Süt Kadar Beyaz Şehir: Kars

A+ A-

Zamanın birinde kimden ve neden kaçtığı bilinmeyen Kosmos ve ümitsiz bir aşkın peşinden yollara düşen Bekir için bir durak; köklerinden koparılan Mişka için ise kök salabileceği bir toprak olan kadim şehir Kars’a benim de yolum 2015’te düştü.

Zeki Demirkubuz filmi olan Kader’i izleyip Bekir ve Uğur ile tanıştığımda yıl 2013’tü. İkisi de saplantılı ve çaresizce sevdikleri için şehirden şehre savrulmuşlardı. Uğur, sevgilisi Zagor için Bekir de bu hayatta inandığı tek şey olan Uğur için Kars’a gitmişti. Bir gece nöbetçi eczane aramak için evden çıkan Bekir’in nasıl ki o gece aklında Kars’a gitmek yoktuysa ben de Kader’i izlerken Kars’a gitmeyi hiç düşünmemiştim.


Reha Erdem’in yazdığı ve yönettiği Kosmos filmini izlediğimde ise yıl 2014’tü ve ben henüz 19 yaşındaydım. Yaşama ve insana dair birçok soruyu kendime sormamı sağlayan bu filmde Reha Erdem, insanın saf iyi veya saf kötü olmadığını hem iyi hem de kötü olabileceğini anlatırken mekân olarak Kars’ı seçmiş zamanı ise meydandaki saat kulesinde dondurmuştur. Türkiye sineması için şimdiden kült olan bu filmi izlerken aklımda tek bir şey vardı: Kars’a gitmek.

O zamana kadar Doğu Ekspresi’ne dair bilgilerim çok azdı; fakat kısa bir araştırma yapınca fark ettim ki Kars’a ulaşmanın en büyülü yolu bu tren hattıydı. Benimle bu yolculuğa çıkmasını istediğim arkadaşlarımla planlar yaptık ve para biriktirmeye başladık.

Bir dönemlik bekleyişten sonra bütünleme sınavlarını da verip 02.02.2015 tarihinde Ankara’dan çıktık yola. 25 saat sürecek bu yolculukta kuşetli vagonda iki kişiydik. Tren Kayseri’ye vardığında bu yolculuğa çıkma kararının çok doğru bir karar olduğunu anladım. Erciyes Dağı ve onun eteğinde kurulmuş şehir bembeyazdı. Bu muhteşem manzara kalan yolculuğun fragmanı gibiydi. Yolculukta vakit geçirmek için seçtiğimiz filmleri izlemeyi erteletecek kadar güzeldi geçtiğimiz yollar ve durakladığımız istasyonlar. Gecenin ve yolculuğun ilerleyen saatlerinde ise Pedro Almadovar’ın psikolojik gerilim filmi La Piel Que Habito ve Güney Kore yapımı komedi filmi olan Hellowoo Goseuteu filmlerini izledikten sonra tren sesi eşliğinde uyuduk.

Sabah uyandığımızda Sivas’a varmıştık. Sivas’ın ardından Erzincan, Erzurum, Sarıkamış derken gözümü bir açtım karşımdan karlı dağlar geçiyor bir daha açtım arkadaşım: “ Kalk Lütfiye” diyor “Kars’a geldik.”

Kars tren garına vardığımızda hem 25 saatte sahiplendiğimiz kuşetli odamızdan ayrıldığımız için hüzünlüydük hem de hiç bilmediğimiz uzak bir şehre geldiğimiz için endişeliydik. Kalacağımız öğretmenevini bulmak için Kars’ın sokaklarında yürümeye başlayınca endişe yerini mutluluk ve heyecana bıraktı. Odaya yerleştikten sonra yemek için tavsiye üzerine yakınlardaki bir lokantaya gittik. Amacımız meşhur kaz etinden yemekti ama mönüde yazan fiyatı görünce Kars kazının çok da lezzetli olmayacağını düşündük J Bütçemiz için en doğru yemeği seçip Kars’ın aşıklık geleneğini sürdüren bir aşıktan bizim adımıza yazdığı manileri dinledik. Odamıza döndüğümüzde gezimiz için bir rota oluşturduk.

