Sosyal Medyada Mahremiyete Sığınışımız

A+ A-

Kitleler arasında ilkel şartlarda oluşan iletişim, günümüzde sınır tanımayıp herkesle aynı anda aynı bilgileri paylaşabilecek duruma geldi. Buna en büyük katkıyı kim sağladı? derseniz, “Tabiki internet” derim. İnternet ; bilgisayarların ve cihazların bir ağ dahilinde bağlantıda olmasını sağlayan bir iletişim aracı. Gelişen teknoloji ile beraber internet sadece bir iletişim aracı olmaktan çıkıp kitlesel ve bireysel ihtiyaçlarımızın karşılanması için elimize esir düştü. Bu ihtiyaçlarımız doğrultusunda yeni kavramlar oluştu. Bu kavramların en mühimi olan “Sosyal Medya”  bizim de asıl konumuzun can damarı oldu.

Bu kavramın oluşmasıyla elimize esir düştüğünü sandığımız internet, evimizin penceresinden süzülerek içeri girdi ve beraberinde sosyal medyayı da alıp karşıdaki koltuğa kuruluverdi. Şimdi karşı koltuktaki sosyal medya için bizler bir kullanıcı rolünde olup, kendi kişisel alanlarımızı –esnek kurallar dahilinde- yaratabiliyoruz. Burada bilgi, tecrübe ve iş paylaşımı yapmakta olduğumuzu sanıyoruz. Çünkü buradaki paylaşımlar bulunduğumuz ortamın önyargılarından bile çekinerek koruduğumuz özelimizi içinde barındırıyor. Sınırlarını bizim belirlediğimiz yepyeni bir yaşam başlıyor ve bu yaşam bizim mahremiyetimiz oluyor.

“Mahremiyet kişinin özeli ile ilişkilendirildiğinde; o kişinin özel hayatı, ona ait, onun gizli hallerinden oluşuyor”

Araya kitapvari cümlemizi de koyduktan sonra şu anki algımıza göre konuya iki yönden değinelim:

1-     Eski Kulak Sahipleri

Evrenselleşen sosyal medyadaki evrensel mahremiyet algısından yararlanıp kendi özelimizi sosyal medya da seve seve paylaşırken konu başkalarının paylaşımlarına gelince de dışarıdan bir göz olmak yerine içeriye kulak kabartıyoruz. Kim ne yapmış? Nerde ne yemiş? Diye düşünürken klavyemizden de döktürüyoruz. Bunu yaparken karşı tarafın duyduğu hezimeti göz ardı edip kendi hayatımıza devam ediyoruz. Konu bize gelince mahremiyete özen gösteren kulağı kesiklerden oluyoruz. Kısaca kaçtığımız kültürel mahremiyet algısından, sığındığımız evrensel mahremiyetin arkasına geçerek “Canım nasıl isterse” modunda takılıyoruz.

Kendi paylaşımlarımızda ise sosyal medyanın üç maymunu oynamasını istiyoruz.

Peki sosyal medya bizi dinler mi?

Ah, canı isterse modu açık kalmış.

Neyse…

Gelelim diğerine;

2-     Asıl Kulak Sahipleri

Karşı koltukta oturan sosyal medya şöyle bir yayıla dursun. Bizi bir sinema gibi izlesin. Kafasına uymayan bir şey olduğunda da tak filmi yarıda kessin. Neden mi? Çünkü sahneyi figüranlardan temizlemek lazım.

Bizim oyunculuğumuzu beğenmeyip “Açılın ben geldim” demenin yolu topluluk kurallarına uygun davranışlar, çerez politikaları gibi belli bir dizi uyarılardan geçiyor. Bu uyarılar ve kurallar bütünü attığımız adımlar sayesinde şekilleniyor. Attığımız adımlarla belli datalar oluşuyor ve denildiğine göre bu datalar gelecek sürümlerin iyileştirilmesi için bir yerlerde toplanıyor. Tabi farklı amaçlar için de kullanıldığını az çok bir yerlerden duymuşsunuzdur. Onlara hiç değinmiyorum.

Benim iznimle toplanan veriler bir sonraki nesile yetişmek için bir prototip haline geliyor. Bu prototip benim mahremiyetimden oluşuyor ve ben bunu istediğim ölçüde kullanırken izin verdiğim uygulamalar da bunu kullanmak istiyor.

Durumu özetlediysek, akıllara hemen şu soru gelsin; Peki ne yapalım, neyi kimden gizleyelim?

Bizlerin en temel sorunu -ne istediğimizi bilmemek ama çok klişe olacak- onun yerine. “Ne istediğimizi bilip uygulamaya yanlış sokmaktır” diyeceğim.Ben varım demenin ne benim ne de bir başkasının mahremiyet  ihlaline sebep olmaması için anlamadan, dinlemeden hareket etmeyip birbirimize  saygı göstermeliyiz ve buralarda attığımız adımların istemediğimiz şekilde sonlandığını düşündüğümüzde ise  mahremiyet algısının kanatları altına yuva kurmamalıyız.

Eski kulak sahipleri bizler sosyal medyada var olmak için eskiyi bırakıp asıl o kulak sahibi olan uygulama babalarının kulağını kesmeliyiz. Çünkü paylaşımlarımızı belli sınırlar dahilinde kursak bile bu sınırlar hem bizlerden hem de bu ortamı bize sağlayanlardan dolayı  belli yaptırımlarla aşılıyor. Bu durum da mahremiyet algımız ihlal ediliyor. Mahremiyet sınırı istenildiği zaman aşıldığında kişisel veriler kötüye kullanılabilir. Bazılarımız bunun farkında olsak bile gerekli önlemleri almıyoruz. Bu tarz işlemlere karşı hukuki süreçler olsa da sosyal medyada gizlilik için temel ayarları yapıp, paylaşımlarımızı ve kişilerimizi özelleştirilmeliyiz, kişisel verilerimizi kullanmamalıyız.

Son olarak;

Teknolojinin gelişmesiyle değişen ve herkesçe uygulanabilecek olan mahremiyet algısına kendi penceremizden bakmakla kalmayıp,üzerimizdeki etkilerini düşünelim. Ortak mahremiyet algımızı aşılayarak vermek istediğimizi verip gerçekte olmak istediğimiz kişilerin filminde oynayalım ve karşı koltukta oturan sosyal medyanın yanına geçip kendi filmimizi izlemeye başlayalım.

01-07-2021
Eylem Aktaş

Eylem Aktaş

Hayatın İçinden

Radyoloji ve Nükleer Tıp alanlarında eğitim almış öğrenmeye hevesli, gelişime açık, değişen dünyanın hızına yetişmeye çalışan ve karşılaştığı her bir bilgide, yeni yerler keşfeden bir gezginin hissettiği hayranlığı, ruhunda yaşayan biriyim.

aktas.eylemmm@gmail.com

ankara psikolog