Sosyal Statünün Çocuklar Üzerindeki Etkisi

A+ A-

İnsan sosyal bir varlıktır. İnsan en başından beri belli bir toplum içinde bir arada yaşamaktadır. Kurduğu toplumsal ilişkiler doğrultusunda birey diğerlerine göre kendi davranışları kontrol eder ve düzenler. Toplumda bir arada yaşamak fedakarlık ister. Bu yüzden bir diğerinin bize benzemesini isterken diğeri de bizim ona benzememizi ister. Dolayısıyla kendimizi toplum içinde önemli bir konumda tanıtabilmek için statü ve ün birey için önemli bir hale gelmiştir. Statü bireyin toplumdaki sosyal pozisyonudur. İnsanların sahip oldukları farklı statüler diğer insanlarla iletişimi etkiler. Her bireyin birçok statüsü olduğundan aynı topluluk içinde birçok iletişim ve ilişki biçimi oluşur. İnsan toplum içinde cinsiyetleri, meslekleri, ekonomik ve kültürel durumlarına göre farklı statülerde farklı davranışlar sergilerler. Bazı durumlarda ise bireyler eşit konumdadır. Bunun belirleyici statüdür. Örneğin akran grubu içinde yer alanlar, aynı meslekte veya aynı unvana sahip olan kişiler aynı statüde yer alırlar. Statü bireyler arasında eşitlik sağladığı gibi eşitsizlikleri de beraberinde getiri. Toplumda insanlar cinsiyetlerine, meslek türlerine, fiziksel durumlarına, ekonomik düzeylerine, eğitimlerine göre eşitsizliklere maruz kalırlar. Toplumdaki bu eşitlik veya eşitsizlik durumu bireyler arasında alt üst ilişkisini oluşturur. Dolayısıyla bireyler üst statüde kişilerle iletişim kurarken daha itaatkâr davranışlar sergilerken kendisiyle eşit veya alt statüdeki bireylerle iletişim kurarken daha rahat davranışlar sergilerler.

Toplumsal hayatta statü elde edilmesi bazen bireylerin kontrolü dışında gelişen bir olaydır ve hayat boyu devam eder. Bu duruma örnek olarak doğarken belli bir cinsiyet ile var olurken aynı zamanda toplumdaki bu cinsiyete ait kalıpları da üstlenmiş oluruz veya içine doğduğumuz ailenin sosyo-ekonomik veya eğitim durumuna göre seçemediğimiz bir statü elde etmiş oluruz. Örneğin soylu bir ailede doğmak bizi üst sınıf statüsüne ait olmamızı sağlar. Bu yüzden diğer statüdeki bireylerle olan iletişimimiz daha doğmadan belirlenmiş olur. Bireyin kontrol etmeden kazanmış olduğu bu statüye edinilmiş statü denir. Edinilmiş statü bireyin doğumundan itibaren başlayıp hayat boyun eğmeden devam eder. İnsanlar bazen de statüyü kedini istek ve çabalarıyla elde ederler. Buna da kazanılmış statü denir. Örneğin yeteneklerimiz doğrultusunda ya da aldığımız eğitime göre bir meslek grubu içinde yer almamız bireyin statüsünde belirleyici rol oynar.

Tarihsel Süreçte Çocukluk Tanımı

Tarihsel bağlamda toplumlar çeşitli değişim ve dönüşümlere uğramıştır. Bundan en çok etkilenenlerden biri de toplumun temel taşlarından biri olan çocuktur. Toplumun değişimi ile birlikte gelen politikalar, haklar çocuğa yüklenen anlamları değişime uğratmıştır. Çocukluk kavramı uzun yıllar boyunca henüz yetişkin olmamış, kendi kararlarını alamayan bir geçiş dönemi olarak tanımlanmıştır. Çocukluğa geçici bir kavram olarak bakılmış ve bağımsız olarak görülmemiştir. Orta Çağ'da çocuklara gösterilen ilgi sınırlı olmakla birlikte burjuvazinin ortaya çıkması, çocuklara ilişkin algının değişmesine neden olmuş, paralelinde bilimde meydana gelen ilerlemeler ile bugünkü çocuk ve çocukluk anlayışının temelleri oluşmuştur.

