Şimdi Değişim Vakti 'Seda Saraç'

A+ A-

‘’Değişim zor.’’ Sık sık duyarız, sık sık söyleriz ve sonunda inanırız. Bununla birlikte, değişim bizim de arzuladığımız ve çabaladığımız bir şeydir. Değişim ister kötü bir alışkanlıktan vazgeçmeyi, yeni bir beceri geliştirmeyi ya da büyük bir yaşam değişikliği yapmayı içeriyor olsun, hepimiz hayatımızda bir değişiklik yapma arzusunu deneyimlemişizdir. Peki bu değişimi ‘’zor’’ kılan ne? İki şey var: Değişime karşı olan tutumumuz ve bilinçaltımız.

Hayatımızda bir değişiklik yapmaya karar verdiğimiz zaman tek bir şeyi değiştirmek çoğu zaman yeterli olmaz. Bir değişiklik başka bir değişikliği gerektirdiğinden birden fazla stres faktörüne maruz kalırız. Değişiklik, insan yaşamında stresi beraberinde getiren bir olaydır çünkü değişim yeni bir hayatı, yeni bir yaşam tarzını, yeni insanları, ve yeni ortamları içerir ve alıştığımız, tanıdığımız ve bildiğimiz kalıplardan ve alanımızdan çıkmak her zaman endişe, korku ve şüphe getirir. Bunun temelinde de güven duyma hissi yatar. Tanımadığımız bir mekanda kendimizi pek de güvende hissetmeyiz ama yanımızda bir tanıdığımız veya arkadaşımız varsa gittiğimiz o tanımadığımız mekandaki güvensizlik hissi ikinci planda kalır çünkü bilinçaltımız yanımızdaki tanıdığımızın veya arkadaşımızın varlığına tutunur. Bilinçaltımız bizi güvende tutmak ister ve değişime karşı çok dirençlidir. Bu nedenle, değişim olasılığı bilinçli olarak heyecan verici ve yeni gelse bile, bilinçaltı bizi şu anda bulunduğumuz yere sağlam bir şekilde kök salmak için elinden gelenin en iyisini yapacaktır. Çünkü bulunduğumuz şu an güvenli ve tanıdıktır. Bilinçaltı tanıdık olana tutunur.

Başka bir örnekle daha açıklayayım. Hiçbirimiz duygusal ilişkilerimizde, önceki ilişkilerimizde yaşadığımız kötü anıları ve deneyimleri yaşamak istemeyiz. Ama birçoğumuz ‘’Neden hep böyleleri beni buluyor?’’ sorusunu da kendimize sormuşuzdur. Aslında ‘’böyleleri’’ bizi gelip bulmuyor. Biz onları seçiyoruz. Daha doğrusu bilinçaltımız seçiyor. Sahip olduğumuz her deneyim, bilinçaltımızda hatıralar ve duygular olarak depolanır. İşte bu aslında nasıl ve nedendir. Yaşadığımız, deneyimlediğimiz, gördüğümüz her olayı ve kişiyi bilinçaltımız nasıl (ne şekilde) depoladığını ve neden depoladığını bilir. Ve o olay veya kişi artık bizim zihnimizde tanıdıktır. Zihnimiz bu tanıdık olana zıt olan tüm olayları ve kişileri reddeder. Bilinçaltımız her zaman bir korkuya, bir fobiye, bir alışkanlığa veya bağımlılığa sahip olduğumuzu bilir. Bildiğinin dışında herhangi bir karşıt olguya karşı da direnç gösterir. Yani bizi hep ‘’böyleleri’’nin bulmasının asıl sebebi budur. Daha önce tanışıklığımızın olduğu kişilere de ‘’Hmm, sen tanıdıksın.’’ ‘’Gözüm seni bir yerden ısırıyor.’’ der ve ona tutunmaya çalışır. Biz ise bunu davranışlarımızda somutlaştırırız. Çünkü bilinçaltının bildiği, güvendiği tek adres orası. Güzel bir haber var ama! Bunun bilincinde olduğumuz zaman artık bilinçaltımız bizi değil, biz bilinçaltımızı yönetebiliriz.

Bilinçaltımızdaki zihin hayatımızda gerçekten yapmak, sahip olmak veya başarmak istediğimiz şeylerden bizi vazgeçirir ve değişime direnir. Çoğu insan bilinçli değişimden korkar. Bilinmeyene adım atmaktansa kendi rahatlık alanlarında kalmayı tercih ederler. Sonuç olarak, onlar hayatı değil, hayat onları kontrol eder ve koşulların kurbanı olurlar.

Dünya sürekli değişmeye devam ediyor. Hem fikirlerin istihdamı hem de teknolojinin gelişimi günümüzde çok hızlı olmuştur. Ve biz bireyler olarak her gün değişiyoruz. Yeni bilgiler, yeni yapılar, yeni teknoloji ve bunların ortaya koyduğu yeni zorluklarla bombalanıyoruz. Yeni deneyimler ediniyoruz, yeni şeyler öğreniyoruz ve fikrimizi değiştiriyoruz. Değişen dünyaya yanıt olarak gelişiyor ve değişiyoruz.

Çoğu insan değişimden korkar ve bilinmezlik korkusunu en büyük engel olarak görür. Çünkü bilinmezlik hep bir şüphe ve korku barındırır. Normal davranış kalıbımızın dışında bir şey düşündüğümüzde veya yaptığımızda, bilinçaltımız rahatsız edici bir his yaratarak bizi korur. Bu yüzden çabuk pes eder ve bilinçaltımızın o depoladığı konfor bölgelerine çok kolaylıkla geri döneriz.

Gerçekleşecek herhangi bir değişikliğin olması için onu kabul etmemiz gerekir. Sadece mantıksal nedenlerle değil, aynı zamanda yolda karşımıza çıkacak korkularımızla yüzleşme eylemiyle de. Değişmek için konfor alanından çıkmalı ve bilinmeyene adım atmalıyız. Bu da aslında temel korkumuzu –bilinmeyenin korkusunu– öne çıkarır. Homeostazı, statükoyu korumak ve sonucu kolayca tahmin edemeyeceğimiz şeylere direnmek için doğmuş varlıklarız. Değişim belirsizdir ve bizi yeni yollar ve yeni öğrenmelere götürür. Gerginliği davet eder ve yeni öğrenmenin gerçekleşmesi için ekstra dikkat ve odaklanma gerektirir. Ayrıca süreci sürdürmek ve yoldan geri dönmemek için yeni enerji seviyeleri gerektirir.

Bir başka konu ise değişimin hemen olmasını isteyişimiz. Çok çalışmadan, gerekli önlemleri almadan hemen sonuca ulaşmak istiyoruz. Bir gecede veya haftalar içinde zinde, sağlıklı veya zengin olmak istiyoruz. Gecikmiş hazlara ve isteklere karşı hemen bir kazanç elde etmek için kısa vadeli yollar seçme konusunda ustayız. Ve bu nedenlerle, bize kısa yollar sunan pazarlamacılara boyun eğiyoruz: tek tıkla para kazanmak,  yarım saat içinde 5000 kalori yakarak kilo vermek, sigarayı bıraktıran ilaç veya zayıflatan içecekler gibi.

Oysa değişim bir süreçtir. Ve bu gerçeği anlamamız gerekiyor.


Kaynakça

Görseller
https://unsplash.com/

04-07-2021
Konuk Blog Yazarları

Konuk Blog Yazarları

info@medyacuvali.com

www.medyacuvali.com

Konuklardan Diğer Yazılar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

ankara psikolog