Sabah Kars kaşarı ve balı ile kahvaltımızı yapıp başladık gezimize. Lapa lapa yağan kar havadaki soğuğu kırmıştı ya da Ankara’nın ayazına alıştığımız için soğuk bizi zorlamamıştı. Kars merkezde gezerek Kars Kalesi’ne varmayı planlamıştık. Merkezde bulunan ve içlerinden sanki her an Tolstoy çıkabilirmiş gibi duran Rus mimarisi ile inşa edilmiş binalar bizi fazla etkilemiş olacak ki Kale’ye giden yolu şaşırdık. Kale’ye güvenli ve kolay ulaşılabilen yoldan değil de Kale’yi fethe gidiyormuşçasına zor ve tehlikeli olan yoldan gittik. Çekilen çileye ve yaşanılan korkuya değdi ve herkesin ön kapısından girdiği Kale’ye arka kapısından da olsa ulaştık. 1153 yılında Saltuklu Sultanı tarafından yaptırılan Kale’nin içine girdiğimizde tüm Kars beyazlar altında karşımızdaydı. Biraz bu manzaranın tadını çıkardıktan sonra buradan ayrıldık.

Kaleden sonra, 932-935 yılları arasında yaptırılan eski adı Havariler Kilisesi, 1918’den itibaren de yeni adı Kümbet Camii olan ibadethaneye gittik. Bölgedeki çok kültürlü yapıyı kendi bünyesinde toplamış bu eser sade fakat bölge tarihine dair birçok şeyi anlatan bir mimariye sahip. 937 yılında Ermeni Kilisesi, 1064’te cami ardından Rus Ortodoks Kilisesi ve tekrar camii olan bu yapıda tüm bu dinlerin izini görmek mümkün. Kümbet Camii’nin bakımını ve korunmasını üstlenen görevli ile sohbet ettiğimizde de anladık ki ataları bir zamanlar Kars’ta yaşamış olan turistler için de oldukça etkileyici bir yapı Kümbet Camii. Görevli abi ile yaptığımız sohbette Kars’ta yaşayan kültürlere dair birçok şey öğrendim ve en önemlisi “Deli Deli Olma” filmini mutlaka izlememi söyleyen bu abiden çok güzel bir film tavsiyesi almış oldum. Yaşadıkları topraklardan inançları yüzünden sürgün edilen Malakanlar'dan biri olan Mişka'nın hayatını konu alan bu filmi döner dönmez izleyecektim.

Kümbet Camii’nin önünde tanıştığımız ve bizimle aynı trende yolculuk ettiğini öğrendiğimiz bir grup ile Çıldır’a gitmeye karar verdik. Kars’tan Çıldır’a kalkan son servis aracı ile Çıldır’a vardık. Çıldır merkezinden donmuş Çıldır Gölü’ne ise taksi ile ulaştık. Karla kaplı şehir manzarası trenden itibaren artık gözümüzün alıştığı bir manzara olmuştu. Ama Çıldır Gölü’ne vardığımızda tekrar büyülendik. Sürekli düşüp kara saplanmamış olsaydım keyfini daha güzel sürebileceğim müthiş bir gezintiye çıkmış olacaktım donmuş göl üzerinde. Çıldır’a gelmişken ve çok acıkmışken sarı balık yemeden dönmek de olmazdı.  Açıkçası bu balığı tatlı su balığı sevmememe rağmen çok beğendim.  Göl kenarındaki balıkçıda balıklarımızı yedikten sonra güneş batmak üzereyken göle karşı çay içtik. Hala içtiğim en güzel çay, bu çay olabilir. Çıldır’dan Kars’a, toplu ulaşım bittiği için, taksi ile döndük. Taksici abinin türküleri eşliğinde keyifli bir geri dönüş yolculuğu oldu.