Tarihsel bağlamda sosyal güvenlik çocuklar için aile üzerinden tanımlanmaktaydı. Fakat şu an sosyal güvenlik ebeveynler üzerinden değil de 18 yaş ve üzeri bireyler üzerinden devletin bu bireylerin primlerini ödemesiyle gerçekleşmektedir.

Toplumsal Statü ve Çocuk

Sosyal statünün çocuk üzerindeki etkilerine bakacak olursak aynı yaş grubundaki çocuklar hemen hemen biyolojik ve fiziksel olarak aynı özelliklere sahipken ailelerinin bulunduğu sınıflardan dolayı çocukların çok farklı çevreler içerisinde büyüdüklerini, farklı sosyal statülerden dolayı sahip oldukları imkanların farklılaştığını ve bu farklılıklardan dolayı çocuklar arasında bir eşitsizlik olduğunu görebiliriz.

Sosyal statüye bağlı olarak çocuklar üzerinde ve çocuklar arasında belli başlı eşitsizlikler oluşmuştur. Bu eşitsizlikler çocukların aldıkları eğitimin kalitesi veya eğitime ulaşabilme olanakları, kendilerini geliştirebilme düzeyi (yabancı dil, müzik, spor, sanat…), çocukların gelişim düzeyleri (fiziksel özellikleri ve zihinsel becerileri) gibi faktörler eşitsizliklerin oluşmasında etkili olmuştur. Bir toplum içerisinde eşitliğin kurumsallaşmasına dair kamusal eğitime atfedilen birden fazla toplumsal rolden söz edilebilir.

Çocuklar arasındaki toplumsal eşitsizlikler ailelerinin ait olduğu toplumsal statüye bağlı olarak gelişen çocukların yer aldığı mekanlar, gittiği okullar, konuşma biçimleri ve hatta kıyafetleri üzerinde topluda görünür olarak karşımıza çıkmaktadır. bu eşitsizlere bağlı olarak akran grupları arasındaki  dışlanma, ayrımcılık gibi davranışların oluşmasına sebep olmaktadır. Çocuklar da tıpkı yetişkinler gibi çeşitli alanda istek ve beklentilerde bulunmaktadırlar. Çocukların bu isteklerinin karşılanıp karşılanmaması ailelerinin ekonomik düzeyine göre belirlenip yine ekonomik statünün gösterimi haline geliyor. Bireyler aslında çocukluk dönemlerinden itibaren insani içgüdü olan hep daha fazlasını isteme durumundan dolayı yaşadığımız dünyada hâkim olan kapitalist sistemin birer unsuru haline gelmektedir. Kapitalist sistem lüksü dayatıyor böyle bir durumda alt sınıfa mensup ya da üst sınıfa mensup çocuklar arasında istekler benzerlik gösteriyor. Bu da bize gösteriyor ki popülarite temel ihtiyaçların önüne geçiyor ve bizi kapitalist sistemin içine çekiyor.

Ailelerde ait oldukları sosyal statüleri çocukları üzerinden göstermektedirler. Bu gösterim çoğu zaman çocukların aldıkları eğitimin kalitesini ortaya koyarken, çocuklarının spor, sanat gibi aktivitelere yeterli kaynağı ayırabilmeleri üzerinde yani daha çok maddi gücün sergilendiği bir gösterimden bahsedebiliriz. Çocukların ilkokul hatta kreş dönemlerinde bile ailelerin çocuklarının doğum günlerini arkadaşları ile kutlamasını sağlayacak doğum günü partileri düzenleyerek kutlaması bile aslında ailenin ekonomik gücünün dolayısıyla statüsünün bir göstergesi halini almasını sağlıyor. Bu durumda aileler hem kendilerini hem de çocuklarını statüsel bir yarış içine sokmaktadır. Çocuklar aynı ortamda bulunsa hatta arkadaş olsa dahi kendi aralarında bir yabancılaşma yaşamaktadırlar. Üst sınıfa ait bir çocuğun sahip olmuş bir meta alt sına mensup bir çocuğun ailesinin gelirinden çok daha fazladır bu da çocuklar arasında statü farklılıklarını meydana getirmektedir. Bunlara ek olarak aileler kendi statülerinin gösterimi olarak bazı durumlarda kendi çocuklarını ön planda tutabilirler. Günümüzde sosyal medyada veya çevremizdeki çocuklara bakacak olursak ebeveynler kendilerinin küçük bir kopyası olarak çocuklarını görmektedirler. Bunu örneklerini sosyal medyada çocuklarını kendiyle aynı kıyafetleri giydiren ebeveynlerden görebiliriz. Bunun tarihsel süreçteki gösterimi orta çağdaki çocukluk anlayışıdır. O dönemde de çocuk küçük yetişkin olarak görülmekte çocukluk diye bir algı oluşmamıştı. Günümüzde böyle bir çocukluk tanımı olmasa da çocuklar üzerinde bu gibi statü gösterimleri çocukların psikolojik gelişimi ve toplumsal ilişkileri bakımında olumsuz sonuçlara neden olabilir.

