikçe bir iç muhakemeye dönüşen mahkeme aslında bir “kabullenme” aşamasıdır. Psikolojide yas sürecinin anlatan en iyi modellerden biri olan “Kübler-Ross” modeline de bir ışık yakılır burada. Yasın son evresi olan kabullenme bu iç muhakemeyle birlikte aşılır. Romanın buradan sonraki kısmı aslında bir dönüm noktasıdır. Romanda Camus’a dair pek çok da iz bulunmaktadır. Babasını hiç tanımayan kahramanız aslında babasını bir yaşındayken kaybeden Camus’un romana bir yansımasıdır. Hücresinde idamı bekleyen kahramanımızın kendisine yardımcı olmak için gelen rahiple yaşadığı ideolojik çatışma Camus’un da ideolojik yönelimini okura sunar. Kendini kutsamak için gelen rahibi döven Meursault, Tanrı’nın var olmayışına duyduğu öfkeyi rahibe yansıtır. İdam yaklaşırken hücresinin küçücük penceresinden “saçma” dünyaya son kez bakarken Meursault’ın garip hikâyesi burada biter.


Her insanın hayatının bir döneminde muhakkak okunması gereken kült eserlerden biri olan Yabancı, Camus’un kendi yarattığı bir ütopyanın çok güzel bir örneğidir. Tercih edilen yalnızlığı çok güzel bir şekilde ifade eden Meursault, aslında Albert Camus’un da kendiyle hesaplaşması romana bu şekilde yansır. Romanı diğer kitaplardan ayıran ilginç bir ayrıntı daha vardır. Kitabın son sayfası sadece aynaya tutularak okunabilir. Bu da okurlara Camus’un toplumun kurallarını reddettiğini okuruna göstermesidir aslında. Herkesin yaptığı şeyi yapmamak herkesin düşündüğü gibi düşünmemek Camus’un ideolojik yapısını oluşturan en önemli öğelerden de biridir aynı zamanda. Bu topluma uymama düşüncesini Meursault’a da yansıtır Camus. Kahramanımızın idam kararı alındığında ''adam öldürdüğüm için değil; annemin cenazesinde ağlamadığım için idam ediliyorum.'' demesi bunun en güzel örneğidir.


Topluma uymayan tüm Yabancıların romanıdır Camus’un Nobel ödülü kazandığı bu başyapıt. Toplumu tümüyle reddeden ancak bunu reddederken bile toplum tarafından yalnızlaştırılan bireyin “saçma” normlara uymamasını gösterir Camus bizlere.  Kendisi de depresyon hastalığının pençesinde genç bir yazar olan Camus okurlarına saçma kavramını ve dünyanın anlamsızlığını Meursault üzerinden gösterir. İlk kez lisedeyken okuduğum ve varoluşculuk kavramıyla tanıştığım bu muhteşem eseri geçtiğimiz günlerde tekrar okuma fırsatı buldum. Kitabı ikinci kez okuduğumda yine aynı şekilde etkilendiğimi farkedince Camus'unun bu iç depresyonu ne kadar güzel yansıtmış olduğunu da tekrar görmüş oldum. Okuduğum kitaplar arasında bende çok farklı bir yeri olan bu kitabı umarım siz de okuduğunuzda aynı duyguları hissedersiniz. 
Şimdilik sizleri bu etkileyici romanla başbaşa bırakıyorum,
Sevgiyle kalın...
“ Her şey ben araya girmeden olup bitiyordu. Kaderim benim fikrim alınmadan yazılıyordu.”

Kaynakça

Albert Camus- Yabancı 

Görseller: unsplash.com/photos

09-06-2020
Şeyma Bacın

Şeyma Bacın

Psikolog

‘’İsterseniz kitaplıklarınıza kilit vurun, ama zihnimin özgürlüğüne vurabileceğiniz ne bir kilit var ne de bir sürgü, ne de kapatabileceğiniz bir kapı.’’

                                                        Virginia Woolf

seymabacin@gmail.com