Kars için sadece bir günümüzü ayırmıştık ve dönüş biletlerimizi Kars’a gitmeden almıştık. O günü de Kars şehir merkezi ve Çıldır Gölü’ne ayırınca Ani Harabeleri’ ni gezemeden dönmüş olduk. Kars için bir günün yeteceğini sanmamızda tam olarak bir gezi planı oluşturmamış olmamız en büyük etken. Fakat bir diğer etken de “Amaan Kars’ta gezecek ne var?” “Niye gidiyorsunuz ki Kars’a?” diyen yakınlarımızı birazcık da olsun ciddiye almamız olabilir. Neyse ki çok ciddiye almamışız. Ani Harabeleri’ne gidememenin verdiği hüzün ile bindiğimiz dönüş treninden Kars’a gitmiş olmanın verdiği mutlulukla indik.

Döndükten sonra Deli Deli Olma filminin açılış sahnesini izlerken de yine Ani’ye gidemediğimiz için pişman oldum. Hala bu pişmanlığı yaşıyorum ama Doğu Ekspresi bilet fiyatlarına bakınca bu pişmanlık yerini yine mutluluğa bırakıyor. Güncel bilet fiyatlarının sadece onda birini verip bu eşsiz yolculuğu yapmış olmak yastık altında altın saklamış olmaktan daha kârlı J

Kars’ta bütçemizi zorladığı için yiyemediğimiz kazı beş yıl aradan sonra 2020’ye girerken evde kendim yaptım. Kurutma işlemini geleneksel şekilde yaptığımız elmalı kaz tarifi için:

Malzemeler:

  • Bir tane temizlenmiş bütün kaz
  • Kazı tamamen tuzlayacak kadar tuz
  • 3 adet yeşil elma
  • 2 adet kırmızı soğan
  • 5-6 dal taze biberiye
  • 2 adet defne yaprağı
  • 2 tatlı kaşığı taze çekilmiş karabiber

Yapılışı:

  • Bütün halindeki kaz içini ve dışını kaplayacak şekilde tuzlanır.             
  • Tuzlama işlemini yaptıktan sonra kaz kuruması için en az bir gün boyunca balkonda soğukta bekletilir. (Ben aralık ayında yaptığım için balkonda bekletebildim dolayısıyla bu tarifi kışın denemek gerekir.)
  • Böylece kurutma işlemi yapılan kaz, bütün halinde düdüklü tencereye alınır ve üzerine yarısına gelecek kadar su koyulup yarım saat pişirilir.
  • Elmalar ve soğanlar iri küpler halinde doğranır ve karabiber ile harmanlanır. Ardından bunlar biberiye ve defne yaprağı ile birlikte kazın içerisine doldurulur.
  • Düdüklü tenceredeki kaz yağı bulunan sudan kazın üzerine ve içerisine gezdirilir ve kaz pişmek üzere önceden ısıtılmış 200 derecedeki fırına verilir. Yaklaşık 1 saat sonra üzeri kırmızı olan kaz fırından alınır.

Afiyet olsun.


Kaynakça

https://kars.ktb.gov.tr/

https://www.imdb.com/title/tt0875595/?ref_=nm_knf_i2

https://www.imdb.com/title/tt1371574/?ref_=nm_knf_i2

https://www.imdb.com/title/tt1368068/?ref_=fn_al_tt_1

https://listelist.com/reha-erdemin-kosmos-filmi/

09-04-2020
Lütfiye Şahin

Lütfiye Şahin

Gastronomi-Sinema-Seyahat

1995 yılında Samsun’da doğdum. Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden 2017 yılında mezun oldum. Farklı kültürlere olan merakımı seyahat ederek, film izleyerek en çok da yeni tatlar deneyimleyerek gidermeye çalışmaktayım. Ruhunu yedinci sanat ile karnını ise mutfak sanatı ile doyuran amatör bir aşçıyım.

lutfiyee.sahinn@gmail.com