Toplumdaki kalıplaşmış sözlerden anlaşıldığı gibi aslında günlük dilde bile sınıf ayrımı açık bir şekilde görülmektedir. Bu söylemlerden alt sınıfa ait bir çocuk şımarık olarak nitelendirilirken üst sınıfa ait çocuk hiperaktif olarak nitelendirilmiş bu da çocuklar arasında aynı davranışın toplumsal söylemlerde sınıflar üzerinden ne derece farklılaştığını göstermektedir. Buna benzer bir söylemde panik atağın zengin hastalığı olarak görülmesidir. Toplumsal hayattaki statünün getirmiş olduğu eşitlikler günlük hayata yansımış ve bu eşitsizlik söylemler üzerinden kendine yer bulmuştur.

Çocuklar içine doğdukları sınıfın getirdiği statünün tam olarak farkında olmasalar bile ebeveynlerden beklentileri, sahip oldukları ve sahip olmak istedikleri metalar toplumsal hayatta farklı şekilde kendini göstermektedir. Çocuklar arasındaki eşitsizlik çocukların bulundukları konumu ne derece içselleştirdiğiyle bağlantılıdır. Bu da bize gösteriyor ki aslında çocuklar sahip oldukları statüyü ve yaşadıkları eşitsizlikleri çok fazla içselleştirmişlerdir bu içselleştirmeyi en basit haliyle günlük kullanımdaki herhangi bir söylemde görebilmekteyiz.

Sonuç olarak çocuklar arasında statüden kaynaklı eşitsizliklere bakılacak olursa toplum içinde çocukların yaşadıkları bağlama ve sahip oldukları statüye yönelik sınıflama yapıldığı görülmektedir. Çocuklar için toplumsal hayatta ciddi ölçülerde eşitsizlikler olduğunu ve bu eşitsizliklerin birden çok bağlamda gözlenebilmektedir. Bu eşitsizliklerin artmasındaki en etkili unsurlar eğitim durumu ve ekonomik durumdur. Eğitim her çocuğun hatta her insanın hakkı olduğu için bu konuda yapılan politikalar artırılmalı ve eğitimle birlikte çocuklar için mevcut olan eşitsizlikler azaltılmalıdır. 


Kaynakça

https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/kara-tastan-deniz-kiyisinda-atlayan-yesil-murettebat-yaka-gomlek-giyen-cocuk-939702/

https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/merdivenlerde-oturan-uc-cocuk-1212805/

12-05-2021
Gülden Erden

Gülden Erden

Sosyolog

2020 yılında Yıldırım Beyazıt Üniversite’si Sosyoloji bölümünden mezun oldum. Yazılarımı suç ve hukuk sosyolojisi, aile sosyoloji, gençlik sosyolojisi, iktisat sosyolojisi toplumsal cinsiyet, çevre sosyolojisi ve sürdürülebilirlik üzerine daha ağırlıklı olarak yazacağım. Yine yazılarımda gündelik hayatta karşılaştığımız olay ve olguların değerlendirmesini de bulabilirsiniz. Yaşadığımız toplumu ve dünyayı algılamada ayna olabilecek içerikler üretmeyi amaçlıyorum.

gldn.erdn22@gmail.com

ankara psikolog