Sızı

A+ A-

Sol kolum ağrıyor. Elimi sıkıp bırakıyorum geçirecekmiş gibi. Bacaklarımdan bir sızı yayılıyor. İlkokuldan beri bildiğim bu ağrı ne zaman gelse uzun bir süre geçmez. Annem en sonunda bacaklarımı ovarken yanımda uyuyakalır. Bu durum üzüntümün vücudumda kendini gösterme şekli. Ruhsal olarak yaşadığımız her şeyin bedenimizde bir karşılığı oluyor. Bu tepki yalnızlığın ve üzüntünün tepkisi. Odamda oturmuş yalnızlığı gözetliyorum. Yalnızlık dediysem, insansız sokaklarda kalmış bir yalnızlık değil. Aksine dopdolu bir yalnızlık, kimsenin inanmayacağı bir yalnızlık, dışarıdan harika görünen bir yalnızlıktan bahsediyorum.

Bir önceki yazıma bakarsan sevgiyi anlattığımı göreceksin, hatta bence o yazıda sevgiyi hissedeceksin ama bu yazıda sevgisizliği yazacak kadar halim olduğunu sanmıyorum. İşte benim için sevgi ve sevgisizlik arasındaki fark bu iki yazıdadır.

Bu yazım seni dibe çeksin istiyorum. Sevgisizliğin ne korkutucu olduğunu gör istiyorum. Belki bunu gösterirsem nefreti bir kenara bırakırız diye düşünüyor olabilirim. Gerçi her şeye sevgi göstermek zorunda da değiliz tabi. En azından hiçbir şey göstermeyiz olur biter. Sevgisizlikten ya da nefretten iyidir değil mi?  

Ona çok ihtiyacım olduğunu hissediyorum. Berjerde oturuyor. Elinde bir tabak var. Tabağı sehpaya koyup kucağına oturmak, bacaklarımı kendime çekmek, omzuna kafamı yaslamak ve ağlamak istiyorum. Ona hem ne kadar ihtiyacım olduğunu söylemek, hem de ona ne kadar kırgın ve kızgın olduğumu söylemek istiyorum. Belki bir gün yaparım.

Üçlü koltuğa geçiyorum. Sadece ağlıyorum. İhtiyacım olan tek şey yanımda olması. Sana ihtiyacım var diyorum. ‘’ Senden korksam da, kızsam da, kırılsam da sana çok ihtiyacım var. Sadece yanımda ol. ‘’

Tabi ki biraz kızması lazım. Biraz tehditkar ve soğuk görünmesi lazım. İçinde bunların olmadığını biliyorum. Formalite icabı söylemesini bekliyorum. Geçiyoruz.

Oturduğumuz koltuklar arasındaki mesafe azalıyor. Sanki iç içe geçiyoruz. Bir yandan da o kadar uzağız ki, upuzun bir yolun bir ucundan diğer ucuna seslenir gibi konuşuyoruz.

Nedir bu halimiz? 

Niye oturup kucağında ağlaya ağlaya anlatmak varken, üçlü koltuktan bakıyorum sana?

Bence bu sevgisizliğin başarısıdır.

Tam bir sevgisizlikten söz etmesem de sonuçta belli ki bir duygu var orda bu uzaklığın sebebi olan.

Bana sorarsan bu en talihsiz başarı hikayesidir.

Bunu biz yaratıyoruz. Sonuçta ilişki karşılıklı inşa edilen bir şey ise bunda hepimizin payı var. Belki biraz da kendimize bakarak çözüyoruz meseleyi ve kendimiz seçiyoruz sevmeyi yada sevmemeyi.

Ben sevmeyi ve sevilmeyi seviyorum. Sevgiyi yaymak ve bu hissi tatmak beni yaşatıyor. Aksini de okudunuz zaten, resmen içten içe çürütüyor beni. Kendime soruyorum, ne yaptın da ne oldu ve bundan sonra mutsuz olduğun bu durumu değiştirmek için ne yapacaksın? Çünkü bir şey kendi kendine değişmiyor ve ilk önce kendimi değiştirerek değişimi bir noktasından başlatmış olmak istiyorum.

İnanıyorum ki bir noktasından başlattığım bu değişim tüm noktaları etkileyecek. Sen de inan. En azından dene. Düşünebilirsin de sadece. İstersen sonrasında harekete de geçersin. Bu yazıyı okuduğunda aklına gelen her neyse onu düşünerek dönüştürmeye başlayabilirsin.

Sevgiyi tüm sıcaklığıyla hissetmen dileğimle.

Sevgiler

Didem Akkaya


Kaynakça

https://unsplash.com/photos/Hn5p-3d_TSA

18-10-2020
Didem Akkaya

Didem Akkaya

Psikoloji - Öğrenci

Ben Didem. :) Genellikle aklı karışık şekilde dolaşan bir insanım. Yazdığım zamanlarda ise karmaşadan bir süre kurtulabiliyorum. Aslında psikoloji öğrencisiyim ama burada her konudan yazmayı planlıyorum. Kendimden, hayatımdan, aklımdakilerden ve dünyadan bahsedeceğim. Yazılarıma dönüş yapmak isterseniz mail atabilirsiniz. Sevgiler.

didemaaa@hotmail.com